31 Aralık, 2012

yeni, yepyeni, gıcır 2013

bu yıl, benim kalbim 3 kişilik...
kendim için istediğim sağlık da, mutluluk da, huzur da, başarı ve keyif de; hepsi 3 kişilik...

hayattan "bir fazlası"nı dilediğim geçen yıl, bana meleğimi, oğlumu getiren meleklerime sonsuz teşekkür ediyorum ve bu yeni yıl da ona, bana ve babasına hep sağlık, huzur ve ağız tadı versinler diliyorum.


ve biz üçümüz de sizler için hep güzellikler diliyoruz.
içinizden geçenler, bekledikleriniz başınıza gelmese bile, diliyoruz ki başınıza gelen herşey, hep güzel olsun. hep mutlu olun :)

sevgiler çok...
iyi yıllar

29 Aralık, 2012

1 yaş kontrolü, doktor notları

1 yaş kontrolünden geldik. tahlil için kan verdik, sonuçları öbür cumartesi alacağız. boyumuz 75 cm, kilomuz 9600.
gelişimsel olarak tablo olması gerekenden iyi. doktorumuzun odasına yürüyerek girdik, ona sürpriz yaptık :) kan verirken de pek ağlamadık... 
doktorumuzun inek sütüne yaklaşımı; acele etmeyin yönünde. bebeklik çağındaki protein yüklemesi obezitenin temellerini desteklermiş, 18 aya kadar pek sıcak bakmıyor.
bal verebilirmişiz artık.
atopik dermatititimiz için, bunlar zaman zaman belirecek ama 3 yaşında tamamen kaybolacak, cildi nemli tutun yeter dedi. ilaçların çoğu kortizonlu olduğundan önermiyor.
kulağımızı, dilimizi, burnumuzu, elimizi, gözümüzü gösterdik doktorumuzdan bi alkış aldık :)
gece beslenmesini kendi bıraktı dedim, akıllı çocuk dedi :) yoksa benim bırakmam gerecekti artık zaten bu dönemde.
oyun grubumuz için "çok iyi" dedi, gelişmsel açıdan çok faydası varmış.
birşeyi ağlayarak istediğinde eğer bir kez hayır demişsek, istediği kadar ağlasın, istikrarlı olacakmışız. yani neye hayır dendiyse ona sonuna kadar hayır. ama mümkün olduğu kadar az "hayır" kullanmak için, hayır dememizi gerektirecek şeyleri ortadan kaldıracakmışız. ki hayır sayısı azalsın, çocuğu bunaltmasın.
 
odasını ayırıp, biz de kendi odamızda yatacağız. gece her uyandığında gidip sakinleştireceğiz, yeniden uyutacağız ve kendi yerimize geri döneceğiz.
çocuk bu dönemde ağlayıp anneye sığındığında, onu regüle etmek için meme yada emzik kullanmayacağız. sakinleşmesi için başka yollar bulacağız ve o bunlar sayesinde duygularını kontrol etmesini öğrenecek. kontrollü olarak sizden uzaklaşır, geri gelir; kendini emniyette hissetmeye başlar dedi.
şu ara yürüyor olduğu için konuşmak istememesi normalmiş; nöbetleşe gelişim böyle bişeymiş :) yürürken dil becerisini durdurması, yada tam tersi durum da mümkünmüş.
ayakkabı tercihi; tabanı çok sert olmayan, ortopedik yada anatomik olmayan, patik ayakkabıdan biraz daha sert tabanlı "ilk adım" ayakabıları.
evde mümkün olduğunca çıplak ayakla veya çorapla, dışarıda da bu tarz ayakkabılarla yürüyecekmiş. evde zaten hep çıplak ayak yürüyoruz :)
oyuncak tercihini sorduğumda ise, şimdiden sonra oyun kurun dedi. evcilik, arabacılık, doktorculuk, alışveriş oyunu vb.. gibi.
siz bir iş yaparken onu da dahil edin dedi. mesela çamaşır asıyorsanız, mandalı o uzatsın falan gibi... dahil olmak zihinsel gelişimi açısından faydalı olurmuş.
bizden bu kadar :)
herkese sevgiler...

27 Aralık, 2012

zencefil, bal, limon eşliğinde bir yazı

farkındayım, çok ara veriyorum.
verdiğim aralarda boş durduğum pek söylenemez, yine okuyorum, yine araştırıyorum, yine pek çok konuda içim içimi kemiriyor, bazen rahatlıyorum ama çokça aklım karışıyor.
eğer hayatınıza bir bebek girmişse, bundan sonra dengeleriniz hep onun üzerinden yürüyeceğinden ve kendileri sorumluluk listesinin en başına yükselmişken, üzgünüm ama içiniz hiçbir zaman eskisi kadar rahat olamayacak.
idealini büyütmek niyetinde değilim, kesinlikle öyle anlaşılmasın.
benim büyütmek istediğim çocuk; mutlu, huzurlu, dengeli, sağlıklı bir birey olsun, bu bana yetecek. çünkü bunlara sahip olan insan beraberinde pek çok şeyi daha yaşayabilir zaten, değil mi :)

yılbaşından sonra, bu kadar uzun aralar vermeyeceğim söz.
okuduğum, duyduğum, araştırdığım ve kafamı kurcalayan yada içimi rahatlatan herşeyi paylaşmaya devam edeceğim.
bu ara Jr. da ayaklandı, pıtı pıtı yürümekle koşmak arası birşeyler yapıyor...
ben hasta olacak gibiyim derken oldum bile. 
bahane değil tabii ama gene de epeyce vakit alıyor koşturmak ve hasta olmak.
başucumda yine her kış olduğu gibi; bal, zencefil, limon... şifa niyetine adaçayı... 
bal, zencefil, limon demişken; uzun süre dolapta saklayabileceğiniz ve acil durumlarda başucunuzda olabilecek bir zencefil şurubu tarifine burdan ulaşmanız mümkün. ben hemen bugünlerde hazırlayacağım, sizlerin de aklında olsun.

eskiler ne demiş; soğukalgınlığında, ilaçla 1 haftada, ilaçsız 7 günde iyileşirmiş insan :) ilaçsız devam etmek zorundayım, Jr.ın varlığından sebep.
şimdilik iyi gidiyoruz.
en çok sizlerle paylaşmayı özlüyoruz biz, kendinize iyi bakın.
kara kışa dikkat edin...
sevgiler :)

21 Aralık, 2012

iyi ki doğdun!

geçen yıl 22 aralık.. saat 11.40. senin dünyada ilk nefesin, ilk çığlığın... hala kulaklarımda. o dünyaya “merhaba” deyişin meğer ne büyülüymüş, ne tarifi imkansız bir duygu... hayattan “bir fazlasını” dilediğim o yıl, beni sana getirdikleri için,  meleklerime çok teşekkür ediyorum, binlerce kere şükrediyorum varlığına.
senin içimdeki varlığını öğrendiğim, kalbinin atışını kalbimde duyduğum gün, ben tamamlandım. sen doğdunda ise, biz bir “aile” olduk. şimdi artık; kalbimizden, dilimizden önce “sen” geçiyorsun.
seninle ben, babana bir kez daha aşık oldum.
3 kişi olmanın, 2 kişi olmaktan daha güzel olduğunu, daha keyifli olduğunu öğrendim senden...
sen benim ettiğim dua, duyduğum özlem, büyüttüğüm aşksın, binlerce kere “şükür”sün. sen büyülü, gülüşü dünyalara bedel, dokunduğunda içimi eritensin. baldan bir adamsın sen, miladım... büyürken büyütüyorsun beni.
o baldan yanağın dudağıma değeli bugün tam 1 yıl oldu, sen bu süreçte, dünya içinde kendi adına büyümekle kalmadın, kalbimde kendine açtığın yerde sürekli büyüyorsun. daha da büyüyeceksin. ilk gülüşün, ilk emeklemen, ilk dişin, ilk “mama”, ilk “baba”, ilk “anne”, ilk adımların... senin için herşey ilk olduğu kadar, benim için de ilk. sen benim “ilk” göz ağrımsın.
çok korkuyordum ben annelikten, anne olamamaktan, yanlış yapmaktan. hala korkuyorum, ama senin gülümsemeni, doğru attığın adımları görünce, anlıyorum ki birşeyler yolunda gidiyor. anlıyorum ki annelik tek başına yapılan bir iş değil, bunda senin katkın büyük. zaten sen olmasan ben anne olur muydum :) senin bana öğrettiklerini yıllar var öğrenmemişim ben daha önce. senden önce başkası için hiç bu kadar sabretmemiştim.. senin bana verdiğin en büyük hediye bu olsa gerek, sabır. sonra cesur olmayı ve seninle büyümeyi öğrendim senden. her akşam başımı yastığa koyup şükretmeyi, her sabah gülüşünle uykusuzluğumu unutmayı öğrendim... senden öğrendiklerimle güçlendim. çokça zaman, zamanı durduramamanın sıkıntısını yaşadım, çok hızlı büyüdün gözümün önünde, çok hızlı geçti bu bir yıl, doyamadım, pek çok şeyi fil hafızama kazıyamadım, geçiverdi. birşey anlamadan, doyamadan... ama geçerken en çok gülüşün dokundu bana, keyfin, tadın... varlığın :) 

sen geldin, ben doğdum. sen doğdun, ben anne oldum. birbirimize verdiklerimizle, aldıklarımızla bir ömrü büyütüyoruz aslında biz. o büyüttüğümüz ömür, sana hep arka çıksın benim canım oğlum. sevdiklerin hep yanında, hep bir adım mesafede olsun, sen bunu hep bil. için hep rahat, sağlıkla, mutlulukla, huzurla dolu, keyifli yılların olsun.
bu daha “bir”.
sen geçen yıldan bugüne çok mesafe katettin ve diliyorum ki her geçen yılın böyle dolu dolu olsun senin... mutlulukla dolu, sağlıkla dolu, başarılarla dolu...
iyi ki doğdun canım oğlum, bebekler anne ve babalarını seçerek gelirlermiş dünyaya, eğer öyleyse, iyi ki bizi seçtin...
1, sıfırdan
3 te 2 den güzelmiş :) ne mutlu senin bir yaşına, ne mutlu üçümüze :)
varlığınla anne olmanın mutlu gururunu bana yaşattığın için çok teşekkür ederim, seni çok seviyorum.

annen.


