22 Temmuz, 2012

melek uykuları

doğduğu günden beri Jr. akşam 8 ya da 8.30 oldu mu uyur ve doğduğu günden beri sabah 5.30 ya da 6 oldu mu neşe içinde uyanır.yine üstelik 2 aylıkkenden beri akşam 8de uyuyunca gece 2ye kadar hiç uyanmadan uyuyabilir. tüm bu cümlelerin herbirine kocaman bir mavi boncuk taktım, haberiniz olsun.

Jr. 2 aylıkken ona uyguladığımız uyku eğitimi hakkında burada uzun uzun yazmıştım. kendisi tam 5 aydır bize ve kendisine hiç eziyet etmeden güzel uykular uyuduğu için çok ama çok şanslı bir anne ve baba olduğumuzu yeniden vurgulamak isterim.

2 aylıkken yazdığım yazı uykusuz anneler kulübünün sayfalarına taşınınca, bir anne, "bu gerçek mi" diye sorarak başladığı bir not iliştirdi yazıma. 
hayatta en sevmediğim şey, bir annenin bir başka anneye, annelik dersi vermesidir, bunu çok iyi biliyorum. o sebeple herhangi bir anneye akıl yürütecek değilim ancak uyumayan bebeğinizin tüm bu süreçte başka bir sıkıntısı olmadığınıza emin olmanızı isterim. açlık, kolik, hastalık, diş çıkarma vesaire gibi… çünkü huzursuzluğunu yenmesi için ona yardımcı olduğumda, bebeğim kolayca uyuyor gerçekten, evet gerçekten.
kimseye birşeyleri yanlış yapıyorsunuz demiyorum ve bebeklerin uyku kodlarıyla doğduğu konusunda hak da veriyorum. ben de konu olan yazıma bu şekilde başladım zaten, “çok şanslı bir anneyim.” ancak bu demek değil ki ikinci bebeğimde de bu kadar şanslı olacağım. belki ben de ikincisinde çok zorlanacağım bunu şimdiden bilmiyorum ama okuduğum, öğrendiğim ve uyguladığım yöntemin çok faydasını gördüm. dikkat ederseniz tek bir yöntemden söz ediyorum, çünkü birden fazla yöntemi uygulamak ve zaman içinde bunları değiştirip bir istikrar sağlamamış  olmak, bebeğin bunların hepsini birden reddetmesine yol açar.
dilerim tüm uykusuz bebekler bir an önce mışıl uykularına kavuşur. bebeğine uyumayı öğretebilmiş bir anne olarak size bu kadarını söyleyebilirim.

14 Temmuz, 2012

Jr büyürken okuduklarım

başucu kitabım; Tracy Hogg & Melinda Blau'nun, adı Türkçe'ye "Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler" olarak çevrilen kitabı. Bu kitap gerçekten her yeni anneye başucu kitabı olmalı. Bebeklerin doğumdan itibaren 1 yaşına kadar olan dönemlerinde uyku, beslenme ve daha pek çok problemli davranışına nelerin sebep olabileceğini ve bunları nasıl karşılayıp, nasıl çözebileceğinize dair öneriler sunuyor. Ben kitabın DVD hediyeli olanını almıştım. Videoları da babamızla izliyoruz ki, bebek bakımı konusunda ortak bir dil geliştirebilelim. özellikle uyku konusunda sıkıntılarınız varsa, eminim Tracy Hogg, harika metodlarıyla sizi şaşırtacak :)
aynı ikiliye ait ve çevrilen adıyla "Çocukluğa Geçiş Sorunlarına Mucize Çözümler" okunmak üzere sırasını bekliyor.
Jr. a uyku eğitimi verdiğim dönemde başvurduğum bir diğer kitap; Dr. Harvey Karp - adı "Mahallenin En Mutlu Bebeği" olarak çevrilmiş. Bu da bebeğinizin, yaşamının ilk aylarında uyku sorunlarına çözüm aradığınızda başvurabileceğiniz bir kaynak kitap. açıkçası Dr. Harvey, kundak sever tavırlarıyla benim pek ilgimi çekmedi ama tam olarak da kundak karşıtı sayılmam.. hatta yarım kundakla bebeklerin daha huzurlu uyuduklarını biliyor ve destekliyorum. Eğer bizim Jr. uykusever bir bebek olmasaydı bunu da gözü kapalı denerdim eminim :)
Dr Harvey Karp'ın "Mahallenin en Mutlu Yumurcağı" adlı kitabının ise, yayınevinden aldığım bilgiye göre yeni baskısı hazırlanıyor. Çıkar çıkmaz edineceğim.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle dün aldığım, İspanyol bir çocuk doktoru olan Carlos Gonzales'in "Çocuğum Yemek Yemiyor" adlı kitabı ise, kitaplıktaki yerini aldı. Ek gıdaya geçtiğimiz şu dönemde, "iştahın ihtiyaçla orantılı" olduğunu vurgulayarak başlayan bu kitabın da bu dönemde bize iyi bir kılavuz olabileceğini düşünüyorum.