20 Aralık, 2012

1 yaşa 1 adım kala

fazla söze gerek yok, Jr yürüyor. o yürüyor, benim kalbim güm güm peşinden koşuyor. çok tatlı, çok paytak, yenesi ayaklar... adım atıyor. ipte cambaz gibi, korkusuzca, ileriye doğru :)


seni çok seviyorum. adımların seni hep iyilere götürsün küçük adam. hayatın tadını çıkar.

29 Kasım, 2012

oynasın da büyüsün

Çocuklar, oyunlarla, oyuncaklarla öğreniyorlar yaşamı. sanki oyun oynamak için doğmuşçasına, yaşamlarının ilk dönemlerini hep oyunla geçiriyorlar. büyük bir ciddiyetle oyun oynuyorlar bile denebilir bence :) işte bu yüzden oyun çok ama çok önemli hayatlarında.
bu anafikirden hareketle, Jr. ile aynı dönem aralığında doğmuş birkaç küçük arkadaşımızla buluşuyoruz bir süredir. ilk zamanlarda birbirlerini tanımıyormuş gibi davransalar da son zamanlarda hallerinde, haerketlerinde büyük ölçüde değişiklik var, bunları gözlemledikçe mutlu oluyorum ben. Jr. da oynadıkça mutlu oluyor olmalı ki, dünkü oyun grubu toplantısında öğle uykusuna fena ayak diredi. pes edip kendi haline bırakılınca da hemen oyuna dahil oldu. açıkçası uykuyu atlamasından biraz rahatsız oldum ama daha dönüş yoluna girmeden arabada uyuyakalmıştı yorgunluktan :) neyse dedim, bu defa oynasın da büyüsün :) 

Oyun ve oyuncak çocukların yaşamı öğrenmesinde en önemli araç. Son zamanlarda yaygınlaşan oyun grupları ise çocuğun sağlıklı ve güvenli koşullarda, keşif yapmasına, deneyerek öğrenmesine, yeni beceriler geliştirmesine olanak tanıyor. biz birkaç arkadaş kendi aramızda toplanıyoruz, imkanlar dahilinde haftada 1 gün. ama eğer etrafınızda bebeğinize bulabileceğiniz arkadaşınız yoksa bazı bebek bakım evleri ve kreşleri haftada 2 gün 2şer saat gibi anneli oyun gruplarına açık. çevrenizde araştırmanızı tavsiye ederim.

Sosyalleşme ve öğrenme sürecinin beraber işlediği oyun gruplarında amaç sosyalleşme sürecinde çocuğu oyalamak yerine ona yeni beceriler ve deneyimler kazandırmak. Çocuğunuzu bir oyun grubuna dahil etmek için ideal zaman ise hareketlenmeye başladığı, etrafındaki değişiklikleri algılamaya ve bu değişikliklere tepki vermeye başladığı zaman. biz 10. ayımız bittiğinde bu gruba dahil olduk, bence uygun bir zamandı ama daha erken de olabilirdi. ama gene de geç kalınmış değil kesinlikle.


bu işin; bana mutluluk, ona keyif ve ruhuna sağlık verdiğini adım gibi biliyorum. hep böyle mutlu olsun kuzular, oynasınlar da büyüsünler :)


ps: aslında bir grup arkadaşımız daha var bizim ama o buluşmalardan pek oyunla ilgili fotoğraf yok elimde, o sebeple paylaşamadım. çok sosyaliz çoook :)

 

24 Kasım, 2012

annece beslenmece

insan anne olunca, kendince masallar uydurup ninniler besteleyebildiği gibi uyduruk ama kaliteli mamalar da hazırlayabiliyormuş meğer :) 
eğer anne olmasaydım asla ve asla aklımın ucuna gelmeyecek yepyeni tarifler icat etmekteyim bi süredir. eh Jr. da bunları severek yediğine göre lezzeti de tescillenmiş oluyor bir nevi.
bu uyduruk birkaç mamanın tarifini paylaşmak isteriz o halde :D

1. avokadolu sabah kahvaltısı - ıhlamur eşliğinde

çok olgun bir avokadonun dörtte birini, haşlanmış bir yumurta sarısı ile birlikte ezilyoruz. üzerine 1 tatlı kaşığı keçiboynuzu pekmezi, rondodan geçirilerek unufak edilmiş 1 cevizin içi ve yarım dilim tam tahıllı ekmek ile 1 çorba kaşığı kadar tuzsuz lor ilave ediyoruz ve bu karışımı bir bulamaç haline getirebilmek için yarım çay bardağı taze demlenip, ideal sıcaklığa kadar ılıtılmış ıhlamur ile eziyoruz. diğer kalan yarım çay bardağı ıhlamuru da kahvaltı esanasında hüpletiyoruz. bize afiyet oluyor, size de olsun :)

2. pirinçli kerevizli çorba

bir adet orta boy kerevizimizi, bir orta boy patates, bir minik soğan, 1 defne yaprağı ve bir küçük havuçla birlikte düdüklü tencerede 15 dakika kadar haşlıyoruz. daha sonra bu sebzeleri kendi suyunda blender ile eziyoruz ve yarım çorba kaşığı kadar tereyağı ve bir tutam karabiber ilave edip yeniden ocağa alıyoruz. içine hafif yoğun bir çorba olacak kadar pirinç ilave edip pirinçler dağılmaya yaklaşıncaya kadar ocağın üzerinde kaynatmaya devam ediyoruz. ılıdığında afiyetle yiyoruz. belki süt ve sarımsak ilave edilebilir, henüz denemedik. size de afiyet olmasını umuyoruz.

3. pırasalı palamutlu Jr. çorbası

bu çorba tamamen kendi icadımız olduğundan ismine kendi adımızı da ekledik.


bir ufak tencerede yarım soğanı zeytinyağıyla çevirip, daha sonra  üzerine rendelediğimiz birkaç domatesi ekliyoruz. domatesler azıcık kendilerinden geçince ince ince kıydığımız bir su bardağı kadar pırasayı, dondurucuda daha evvelden sakladığımız kerevizin yeşil yapraklarından 1 çorba kaşığı kadarını ve gene 1 çorba kaşığı kadar kıyılmış maydanozu, 2 diş sarımsak ile birlikte ilave ediyoruz. yarım su bardağı da su ekleyip kaynamaya bırakıyoruz. kaynadıktan sonra gene daha önce fırınladığımız palamutlardan iki yada üç silindirik parçayı, kılçıklarından güzelce arındırıp kaynayan çorbamıza ilave ediyoruz. 2 taşım daha kaynatıp altını kapatıyoruz. biraz karabiber çok yakışıyor. biz bunu ailece çok seviyoruz. Jr. yiyecekken rondolamak da mümkün ama o artık koca bir bebek :) buna ihtiyaç duymuyoruz genellikle. umarım bu da afiyet olur hepinize :)

iyi haftasonları.

ps: bu tarifleri bloglaştırıp size yazacağımı daha önceden öngöremediğimden yemeklerin fotoğrafları yok, onun yerine Jr.ın yemek yerkenki mutlu anlarından oluşan bir demet fotoğrafı yayınlıyoruz :) sevgilerle..

22 Kasım, 2012

uyku kardeşim... vol.2

bu konuda ilk kez yazdığımda Jr. 2.5 aylıktı. üzerinden 8.5 ay geçti, hayatımızda ve uykumuzda da bir sürü şey değişti. sanırım ileriye değil geriye doğru gittik ve Jr. fabrika ayarlarına geri döndü :)
şaka bir yana, başlangıçta okuduğum tüm "uyku eğitimi ilgili" yayınların yerini "uyku eğitimi gerekli mi" tarzı yayınlar va yazılar aldı. yani "bırakınız çocuğu, elbette zaman içinde kendiliğinden uyuyacak, zorlamayınız" türünde. sonuçta ne kadar doğru ne kadar yanlış hangisi doğru hangisi yanlış bilemediğimden içimdeki vicdani anne sesine kulak verdim.
 
o da şöyle diyor; diyelim ki bugün kim west, ferber, tracy abla veya herhangi bir başka metodla kendi kendine uyumayı öğrense bu Jr., yarın öbür gün dişi çıkarken, hastalandığında veya herhangi başka bir durumda; mesela o gün çok heyecanlandığında, yeni birşey öğrendiğinde, çok üzüldüğünde, çok sevindiğinde tüm bu olanların etkisiyle tüm dersi unutmayacak mı? unutup da yeniden kucakta uyumak istemeyecek mi? neden sürekli başarısız hissetsin ki kendini.
ve karar verdim, ağzımızdaki tüm inciler çıkıp da parlayana kadar kendimi istediğim kadar hırpalayayım bu eğitmler çok gereksiz. hem kendi kendine uyumaya programlı olsaydı bu veletler ağızlarında dişlerle doğarlardı eminim. zira çıkmakta olan dişlerin verdiği rahatsızlık değil uykuyu, yemeyi, oynamayı bile unutturacak kadar zorlu geçiyor son günlerde.
 
neyse, bu diş mevzu başka bir yazının konusu aslında.
demem o ki, bırakınız kendi kendilerine uyumayıversinler. sözünü ettiğimiz bir küçük bebek neticede. siz yaşamınızdan 2 yılı unutuverin, emin olun bu süreçte yaşadıklarınız size kaybettiklerinizi misliyle geri verecek. aldıklarınızın kıymetini bilin. geriye dönüp de "zaman ne çabuk geçmiş" cümlesini hepimiz birgün kuracağımızdan, kucağınızda, göğsünüze yaslanmış uyuyan bu meleğin uykularına eşlik edin.


mışıl uyusunlar, güzel büyüsünler :)




31 Ekim, 2012

bayram bahane, tatil şahane

geçtiğimiz kurban bayramına, hemen önündeki pazartesi ve salıyı da ekleyince upuzun bir tatilimiz oldu ve tahmin ettiğiniz üzere, yine düştük yollara :)

Jr. en başından beri yola, yolculuğa alışık olduğundan bu durumu kanıksadı, zorlanmıyor pek. eh bir de gıcır bir oto koltuğu sahibi olarak bu kez ekstra keyifliydi diyebiliriz.
bu seferki rotamız Ören taraflarıydı. babaannemiz ve dedemizin yeni aldıkları yazlık evi ziyarete gittik. havalar da şansımız güneşli ve rüzgarsızdı. hal, durum böyle olunca attık kendimizi sahile, denize... Jr. da nasibini aldı bu işten. denizi o kadar seviyor ki, tarifi mümkün değil. daha uzaktan gördüğünde başlıyor sesli minik çığlıklarla sevinmeye. suya girmesi, keyiflenmesi tam bir "mutluğun resmi" durumu.
su canlısı oğlumu denizden çıkarmak da bi o kadar zor oluyor tabii.


 bu keyfi keşke kelimelere dökebilsem de öyle arşivlesem buraya ama çok zor.

 1 haftalık güzel, denizli, güneşli, bol kahkahalı bir tatilin ardından dönüş yolu eziyetini saymazsak çok eğlendiğimizi buraya not etmek istedim.
eski usul bayram keyfinden biraz uzak olsak da böylesi de ruhumuzu şenlendirdi, dinlendirdi.
Jr.ın mutlu olduğu, güldüğü, kıkırdadığı her an bana bayram zaten...
 
geçmiş kurban bayramınız ve Cumhuriyet bayramınızı da kutlar, esenlikler dilerim hepinize... Jr, güzel uykusundan uyandı, beni çağırıyor..
sizi birkaç güzel fotoğrafla başbaşa bırakıyorum...
hoşçakalın :)

16 Ekim, 2012

bilim bebeği olduk, diplomamızı aldık

Jr. henüz 6 aylıkken ODTÜ Enformatik Enstitüsü'nde katıldığımız çalışmayı burda yazmıştım. işte o çalışmanın ikinci kısmına da geçtiğimiz cumartesi katılarak tamamladık ve Jr. diplomayı kaptı.
hem bilime katkımız oldu hem keyif aldık.
çalışmadan şimdi haberi olan ve bebeği 6. ayın içinde olan anneler, hemen bugün BeBeM (Bilişsel Bebek Araştırmaları Merkezi)ni arayarak Aslı Hn.dan randevunuzu alabilir ve çalışmanın gönüllü bir parçası olabilirsiniz.

iletişim;

6 ay +12 ya da -12 gunluk bebekleriniz varsa, lütfen detaylar için arayın. 
tel: 210 7864
cep: 0 537 990 4073
 

Dr. Aslı Altan, BeBeM ODTU


oto koltuğu alırken

Jr. 10 ayı geride bıraktı. aslında 1 yaşına kadar geriye dönük oturması gerekiyordu koltuğunda ama şartlar boy uzaması şeklinde değişince yeni bir koltuk almak şart oldu. biz de geçen haftamızı ve haftasonumuzu bu işe ayırdık.
oto koltuğu alırken dikkat edilecek pek çok şey var, öyle rengine, şekline bakıp seçmek ileride sıkıntı yaratabilir. çünkü oto koltuğu bir aksesuar değil bir güvenlik aracıdır. 
satın alırken dikkat edilecekleri bir liste halinde yazmak istiyorum zira minik yavrunuz 1.35 metre boy ve 36 kiloya ulaşana kadar çocuğunuzu oto koltuğunda oturtmaya devam edeceksiniz.
  • öncelikle alacağınız oto koltuğunun bebeğinizin boy ve kilosuna uygun olduğundan emin olmalısınız. bebeğiniz büyüdükçe oto koltuğunu ugun yaş ve kiloya göre değiştirmeyi ihmal etmeyin. 
  • alacağınız oto koltuğunun uluslararası güvenlik standartlarını sağladığını gösteren testlerden geçmiş olması gerektiğini unutmayın. ülkemizde en çok rağbet gören güvenlik standartları ECE R44 04, Adac, TNO,ÖAMTC-Test, Stiftung Warentest
  • tanımadığınız birinden 2. el almamaya çalışın. daha önce nasıl kullanıldı, kaza geçirdi mi bilemeyeceğinizden, bilseniz de emin olmayacağınızdan bu tür güvenlikle ilgili ihtiyaçlarınızı ya tanıdıklarınızdan 2. el alın ya da mümkünse birinci el almaya çalışın. eğer ikinci el almak zorunda kaldıysanız şuna da  dikkat edin; çocuk koltuk teknolojisi hızla ilerlemektedir. dolayısıyla 5 yılı geçmiş oto koltuğu satın almayın. ayrıca kazaya maruz kalmış bir oto koltuğu güvenlik kabileyetlerini kaybetmiş olabilir ve siz bunu sadece ürüne bakarak anlayamayabilirsiniz. dolayısıyla bu tür bir bebek koltuğunu tercih etmeyin. ikinci el bir oto koltuğu alıyorsanız güvendiğiniz veya tanıdığınız birisiden almalısınız.
  • hafif yatırılabilen koltukları tercih edin. uzun seyahatlerde bebeğinizin rahat uyuyabilmesi ve boynunu olabildiğince az bükülmesi bu özellik gerekiyor. 
  • son yıllarda üretilen araçlarda otomobilin gövdesine sabitlenmiş bazı kancalar koltuk arasına bırakılır. oto koltuğu bu kancalara sabitlenince çok daha güvenli bir montaj ortaya çıkmaktadır. İste bu  sabitleme mekanizmasına isofix denilmektedir. oto koltuğunu emniyet kemeri ile araca bağlamak yerine isofix denen sistemle bir baza üzerine monte etmek koltuğu aracın bir parçası haline getirir ki bu durum emniyet kemeri ile bağlamaktan daha emniyetlidir. Bu isofix bazı araçlarda fabrika çıkışı olan bir özellik, bazı araçlara ise düşük bir ücret karşılığı sonradan takılıyor. 
  • oto koltuğunun yan güvenlik unsurları olmalıdır. çarpışmalarda yolcular sadece öne değil sağa ve sola doğru da hareket ederler. bebeğin vücudunun ve kafasının bu tür sağ ve sol alanlara hareket edip başka bir alana çarpmasında iyi bir oto koltuğu engelleyici rol oynar. oto koltuğunun yanlarındaki bariyerler bu görevi elastikiyet sağlayarak yerine getirmelidir. bebek ve çocukların en riskli bölgeleri kafa ve boyunlarıdır. Bu alanlar henüz zayıftır ve bir bebek oto koltuğu boyun ve kafa desteği konusunda mutlaka güvenli olmalıdır. 
  • kılıfının çıkarılıp yıkanabilmesi temizlik işinizi kolaylaştıracaktır. 
  • yazın terletmeyen özel havlu kılıflardan alabilirsiniz. 
  • oto koltuğunun iç malzemesi darbe emici strafor ile kaplı olmalıdır. Bunu kumaşı kaldırarak görebilirsiniz. oto koltuk kumaşı ile koltuk arasında yer alan straforun esnek ve kaliteli olması gerekir. herhangi bir olumsuzluk durumunda bu straforlar esnek tampon görevi yaparlar. straforlara dokunarak kaliteleri hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. bu konu çok önemliymiş ve piyasada içinde strafor olmayan ürünler de var, alırken buna dikkat edin.
  • aldığınız oto koltuğunu montajını ya kendiniz kullanma klavuzunu kullanarak ya da satın aldığınız yerdeki görevliye yaptırın. 
  • ve dikkat; oto koltuklarının güvenlik testleri saatte 90 kilometre hızla yapılmaktadır. eğer trafikte saatte 90 kilometreden daha hızlı gidiyorsanız oto koltuğuna güvenmeyin!
tüm bu anlattıklarımın altını çizmiş olmak açısından şu test videosunu izlemenizi öneririm.
en önemlisi ... bebeğiniz o koltuğa oturmamak için ne kadar ağlarsa ağlasın bunun bebeğiniz için olmazsa olmaz bir kural olduğunu unutmayın ve seyahatiniz  süresince oto koltuğundan bebeğinizi kaldırmayın. eğer çok fazla ağladığını ve bir sıkıntısı olduğunu düşünüyorsanız aracınızı emniyetli bir şekilde sağa çekin ve bebeğinizin sıkıntısını öyle gidermeye çalışın. hareket edeceğiniz zaman mutlaka tekrar oto koltuğuna oturtmayı ihmal etmeyin ve kemerlerin bağlı olduğundan emin olun. bu kural benim olmazsa olmazım. yol ister 2 dakika sürsün, isterse 8 saat. ilk işimiz Jr o koltuğa oturunca kemer bağlamak oluyor. bizimki koltuğunda sıkıldığında eline çift emzik veya  anahtarlık  vermek her zaman işe yarıyor. taktiklerimizi deneyebilirsiniz :)

tüm bu maddeleri hesaba katarak çıktığımız alışveriş yanda fotoğrafını gördüğünüz chicco key1 plus oto koltuğunu satın almamızla sonlandı. yeni koltuğunda Jr.a keyifli yolculuklar dileriz.
bayram öncesi bir yazı olduğundan, eğer bu uzun bayram tatilinde yola çıkacaksanız, sizlere şimdiden güvenli yolculuklar diliyorum. trafik canavarı olmayın lütfen :)