bunların dışında Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in kitapları iyi birer kılavuz. İhtiyaç anında başvurulabilecek çok faydalı bilgiler ve ipuçları içeriyor.
hamileliğimde almış olduğum "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" ve "Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler" adlı kitapları da okumanızı tavsiye ederim.

son 6.5 ayda hayatımıza giren kitaplar bunlar.
hepsini daha sonra detaylı ve içerik olarak da paylaşabilmeyi umuyorum.

tavsiye niyetine de bu blogu yazdım diyor ve noktalıyorum :)

10 Temmuz, 2012

yaklaşma, dişlerim

geçtiğimiz pazar günü Jr.ın henüz 1 aylık olan minik dişlerini, bir diş buğdayı partisi organize ederek kutladık. hava yağdı yağacak gibiydi ama pek yağmadı, üstelik bu serinlik, tüm günü bahçede geçirmek zorunda kalan Jr. için çok ideal oldu. ne çok sıcak ne çok soğuk, kıvamında :)

uzun süredir bu partiyi organize ediyorduk. misafirlerimize dağıtmak için  kendi ellerimle yaptığım diş şeklindeki magnetlerin yanısıra bir de bir internet sitesinden bir tasarım sipariş etmiştim. çok güzel oldu, çok içime sindi ve eminim misafirlerimiz için de anlamlı bir anı oldu.partimize gelen miniklere birer diş fırçası hediye ettik. misafirlerimize şekersiz, hafif bir buğday servis ettik. gelen konuklarımız elleri boş gelmeyerek bizi çoook mutlu ettiler. 
 
tadına doyulmaz kısırın, sünger gibi kabarmış kekin, nefis yaprak sarmaların, yerken kendimi durduramadığım mercimekli köftelerin yaratıcılarına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :)

bu parti ikisi birbirinden ayrı ve güzel iki ayrı buluşmaya tanıklık etti.
biri 17 yıl sonra iki dostun karşılaşması idi ki bence en güzel, en keyifli kısım buydu. bu mucizeye tanıklık eden minik pastaları bu sözünü ettiğim eski dost hazırladı ve buluşmaya vesile oldu. yoksa ertele ertele, buluşamayacaktık korkarım. buluşma anına gelince, sanki onca yıl hiç geçmemiş, sanki biz hala Mustafa Sandal'ın "Bu kız beni görmeli" şarkısına klip çeken 2 genç kızdık... hey gidi günler :)) bu apayrı bir bloga konu olacak gibi, bunu bir ara yazayım...
ikincisi ise, yaklaşık 2 yıldır bir forum sayfasında başlayan paylaşımlarımızı, sohbetimizi bugüne kadar taşıdığımız bir arkadaşımla ilk buluşmamızdı. bunu gerçek hayata taşıyabildiğimiz için çok ama çok mutlu oldum. bunca zamandır birçok şeyi paylaştığımız için, karşılaştığımızda hiç yabancılık çekmedim :) bu forumdan bu dostluğa eşlik eden bir arkadaşım daha var, onu da ben gidip göreceğim yaz bitmeden :) çok güzel şeyler bunlar..