09 Ekim, 2012

ipek hanım'ın çiftliği

aslında uzun süredir haberdardım ipek hanımın çiftliği'nden ama ilk sipariş için oğlumu bekliyormuşum demek ki.
bir arkadaşımın ipek hanım'dan gelen emaili bana yönlendirmesi üzerine başladı sipariş maceramız. sipariş verdikçe, aldıkça, o tatlara ve keyfe alıştıkça da  tavsiyeyi yapan arkadaşıma teşekkür eder oldum. 

gıda konusu benim için eskiden beri hassas. özen istiyor, dikkat gerektiriyor ve etiket okuma hastalığı geliştiriyor. paketli gıdaları hayatınızın ne kadar uzağına koyarsanız o kadar iyi yani. bir de Jr. hayatımıza girdiğinden beri, bu hassas konu bizim için, ekstra ekstra hassas bir konu haline geldi. ek gıdaya geçtiğinde içine düştüğüm telaşı dinlemek istemezsiniz. ne vereyim, ne vermeyeyim, doğalı hangisi, bu ilaçlı mı, bu besleyici mi :/ gıda danışma hattı bana özel bir hat açsa yetişemez derdime. tamam işin organiğine çok da takıntılı değilim ama sözkonusu olan, tercihleri size kalmış bir ufaklıksa dikkatli olmak gerçekten çok önemli.
bu sebepten Jr.ın pekmezi, kuru üzümü, ıhlamuru, sebzeleri, unları kısacası
pek çok şeyi ipek hanıma emanet. ondan gelen siparişler bizi bu yüzden çok mutlu ediyor. iyi ki var, iyi ki bu doğal, güzel, taze ürünleri yetiştiriyor ve ediniyor, bize ulaştırıyor. 
teşekkürler ipek hanım çiftliği :)

çiftliğin hikayesine buradan ulaşabilir, haftalık ürün listesine ulaşmak için email adresinizi site üzerinden kayıt edebilirsiniz. sonrasında ise her hafta posta kutunuza düşen emaille keyfe dalar, liste içinde kaybolursunuz benim gibi :)

ben şimdi mutfağa kaçıp dün teslim aldığım koliden çıkan balkabağı ile Jr.a bir çorba hazırlayacağım. siz de verdiğim linkten çiftliğin macerasını bir okuyun ve bir an için bile olsa oturmakta olduğunuz koltuktan hayallerinize doğru bir uçuş yapın :)
sevgiler...

05 Ekim, 2012

bu evde bir gurme var

Jr. ilk 6 ay sadece anne sütü aldı.
6. ay bittiğinde tadımlık ek gıdaya başladık.
7. ay bittiğinde kahvaltı, 8 bittiğinde et, tavuk, balık ve nihayet 9 bittiğinde de kurubaklagiller eklendi listemize.
her zaman doyacak kadar yemedi, yemediğinde zorlamadım, üzülmedim.
neden diyeceksiniz, anne sütü hala top listte 1 numara da ondan.
yettiğini, doyurduğunu, kalitesini artık cümle alem biliyor. daha değerlisi yok. bağışıklığa karşı 1 numara. yerini ne et tutabilir ne süt ne de reyon reyon dizilen kutulanan mamalar.
ilk mama sandalyemiz bir akrabamızdan geldi, 2 çocuk büyütmüş, emektar... arkaya doğru yaslanabiliyordu ve Jr. yemek yemese bile 4.5 aydan sonra bu sandalye üzerinde masada hep bize eşlik etti.
6. ayda öğünlerimizde hep yanımızdaydı ve ona uygun olabilecek türden başlangıçlarla bize eşlik ediyordu. minik minik haşlanmış sebzeleri masasına bırakıp keyfini izliyorduk. eliyle alıp incelemesi, gözünün içine kadar yaklaştırması, dilini değdirip suratını buruşturması derken hooop ağzına atması falan :) çok eğlenceli. bir o kadar faydalı. kendine olan güvenin temeli bu atılan.
tüm bunları yaparken, onu yemekle yalnız bırakmanın da faydalarından haberdar olunca ona kolay yıkanabilen, pratik bir mama sandalyesi aldık. bildiniz, ikea mama sandalyesi.
şimdi altına koccamannn bir örtü seriyoruz, sandalyede Jr. mamalarıyla keyf ederken kire, dağınıklığa hiç aldırış etmiyoruz. doyacak kadar yemiyor evet, ama keşfediyor. önemli olan da bu zaten. tada, dokulara alışması, onları hafızaya alması. hala anne sütü aldığı için doyup doymaması bu yediklerinden yeterli olanı alıp almadığı çok önemli değil. neticede henüz 9.5 aylık bir bebekten sözediyoruz ve gelişimi gayet iyi. kilo alımı, boyu posu... ortalama.
o yüzden bu minik gurmenin önünde saygıyla eğiliyor ve eğlencesini keyifle izliyoruz :) bebeklerin yemekleriyle oynamasına izin vermek gelişimleri açısından çok önemli. ileride kendi kendine beslenebilen, elinizde tabakla arkasından koşmayacağınız çocuklar için bugünlerde biraz dağınıklığa, kirliliğe izin vermekte fayda var. daha önce burda sözettiğim kitabı da ek gıdaya geçişin başlarında okumuş olduğum için ben de Jr. da çok şanslıyız sanırım. bu kitap her çocuklu evde bulunmalı, anneler, babalar mutlaka okumalı.
çorbalarını ben içiriyorum, genelde 10 çorba kaşığına denk gelen ölçüdeki çorbaları bitirebiliyor. yoğurdunu da ben yediriyorum. ama elinde haşlanmış sebze parçaları, makarnalar, et parçaları, tavuk ve balık parçaları ile meşgulken benim beslediğimden daha çok eğlendiği kesin...
eğlenerek öğrensin, kendine güvensin, mutlu ve dengeli bir çocuk olsun... tüm gayemiz bu bizim. o yüzden eline çatalı, kaşığı verip, onu mamasıyla başbaşa bırakmak gerçekten çok önemli. 
eee bir gurme kolay yetişmiyor :)

03 Ekim, 2012

evde emniyeti sağlamak

Jr. evde emekleyip ayağa kalkmaya başlayalı tehlikeli olabileceklerin sayısı arttı. prizler, kapılar, çekmeceler, dolaplar, balkon kapıları, pencereler, bulaşık makinasının, fırının ve çamaşır makinasının düğmeleri... heryer, herşey artık potansiyel merak konusu ve kurcalanılacaklar top listi.

neye ne zaman merak saracağını bilmediğimizden sürekli uyanık olup, neyin ne şekilde tehlike vereceğini sürekli öngörmemiz gerektiği gerçeği ile yaşıyoruz. bu yazıyı yazmak, çamaşır makinasının bebek emniyetini ilk kez kullandığım dün aklıma geldi. biraz kendi aklımdakileri ve uyguladıklarımı biraz da internetten arayıp bulduklarımı size faydalı olması açısından paylaşmak istiyorum.
internette bunları aramak için gezinirken bir de buna rastladım, bu güzel haberi de okumadan geçmeyin derim.
gelelim bebeğimizin emniyetini esas alan o uzun listeye,

MUTFAK
Tüm beyazlatıcı, ev temizlik ve deterjanları dolaba kilitlenmelidir. Bunları hiçbir zaman etiketlenmemiş bir kutu ya da şişe içine ya da içinde yiyecek ve içecek bulunan kutulara yerleştirmeyin.
Uzun saplı tencerenin sap kısmını içeriğe dönük tutun ve mümkünse tutacak kullanın. Çocuğunuzun yemek ocağının düğmeleri ile oynamasına izin vermeyin.
Fırınınız yandığı zaman, yemek ocağı önü ısınıyorsa çocuğunuzu bu konumdan uzak tutun.
Sıcak yemeği tabağa koymadan önce, çocuğunuzun masaya ye da yüksek sandalyesine oturduğundan emin olun. Masada sıcak tabakları ve içinde sıcak likit bulunan bardakları çocukların erişebileceği yere yerleştirmeyin.
Elektrik aletlerinin her zaman bağlantısını kesik tutun, kullanımda olmadığı zaman, elektrikli tost makinesi, çaydanlık gibi aletleri prizden çekin.
Çok fazla parlatılmış yüzeylerden kaygan paspas ve halılardan kaçının. Dökülen şeyleri hemen temizleyin ve zemin ıslaksa çocukları uzak tutun.
Çocukların çekebileceği uzun masa örtülerini kullanmayın.
Bıçakları ve diğer keskin aletleri ulaşılamayacak bir yerde tutun-belki bıçak askılığı duvarın yüksek bir yerine monte edilebilir.
Bir çocuğun aşağıya çekebileceği bir yere demirden yapılmış bir alet asla bırakmayın.
Kazaların riskini minimize etmek için mutfağınızı düzenli bırakın.

OTURMA ODASI
Kırılabilecek tüm eşyaları ulaşılabilecek yerin dışında tutun.
Alkollü içecekleri ulaşılamayacak gibi saklı tutun.
Sigara, kibrit ve sigara çakmakları çocukların ulaşabileceği yerlerden uzak ve kenarda tutulmalı ve asla kirli kül tablalarını ortada bırakmayın.
Çocuğunuzun elektrik şoku verebilecek televizyon, video gibi eşyaların arkasına ulaşamadığından emin olun.
Asla alçak kahve masalarına, sandalyelerin kollarına ya da küçük çocukların ulaşabileceği yerlere sıcak içecekler koymayın.
Sıcak içecekleri çocuklarınızın ve bebeklerinizin başının üstünden asla geçirmeyin.
Halıların ayağınızın altından kaymadığına emin olun ve takılıp düşmeyin. Kaygan yüzeylerde halının altına kaymayan bir şey satın alıp yerleştirebilirsiniz.
Kitaplığın da güvenli olduğuna ve küçük çocukların erişemeyeceği rafların yerleştirilmesi gerektiğine emin olun.
Üzerinde pek çok şey olan, çocukların masayı devirebileceği uzun masa örtülerini kullanmayın.
Eğer mümkünse, elektrik prizlerini ve fişlerini mobilyaların arkasına saklayın. Elektrik prizlerinin kapağının olmasına özen gösterin.
Mobilya ve diğer eşyaları ateş ya da şöminenin yanına yerleştirmeyin. Bu özellikle eğer mobilya poleratan köpüğü ile doldurulmuşsa önemlidir.

YATAK ODALARI
Çocukların ulaşabileceğe bir yere kozmetikleri, parfümleri, çeşitli hapları (doğum kontrol hapları dahil), kırılabilecek eşyaları ve tırnak makaslarını bırakmayın.
Elektrikli battaniye ve bunun gibi eşyaları çocuğunuz odada yalnızken bırakmayın.
Kullanılmadığında elektrikli cihazları elektrikten çekin saç kurulama makinesi gibi.

ÇOCUKLARIN ODASI
Odayı kırılabilecek ve zararlı eşyalardan arındırmış olarak tutun ve böylece bir çocuk orada tek başına güvenli bir biçimde oynayabilir.
Tüm cihazların sabit ve tüm oyuncakların güvenilir olduğundan emin olun.
Bir yaşın altındaki bir bebek için yastık asla kullanmayın.
Bebeğinizi asla mama önlüğü bağcıklı ya da boyun çevresinden kurdela ile bağlanmış şeylerle uykuya bırakmayın. - Tüm bunlar onun boğulmasına neden olabilir.
Beş yaşın altındaki çocuğunuzu ranzanın üstünde asla bırakmayın. Eğer daha küçük çocuğunuz da varsa, eğer oynuyorlarsa merdiveni uzakta bir yere yerleştirin.
Eğer büyük olan çocuğunuz için okuma lambası mevcutsa, yastık ve yatak çarşaflarından oldukça uzak olduğuna emin olun aksi takdirde yanabilir.
Çocukların tırmanmasını önlemek için pencerelere kilitler yerleştirin, anahtarı yakınınızda fakat onun ulaşabileceği yerin dışında tutun.

BANYO
Tüm ilaçları, kozmetikleri, ev temizlik gereçleri ve jiletleri tercihen çocuklar için kilidi olan dolabın içinde ulaşamayacakları şekilde saklayın. Eğer mümkünse, dolabı duvara yerleştirin, fakat lavoba üzerinde ya da banyo ya da çocukların tırmanabileceği herhangi bir yerde değil.
Klozetin kapağını kapalı tutun ve çocuğunuzun klozetle oynamadığından emin olun.
Musluktaki suyun çocuğunuzu haşlayacak kadar çok sıcak olmasından kaçının.
( Tavsiye edilen en yüksek ısı 54 C (130 F)).
Banyoya çocuğunuzdan önce gidip, her zaman ilk önce soğuk suyu açın, ve her zaman suyun çok sıcak olmadığını kontrol edin. Banyo yaparken çocuğunuzu banyoda asla yalnız bırakmayın ve çocuğunuz bu suda boğulabilir.
Banyoda kaymayan paspas kullanın.
Çok fazla kaynamış su ve sabun kullanmaktan kaçının bu banyoyu çok kaygan yapabilir.

01 Ekim, 2012

bu kadarıyla geçmiş olsun

haftasonumuzu yazacaktım.
ama birşey oldu, tadı kaçtı.
dün akşam 20ye kadar herşey yolundaydı. 
Jr. haftalar sonra babaanne ve dedesiyle buluştu, büyük dayımız da vardı. mangal yandı, balıklar pişti. Ankara'da yazın son günlerinden birinin keyfini çıkardık.
derken akşamüzeri arkadaşlarımız aradı, buluşalım dendi, buluştuk.
İncek tarafında bir yere gittik. açıkhavada oturabileceğimiz, bahçe içinde bir yer.. arabaları valeye değil de biraz ileriye parkettik.
yemeğimizi yedik, sohbeti koyulaştırdık, çaylarımızı yudumlarken, birilerinin gerçekten hırsızlık mı, yoksa sadece zarar vermek amacıyla mı bilinmez, arabamızın arka sağ camını patlattıklarını duyduk... yan masadan... garsona söylenirlerken hem de... "neden duyurmadınız insanlara, biz geleli 1 saat oluyor" diyorlardı... belli ki gelir gelmez farkettikleri bir durumdan bahsediyorlardı... arka sağ camı patlamış olan bir araçtan... araçlarını parkedeceklerken, vale o aracı göstererek "anahtar bende olsaydı, bu olmazdı" deyip gösterdiğinde arabamızın camı çoktan patlatılmış. yani biz arabayı parkettikten hemen sonra. arkamızı dönüp giderken... belki daha bahçeye bile girip oturmamışken. çünkü valenin bunu kendisine söylediğini ifade eden kadınla az buçuk konuşunca böyle bir saat  ortaya çıkıyor. arabadan kaybolan birşey yok... amaç zarar vermek mi hırsızlık mı belli değil...bölgede kayıt yapan mobeseler olsaydı bu olmazdı elbet ama sürekli araç alıp çıkartan valelerin görmediğine inanmak da çok zor... hava kararmamışken üstelik...
gelişmeleri anlatırken güzel şeylerden bahsetmek isterdim, herkes olaya destek oldu, tanıklık yaptılar, kolladılar diye ama fazlaca birşey olmadı. biz üstünde durmuş olalım diye eşim ifadesini verdi. ne mekan sahibi, ne vale, ne yan masa kimse duyduğunu bildiğini anlatmadı. polis bile bize "kaskodan alacaksınız zaten, tutanağa gerek yok bence" dedi.
ne denilebilir ki bunun üzerine... olan olduğuyla kaldı, zarar verildiğiyle...
büyük geçmiş olsun. çok yoruma açık bir konu ama ben yorum yazmayacağım.
aklımıza bile gelmeyen şey başımıza geldi.

26 Eylül, 2012

9. ay doktor notları

geçtiğimiz cumartesi 9. ay kontrolümüz için doktorumuzun kapısını çaldık. Jr.ın gidişatı süper, herşey yolunda. boy, kilo ölçümünden sonra, doktorumuzdan çok faydalı şeyler öğrendik. onları sizinle paylaşmak istiyorum. 
ne zamandır aklımdaydı, "artık mantar yedirebilir miyim" dedim, "ben size vermeyin dememiştim zaten" dedi :) bunun sonucunda, Jr. bugünün finalini mantar çorbası ile yaptı. 
doktorumuzun bu ayki gelişimi için üç oyuncak önerisi var; bir top, bir oyuncak bebek ve bir araba. top atınca tutması ve geri atması, araba yerde sürmesi ve bebek de ona yemek yedirip, ağzını silmesi için. bunlar duygusal ve fiziksel bazı becerilerini geliştirmesine yardımcı olacak. 
"emotional regulation" yani duygusal ifade becerilerine dair öneriler aldık kendisinden, önümüzdeki aylarda duygusal becerilerin geliştirilmesine yönelik tavsiyeleri de olacakmış. bu duygusal düzen dedikleri, mesela bir nedenle ağlamaya başlayan bir çocuğun dikkatini dağıtmaya çalışmadan, onu anladığımızı ifade ederek yanında olduğumuzu gösterme sanatı. ya da öfkelenen, kızan... yani sonuçta kendinizi çok mutsuz hissediyorsunuz ve en yakınınızdakine bunu göstermeye çalıştığınız anda, "aman buna mı üzülüyorsun, boşver" dediği andaki duygularınızı düşünün. işte ufaklıklar, kızdığı, üzüldüğü, korktuğu şey küçümsendiğinde, yok sayıldığında çok daha fazla üzülüyor ve hayal kırıklığı yaşıyorlar. bu konuda en büyük destekçileri olabilmek adına, "acını, üzüntünü, korkunu anlıyorum; ben burda, yanındayım" mesajını doğru verebilmek gerekiyor.
bez bağlamana, oto koltuğuna, giydirmene direnir dedi ve haklı da. direniyor Jr., hiç sevmiyor. ancak bez bağlamamak ya da oto koltuğuna oturtmamak gibi seçeneklerimiz olmadığından bu durumu kabullenmesini sağlayacak şekilde hareket etmek gerekiyormuş. yine kandırmaca, oyalamaca yok. şu an anlamasa bile birkaç ay sonra anlayabileceğini düşünerek şöyle diyoruz, "haydi gel, altını bağlayacağız. 10a kadar sayınca burda ol... 1..2..      ..10" ve 10 olduğunda onu alıp, yatırıp, ne kadar debelenirse debelensin, işimizi yapıyoruz, önümüze bakıyoruz :) 3-5 direnmeden sonra bunun katlanılır bir durum olduğunu anlıyor. ama sakın eline oyuncak verme ve ya camdaki kuşu gösterme numaralarına girmiyoruz, kesinlikle. ayakta, kucakta falan bağlamıyoruz ve itirazlarına bi şekilde devam ediyor, baskılamıyoruz. çünkü bu, aslında onun kendini ifade biçimi. bunu istemiyorum diyor :)
işte aslında son buluşmamızda anlattığı pek çok şey, geçenlerde burda yazmış olduğum Dr. Aletha Solter'in bakış açısı.bebek dediğin ağlayacak ki kendini ifade edecek. ağlamasını engellemeyeceğiz, bu şekilde öfkesini, kızgınlığını, korkusunu yaşamasına izin vermiş olacağız. aynı zamanda yanında bir omuz olarak onu anladığımızı, onun yanında olduğumuzu ifade edeceğiz. "aaa kuşa bak!", "nerde oyuncak araba?", "kedi nerdeymiş" gibi şaşırtmaca teknikleriyle çocuğun yaşadığı şey her neyse, baskılamasına izin vermeyeceğiz, dışa vurmasına yardımcı olacağız. özeti bu :)
en önemlilerden biri de sık sık "hayır" dememek gerektiği. örneğin, sürekli bir saksıya gidip toprakla oynuyor ve biz sürekli hayır diyorsak bu yanlış. sürekli hayır demek pek olumlu bir etki bırakmıyormuş bebekte. bu yüzden saksıyı ortadan kaldırıyoruz. en güzel yöntem bu. ama mesela sürekli fırının kapağına asılan bebeğinize "hayır" demek yerine fırını kaldıramayacağınız için emniyet kilidi kullanıyorsunuz. tehlikeli olabilecek herşeyi ortadan kaldırmanın vakti geldi. ortadan kaldırılabilenleri kaldırmaktaki amaç "hayır" sayısını azaltmak.yoksa "hayır" demek çocuğu ilgi alanından uzaklaştırmaz ve merakını daha çok cezbedermiş :)

 ve kısa kısa;
  • anne nerde, baba nerde, kedi nerde gibi sorularla ilgilenmesi gerekiyormuş,bu yönde çalışmalarımız devam ediyor ve Jr. oldukça başarılı.
  • bebeğe grip aşısı yapmayalım, siz olun dedi. aile büyüklerinin aşı olmasıyla bebek etrafında bir koruma kalkanı oluşturur ve onu korumuş olurmuşuz.
  • doktorumuz bir aşı daha önerdi; adacel polio. bu aşı difteri, boğmaca, tetanos ve IPViçeriyor ve aynı koruma kalkanı durumuyla bebeği korumaya yardımcı oluyor. yani bu aşıyı da biz olacağız.
  • bebekler -ma olumsuz ekini anlamazlarmış. "yapma" demek yerine "yapmak yok" demek gerekirmiş. bir de zaten "yapma" demek olumsuz ek içerdiğinden önerilmiyor. örneğin, "kedi öyle sevilmez" demek yerine "kedi böyle sevilir" cümlesini kurup nasıl yapması gerektiğini göstermek daha yapıcı etki oluştururmuş.
  •  doktorumuzun beslenmeyle ilgili tavsiyeleri arasında, bulamaç olarak verdiğiniz kahvaltıyı ayrı ayrı vermeye başlayın ve yemekleri kendi yediğiniz öğün şekline dönüştürün. yani sadece köfte ile yaptığımız bir öğünü köfte ve pilav, sadece çorba içtiğimiz öğünü çorba ve yoğurt olacak gibi değiştirmek gerekiyormuş artık. başladık, iyi gidiyor bakalım şimdilik :)
  • eti ve tavuğu minik minik vermekte zorlanıyorum, yemiyor dedim, kıyma ver dedi :) tavuk budunu, pirzolayı, köfteyi eline ver dedi bi de. eline verince yarısını yiyor çünkü, yemese bile burda önemli olan nokta; etin, şimdiye kadar yediği sebzeden çok farklı olan, dokusuna ve tadına alışması.
  • ve doktorumuzun bize bu ay sunduğu kitap tavsiyeleri.

    Jr.ın gelişimine yardımcı olabilmek adına;
    Çocuğunuza Sınır Koyma, Robert J. Mackenzie
    Çocuklarımıza Verdiğimiz Gizli Mesajlar, Elizabeth Pantley,Dr. Hande Gürel

    ve bir de kendi bakış açıma yön verebilmek için;

    Geçmişin Hipnozunu Bozmak - Bülent Uran




21 Eylül, 2012

oynasın da büyüsün

oyun ve oyuncaklarla öğreniyor çocuklar yaşamı.
o kadar önemli çocuklar için bu oyun ve oyuncaklar.

son yıllarda yaygınlaşan oyun grupları ise çocuğun emniyetli koşullarda, deneyerek, keşfederek öğrenmesine yardımcı oluyor. bütün bunları yaparken de çocuğun yeni beceriler geliştirmesine olanak tanıyor bu oyun grupları, işte aslında sırf bu yüzden çok önemli.
çocukların hem sosyalleştiği hem de yeni beceriler edindiği bu oyun gruplarında amaç; çocuğu oyalamak yerine ona yeni beceriler ve deneyimler kazandırmak.
oyun grubuna başlamanın ise bir yaşı yok aslında. 
bebeğin hareketlenmeye başladığı, oturabildiği, ek gıda alabildiği, etrafındaki değişiklilkleri algıladığı ve bu değişikliklere tepki verdiği zaman oyun grubuna katılabilirsiniz. 8 ay civarı bu iş için çok uygun.
üstelik anne ve bebek birlikte katılacakları bu 2 saatlik etkinlikle birbirlerine çok şey katacaklar eminim.
pek çok kreş ve gündüz bakımevinin bebek oyun grupları var. genelde program haftada 2 gün, günde 2 saat olarak planlanmış. aynı ay grubu bebeklerin birbiriyle etkileştiği, sosyalleştiği, evde asla yaşatamayacağınız bir deneyim...

nasıl iştahla anlattım değil mi :)

çünkü şu sıra bunu araştırıyorum.
Jr. 9 aylık oldu, oyun grubuna katılacak kıvama geldi. araştırmamızı 1-2 ay içinde sonlandırıp biz de bir oyun grubuna dahil olacağız.
Jr. için çok faydalı olacağına eminim, eh tabii artan enerjisiyle başetmeye çalışan beni de soluklandıracaktır umarım biraz.
çünkü son zamanlarda Jr hayatı iyiden iyiye farketmeye başladı ve anladı ki daha çok işi var, çooook :))



20 Eylül, 2012

mahallenin en mutlu yumurcağı

bunu okuyorum. Türkçe'ye böyle çevrilmiş, orjinal adı "Happiest Kid on the Block" okudukça keyifleniyorum. Jr daha küçük ama 1-4 yaş arası toddler kıvamına geldiğinde bilinçlenmiş olmak istiyorum :))
aslında daha önce alacaktım, piyasada yoktu. 
çok aradım, arkadaşlarıma da arattım.
yok, yok...
yayınevini aradım, yok dediler, basmıyoruz.
pek çok annenin blogunda bununla ilgili notlar okudum, parents dergisi bir sayısında bu kitaba geniş yer verdi ama piyasada hala yoktu.

nihayet yayınevi kalbimin sesini duymuş olmalı ki yeni baskısı çıktı.
tazecik, yepyeni..
hemen sipariş ettim, hemen geldi..
elimde bir başka kitap vardı, hızlıca okurum dedim, olmadı.
araya tatil girdi, bayram girdi :) yeni başlayabildim.
okudukça notlar alıyorum, sizinle paylaşacağım.
Dr. Harvey Karp gerçekten etkileyici. önceki kitabında, Mahallenin En Mutlu Bebeği'nde de öyleydi. iyi ki yeni baskı yaptın Yakamoz Yayınevi.
teşekkürler çok.

Kitabı daha okumadan evvel, göz gezdirme aşamasındayken,  son bölümde rastladığım, her ebeveynin bilmesi gereken 10 kuralı sizinle paylaşmadan gitmeyeyim;

1.  Çocuğunuzu bir mağara adamı gibi görmek işe yarar.
Homurdanmaları ve ellerini her şeye atmaları bir-dört yaş arası çocukların oldukça ilkel gözükmesine neden olur. Aslında, kulağa ne kadar garip gelirse gelsin, evrimsel gelişim açısından Neandertal'lerle büyük benzerlikler taşırlar.Çocuğunuz bu dönemde, ilk insanın 5 milyon yılda tamamladığı 5 ana adımı atacak: Yürümek, konuşmak, nesneleri elleriyle idare etmek, olayların nedenini anlayabilmek ve arkadaş edinebilmek.
2.  Tarih öncesi çocuğunuza "elçi" olun. Çocuğunuzun (özellikle kızgınken) Taş Devri'nden kalma insanlara ne kadar benzediğini fark ettiğinizde işinizin yalnızca "ebeveynlikten" çok dahazor olduğunu fark. edeceksiniz. Siz 21. yüzyıldan Neandertal'lere gönderilmiş bir elçisiniz! İyi bir elçi olarak çocuğunuzu sevgi ve saygıyla yönlendirmeli, zorlayıcı ya da fazla yumuşak olmaktan da kaçınmalısınız.
3.  Fast-Food Kuralı'nı uygulayın. Bu kural basittir: Çocuğunuz kızgın olduğunda hamburgercilerde sipariş alan gençleri taklit etmelisiniz. "Fiyatı" (ne istediğinizi) söylemeden önce daima "siparişi" (çocuğunuzun isteğini)  tekrar  etmelisiniz.   Bir  krizin  ortasındaki ufaklıklar onu anladığınızdan emin olmadığı müddetçe sizin mesajınızı (nedenlerinizi, sakinleştirme çabanızı, uyarılarınızı) anlayamaz. Bu yüzden çocuğunuz kızgın olduğunda kendi fikirlerinizi söylemeden önce, onun ne yaptığını ve sizce nasıl hissettiğini tarif edin.
4.  Yumurcak-ça konuşun. Bir-dört yaş arası çocuklar zaten olgun değildir,ama kızgın olduklarında daha da ilkelleşirler. Bu yüzden huysuzlaşan çocuğunuzla konuşurken daima sözcüklerinizi Yumurcak-ça'ya çevi-; rin. Herşeyi Yumurcak-ça'ya şu basit yöntemlerle çevirebilirsiniz:
•   Kısa cümleler.
•   Defalarca tekrar.
•   Tutkulu bir ses tonu.
•   Abartılı vücut dili ve ses tonu (büyük gülümsemeler, kaş çatma, parmak sallama).
5.  Çocuğunuzun huyunu bilin. Tüm çocuklar aynı aşamalardan geçse de her birinin dünyaya farklı bir bakışı vardır. Çocuğunuz uyumlu mu? Temkinli mi?Hareketli mi? Karşınızdakinin huyunu bilirseniz, sizin çocuğunuz için en etkili ebeveynlik yöntemlerini geliştirmiş olursunuz.
6. Metanetinizi kaybetmeyin. Tarih öncesinden kalma dostunuzun kendini kaybetmesi, sizin de ona ayak uydurmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Aşağıdaki, sık rastlanan sorunlardan birini
yaşıyorsanız bile sakin olun:
•   Kızgınlık: Tüm çocuklar ebeveynlerini sinirlendirebilir..
•   Başarısız hissetmek: Tüm  anne-babalar  günlük mücadelenin içinde zaman zaman kendini başarısız hisseder.
•  Geçmişin  fısıltıları:  Çocuğunuzun  davranışları, kendi çocukluğunuzdan kalan kötü hatıraları su yüzüne çıkarabilir.
•   Huylarınızın benzeşmemesi: Karakteriniz çocuğnuzunkiyle tamamen zıt olabilir.
•  Biraz destek: Birçok aile çocuklarını komşularının ve akrabalarının desteği olmadan büyütmeye çalışıyor. Bunun önüne geçmeye çalışın.
7.  İyi davranışı "saygı ve ödüllerle" teşvik edin. Bu ödüller çocuğunuzun en iyi şekilde davranmasını garantiler:
• Saygı: Çocuğunuzla iyi bir ilişkinin sırrı, saygıdan geçer. Disiplin verirken çocuğunuza saygı duymak ve gururunu kırmamak çok önemlidir. Bu ikisi utanç, aşağılanma gibi yaralayıcı duyguların oluşmasını da engeller.
•   İnandırıcı övgü: Çocuğunuzun özgüvenini övgü, biraz abartılı tebrik ve.bolca ilgi, sevgi dolu cümleyle besleyin. Daima çocuğunuzun karakterini değil, yaptığı şeyi övün ya da eleştirin. Ayrıca çocuğunuzu övdüğünüzde bunu geri almayın (övgüyü mahvetmeyin).
•    Yan kapı mesajları: Çocuğunuz kulak misafiri olduğu şeylere, ona direkt söylenen şeylere göre daha fazla inanır! Bu güçlü yöntemi üç şekildekullanabilirsiniz:
1) "Dedikodu" yapın; çocuğunuzunonun hakkında bir başka kişiye ya da oyuncağa
söylediğiniz şeyleri duymasını sağlayın.
2) Masal anlatın; içine önemli bir mesaj gizlediğiniz, eğlenceli hikayeler çocuğunuzun gerekli dersi almasını kolaylaştırır.
3) Ters psikoloji yöntemi uygulayın; çocuğunuzu, yapmasını istediğiniz şeyin tam tersini söyleyerek doğru davranışa teşvik edin!
•   Güven  artırıcılar: "Güven  artırıcı"  egzersizlerle (ona inandığınızı gösterecek basit yöntemler) ve "Salağı oynayarak" (kendinizle dalga geçerek çocuğunuza güven vermenin yolu) çocuğunuzun gururlu ve güvenli olmasını sağlayın.
•   Ödüller: Eline işareti koymak, sticker yapıştırmak ya da arada sırada çikolata gibi ödüller vermek işbirliği dişlisini yağlar.
8. İlgi Zamanı'na önem verin. İlgi zamanı, çocuğunuza zaman ayırdığınız küçük rutinlerdir.
Bazı ilgi zamanı tavsiyeleri şöyle sıralanabilir:
•   Masaj yapmak.
•   Özel Zaman: Sevgi ve yoğun bir ilgiyi beş dakikaya sıkıştırmanın en iyi yolu.
•   Onaylama: Çocuğunu yatırdığınızda birçok pozitif ve umut dolu sözcük paylaşın.
•   Açılış-Kapanış Törenleri: Rahatlatıcı, sağlıklı nefes egzersizleri.
•  Oyun: Her türlü oyun.  Ama  dışarıda oynanan oyunlara, yaratıcı oyunlara ve okumaya ağırlık verin.
•   Çocuğunuzun özel bir ilgi kurabileceği oyuncak,
battaniye ya da diğer nesneler.
9. Çocuğunuzun davranışlarını istediğiniz yöne çekmek için nazik bir disiplin yöntemi uygulayın.Çocuğunuzun görevi, sınırları zorlamak; sizinki ise, bunların sağlamlığından emin olmak.
•   Davranışıyla ilgili uygun beklentileriniz olmalı.
10. Mümkünse çatışmaları alternatif sunarak veya özveride bulunarak atlatın.
•   Uygulayabileceğinizi bildiğiniz yasaklar koyun.
•  Yasakları kısaca, ciddi bir ses tonuyla ve Yumur-cak-ça söyleyin. (Karşılaştırma yapmaktan, abartmaktan ve çocuğunuza isim takmaktan kaçının.) Eğer gerekiyorsa ceza vermekten korkmayın ("barikatlar"). , Dolambaçlı yollar çocuğunuzun kurallara uymasını
sağlamıyorsa, bir-dört yaş arasına uygun bir ceza vermenin vakti gelmiş olabilir. En çok işe yarayan ve çocuklara uygun olanlar şöyle:
•   Umursamamak ("görmezden gelmek").
•   Haklarını elinden almak (çocuğunuzun istediği şeyi elinden alıp kaldırmak).
•   Molalar vermek (kısa bir süre yalnız başına kalmasını sağlamak).

19 Eylül, 2012

Jr. yolda

Jr doğduğundan beri yolculuk yapıyor nerdeyse.
ona göre uzun olabilecek ilk seyahatimizde kendisi 6.5 aylıktı, sonra zaten seyahatler sıklaştı ve Jr bu duruma alışmakla şaşırmak arasında bir yerde kaldı :)
en son Ankara'dan yola çıkıp da eve tekrar geri dönmemiz arasında yolda 1900 km ye yakın mesafe katedince bunu da bloguma not alayım dedim.
yolculukla ilgili önemli notlar vermek niyetinde değilim ancak Jr doğduğunun 3. gününden itibaren oto koltuğunda seyahat ettiği için  oto koltuğu fikrine hiç yabancı değil. sadece son zamanlarda hareketleri arttığından, bağlı kalmak fikri onu bunlatıyor olmalı ki emniyet kemerleri bağlanma aşamasında epeyce kızdığı oluyor. sonuçta bu kızgınlığı pek işe yaramıyor tabii :)
arabada ona arkadaşlık edecek pufidik oyuncakların yanısıra sesli oyuncaklar, diş kaşıma oyuncakları ve bir adet dokun & hisset kitabı bulunuyor.
bunlardan da sıkılmışsa yapacak birşey yok, uykusu gelmiş oluyor genelde ve uyuyor. açıkçası kucağımda uyumaya alışmış olan Jr için oto koltuğunda ve pusette tek başına uykuya dalmak hiç kolay olmuyor. gene de ısrarı ve istikrarı elden bırakmıyorum. uyuduğunda hiç uyanmadan 1.5-2 saat yolculuk edebiliyor. bu da iyi bir süre aslında, çünkü bana hep rahatsızmış gibi görünse de sanırım rahat bu oto koltukları :) önemi ve gerekliliği konusunda zaten söylenecek pek fazla birşey yok. 
bu konuda değiştirebiliriz.org un linkteki bağlantısını mutlaka okuyun derim.

sonuç itibari ile bizim gibi gezenti bir anne babaya sahip olduğu için bir ayağı hep yolda bu küçük adamın. ben hamileliğimde de çok gezmiştim, alışık sanırım, kolay kolay huysuzlanmıyor.

sırf bu yüzden bir kocaman aferin daha benim akıllı oğluma :)

18 Eylül, 2012

Çocuğunuza Kulak Verin

son birkaç gündür hangi blogcu annenin sayfasına tıklasam tek bir isim çıkıyor karşıma, Dr. Aletha Solter.
peki kimdir bu Aletha Solter derseniz, Slingomom, kendi sayfasında şöyle bahsetmiş,

"Türkçe’ye ‘Doğal Ebeveynlik’ olarak tercüme dilen Attachment Parenting'in şiddetli bir savunucusu, bir psikolog olan Aletha her zaman aşırı uçlardan kaçmış. Yani çocuğu tek başına bir odada bırakarak ağlatmaya inanmadığı gibi bebek her ağladığında ağzına meme dayamayı da önermiyor.

Aletha'nın kendi geliştirdiği Aware Parenting ise şunları vurguluyor;

1) Doğal ebeveynlik. Anne-çocuk bağının kuvvetli olması çok önemli. Bebeği sling ile taşımak, beraber uyumak, emzirmek, bebek her ağladığında yanında olmak ve mümkünse en azından ilk 1 sene bebekten ayrılmamak gerekiyor.

2) Ödül Yok Ceza Yok.

3) Stress ve travmanın iyileştirilmesi ve önlenmesi. Aletha, davranışsal ve duygusal problemlerin en büyük nedeninin stres olduğunu düşünüyor. Stresin dışa vurumu ise öfke nöbetleri, ağlamak, gülmek, titremek olabiliyor."


ağlamakla ilgili olarak Aletha'nın bakış açısı, ağlamayı durdurmamak yönünde. bebeğin anne kucağında ağlamasına, öfkesini dışavurmasına ve bu şekilde sakinleşmesine izin vermek gerek diyor.
ağlamanın 2 temel sebebi olduğunu savunuyor; iletişim ve stresten kurtulmak amaçlı.
yani küçük bebeğimizin veya çocuğumuzun, sebebi ne olursa olsun ağlamasına ilgi göstermek gerekiyor. yani temelde, bir çocuk ağlıyorsa ilgiye ihtiyacı var demek. ağladığında onun yanında olmalı ve onu anladığımızı gösterebilmeliyiz. bu şekilde duygularını dışa vurmayı öğrenmesine yardımcı olabiliriz.

Aletha'nın kendi kaleminden;

Çocuğun her zaman güvende olduğuna ve onu dinlediğinizi bilmesi gerekiyor.

Önce güven ve bağlılık ardından kocaman bir kucaklama gelir. Çok ceza veren bir anne hatasını fark edip devamlı sarılmaya başlarsa da çocuk için bir soru işareti anlamına gelir ve beklenen tepkiyi vermez. Yapılacak ilk şey onun güvenini kazanmak. Onu dinlediğinizi, anlamaya çalıştığınızı bilmeli. Zaten yaramazlığın nedenleri ilgi çekme ihtiyacı, bilgi eksikliği ve strestir. Çocuklarınızı bu şekilde yetiştirdiğinizde ergenlik dönemlerinde de problem yaşamazsınız. Çocuk, annesi ile her şeyi konuşabileceğini, onunla birlikte ağlayabileceğini bilmeli.

Çocukların ileriki yaşlarda doğru kararları verebilmeleri için bilgiye, ilgiye, sevgiye ihtiyaçları vardır. Böylece büyüdüklerinde yaşamak için çalışmak zorunda olacaklarını bilecekler, hayatın kötülüklerini öğrenecekler. Bunları anlamalarını sağlamak için ceza vermeye gerek yok. Eğer bir problem varsa yapılacak şey basit: konuşmak yani duygularını ifade etmesine izin vermek.

kısacası herşeyde olduğu gibi bebeğimizle, çocuğumuzla olan ilişkimizin anahtarı "güven". bu olduğu zaman herşey aşılıyor. annesiyle, babasıyla herşeyi konuşabileceğini, duygularının gözardı edilmeyeceğini bilen çocuk için ceza ve ödül sisteminin de gereksizliğini ve yanlışlığını vurgulamış Aletha.

kendisinin ceza ve ödül ile ilgili seminer notlarını paylaşan blogcu annelere de çok teşekkür etmek istiyorum. sayelerinde hem cezanın hem ödülün neye yaradıklarını neye yaramadıklarını okuma ve öğrenme şansı yakaladım. keşke Aletha'yı Ankara'da da dinleme şansımız olsaydı. çok isterdim.

bu konu ile ilgili bulabildiğim tüm blog yayınlarına, başta slingomom blog sayfasından ve sonra burdan, burdan, burdan ve burdan ulaşabilirsiniz.

Aletha Solter'in Türkçeye çevrilmiş kitaplarını da burdan edinebilirsiniz.
ben bugün sipariş verdim bile :)
sevgiler.






01 Eylül, 2012

Z kuşağı çocukları ve Mom-Z 2012

2000 ve sonrasındaki yılarda doğan veletlere "Z kuşağı" dendiğini sabah sabah burda okudum ve bilgilendim bu konuda da. demek ki bizim Jr. bir Z kuşağı üyesi.
özetle burdaki bilgilerden yola çıkarak kime Z kuşağı dendiğini not düşmek isterim. slingomom der ki;
"2000 yılı sonrasında doğan çocuklara Z kuşağı adı veriliyor. Bir diğer deyişle de dijital nesil olarak adlandırılıyorlar. Teknolojinin tam ortasına doğan çocuklar bizimkiler. Bize düşen de onları anlamak ve doğru yönlendirmek. İşin gerçeği onlara yetişmemiz gerekiyor. Çünkü bu dijital dünyanın çocukları teknoloji ile iç içe büyüyorlar. Coğrafi sınırlamaları kavramaları çok zor. Çünkü binlerce km uzaktaki kuzenleri ile ekrandan yüz yüze görüşebiliyorlar. Sabırsızlar, yeni bilgiye açlar, hayal dünyaları uçuyor, bağımsızlık istiyorlar. Buraya kadar harika oysa tüm bu özellikler onların tatminsiz, aceleci ve çok fazla bireysel olmalarına da sebep olabiliyor."
bir yaşıma daha girdim, bilgi güzeldir, öğrenmenin sonu yoktur. 
burdan tık tıklayarak bir başka sayfada da bununla ilgili bir etkinliğin programına ve detaylarına ulaştım.
MOM-Z 2012
11-13 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşecek olan Bilişim Zirvesinin Next Step etkinliği olarak 12 Eylül günü gerçekleşecek olan MOM-Z  2012 Summit, geleneksel  olmaktan çıkan yeni yollar arayarak Z Kuşağı Annelerine ulaşmak isteyen tüm pazarlama ve buna destek olan dijital oyuncuların içinde olması gerek  bir platform. Yeni anneler ve onlara ulaşmak isteyen ürün ve hizmetlerin bir arada olmasını sağlayacak olan, bilgi paylaşan, hizmet sunan, sağlayacağı network ve entegrasyon ile yeni nesil iş yapma biçimlerini update eden, amatörden profesyonele herkesin bir arada olmasını sağlayacak, sözünü söyleyeceği, iletişim kuracağı, başarının alkışlanacağı, dünyaya örnek gösterilecek işlerin konuşulacağı bir yeni paylaşım alanı.
ancak keşke istanbul'da olsaydım da bu konuda daha da çok bilgilenseydim.
İstanbul'lu Z kuşağı çocuklarına sahip anneler kaçırmasın diye bunu burda paylaşmaya karar verdim.
bir de öğrendim ki Wall Street Journal tarafından “Ebeveny Guru’su” olarak tanımlanan, Mom Central kurucusu ve CEO’su Stacey DeBroff Mom-Z’de Türk Anneleri ve Z Kuşağı Anneleri için çalışan sektör profesyonelleri ile tanışmak için Türkiye’ye geliyormuş. şurdan Stacy DeBroff ile ilgili detaylara ve burdan da Mom-Z 2012 konferans programına ulaşabilirsiniz.
burdan bir tıkla davetiyenizi kapabilir ve 12 Eylül 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezi'nde yapılacak olan bu etkinliğe katılma şansını elde edebilirsiniz.

ne güzel haber değil mi ;)
sevgiler.


27 Ağustos, 2012

Sinop gezi ve yolculuk notları

geçtiğimiz bayramın ilk 2 günü için Sinop'u keşfetmek üzere, kendimiz için ufak bi çanta fakat Jr için büyük bi bavul hazırlayıp  Ağustosun 18. gününün  sabahı yola çıktık.
gidiş için Ilgaz yolunu seçtik ve yol boyunca büyülendik. Ankara - Sinop arası yol 440 km. ancak bizim için biraz daha uzun sürdü sanki. Jr acıktı, kaka yaptı falan derken arada da manzaranın aşkına verdiğimiz molalarla keyifli bir yolculuk yaptığımızı söyleyebilirim. yol üzerinde, Taşköprü'den geçerken, dünyanın en iyi sarımsağından almamak olmazdı o yüzden aldık da geçtik :)

Sinop, ölmeden önce görülecekler listenizde mutlaka olsun. bu Türkiye'nin en kuzeyindeki küçük deniz kıyısı şehri gerçekten çok huzurlu ve keyifli. mevsim itibariyle çok sıcak değildi, hatta 3 sabah da gözümüzü muhteşem yağmurlara ve gökkuşağı manzaralarına açtığımız için kendimizi çok şanslı hissettik.

 
biz Sinop'ta eşimin eski bir arkadaşı ile buluştuk ve onun tavsiyeleri ile Yalı kahvesi'nde çay içmeden, Örnek Fırın'da cevizli mantı ve nokul yemeden ve denize girmeden ordan dönmedik :)) sahilde balık ekmek ve bira keyfini de unutmadık tabi.
eğer sizin de yolunuz birgün Sinop'a düşerse bunları mutlaka yapın. Hamsilos, İnceburun ve Akliman görülecekler listenizde olsun.
biz sadece 2 gece kalabildiğimiz için bunları yapabildik ama eminim daha uzun süre kalsaydık tadına doyamadığımız denize daha çok girerdik ve cevizli mantı sebebiyle birkaç kilo fazladan alıp dönerdik evimize :))

bu kısa Sinop gezimizin 2. gününde Tarihi Sinop Cezaevini gördük ve ruhuma bıraktığı iz uzunca bir süre üzerimde kalacak... bu konu hakkında çok konuşmamak en iyisi... en güzelini Sabahattin Ali söylemiş zaten; "aldırma gönül, aldırma" diyerek..

 
gezimizin dönüş yolunu da Boyabat üzerinden yaptık ve Ankara'ya daha sakin ama manzarasız bir yoldan döndük. dönerken yol üzerinden tazecik domates, biber ve mis kokulu kavunlarımızı almayı ihmal etmedik.
Jr ile yolculuk ve tatil nasıl oldu kısmına gelince ise, yol boyunca huzursuzluk çıkarmadı diyebilirim sadece dönüşte Ankara il sınırını geçince, ağlamaya ve huzursuzlanmaya başladı, eh tabii uzun bir yolculuğa haddinden fazla sabırlı davrandı ve o yüzden bu kadarını yapmaya hakkı vardı sanırm :) yolun gidiş ve dönüş kısmında uzun uykular uyuduğu için kendisine teşekkür ederiz.
giderken park yatağımızı yanımızda götürmüştük ve çok işimize yaradı. sadece 3 gün boyunca fazla hareket alanı olmadığı için sıkılmış olabileceğini düşünüyorum ama bize pek bişey yansıtmadı :)) sonuçta eve gelir gelmez kendisini yere bıraktım ve büyük bir keyifle emeklemeye başladı :) yaşasın özgürlük yani...

şu an uyanık ve oynamakta olan Jr benden ilgi bekler, bu kadarını da olsa yazmama fırsat verdiği için kendisini öpücüklere boğmaya gidiyorum...

sevgiler..