partimize dönersek; bu herbiri ayrı ayrı süslenmiş minik kekler çok hafif ve meyveliydi. misafirler üzerindeki şeker hamurunu kaldırıp mideye indirebilsinler diye tasarlandırlar ve canım arkadaşım çok güzel mesajlarla süsleyerek bize harika bir sürpriz yaptı. ne kadar teşekkür etsem az.
 
bu partinin baş kahramanı olarak Jr, kendine güzel mesajlara sahip pastalardan birini seçti ve benim gibi şeker düşmanı annesinin gözünün içine baka baka yemeye yeltendi :D ama başarılı olamadı. eminim gıda konusunda yolun başında olmasaydı, afiyetle midesine indirirdi.


    
diş buğdayı partimiz de böylece geldi geçti. hoş bir anı olarak kayıtlardaki yerini alsın diye bu blog oluşturuldu :)) 
meslek tepsisi ve buğday kolyesi gibi detayları atlayıp unutmuş olsak da çok güzel bir pazar günü geçirdik biz. tüm dostlarımıza, akrabalarımıza va ailelerimize teşekkür ediyoruz... böyle bir kalabalığa sahip olduğu için Jr çok şanslı :)


ayrıca, çok yaklaşmayın. dişler artık gerçekten kesiyor ;)
bir de güzel hediyeler için herkese ayrı ayrı ve yeniden teşekkür ederiz...

03 Temmuz, 2012

yaş 35, yolun başı

en güzel yaşım, 35'im.
büyüdüğüm,  anne olduğum, çocuk olduğum...kalabalıklaştığım yani.
keyifli, olgun, huzurlu, çocuklu...

yaşlanıyorum yerine büyüyorum diyebildiğim, huzurlu bir yaş bu 35.

hayat son zamanlarda; elime güzel bir oyuncak vermişler de beni onunla yalnız bırakmışlar, ben oyun içinde kaybolalı saatler, yıllar, hayatlar olmuşçasına güzel... 
hani vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız türden. 

hoşgeldin 35 yaşım, iyi ki geldin...
seninle çok eğleneceğiz ;)

02 Temmuz, 2012

ver elini deniz, güneş...

geçtiğimiz cumartesi, haritayı elimize aldık ve Akçakoca'ya doğru yola çıktık. maksat, sıcakların bunalttığı şu günlerde, kızgın kumlardan serin sulara atlamak ve biraz olsun rahatlamaktı elbette :)
Ankara'dan gidilebilecek en yakın deniz kıyısı olan Akçakoca'ya kadar 270 km. yol yaptık ve Karadeniz'in tek mavi bayraklı plajı olan Ceneviz Kalesi Plajına havlularımızı serdik. bu vesileyle Jr. hayatında ilk kez deniz gördü, ilk kez denize girdi. bunu da anı olsun diye buraya yazmak anneye düştü :)

Ankara'dan Düzce'ye kadar otoban yolculuğu, sonrasında da 30 km kadar yol daha yaparak varılıyor Akçakoca'ya. yol boyunca ormanların derinliğinden, fındık bahçelerinin yeşilliğinden başınız biraz dönüyor, kendinizi cennete düşmüş zannedebilirsiniz. tadını çıkarın :) 

denizin keyfini sürüp, serinleyip rahatladıktan sonra şehir merkezine inerek, güzel bir restaurantta da rakı-balık ikilisini yanyana getirdik denize karşı...
sonuçta akşam iyice inmeden, Jr. ın keyfi kaçmadan da dönüş yoluna girmiştik bile.
Ankara'dan denize girmek isteyenler, bu yakın fırsatı kaçırmayın, denizin tadını çıkarın derim. zira Akdeniz ve Ege'ye gidene kadar günübirlik de olsa insan stresini açık denizlere bırakıp geliveriyor evine...

Jr.ın ilk deniz macerasının Karadeniz'e doğru olacağı aklımızdan bile geçmemişti daha önce, ama kayıtlara bu şekilde geçiyor şimdi. aklınızdan geçen soruyu duyar gibiyim, elbette çok keyif aldı sudan, sadece biraz soğuk buldu o kadar :))


anne olmadan önce...

"anne olmadan önce mikemmle bir anneydim"
blogcu anne"nin kaleminden harika bir blog yazısı.

her kelimesine katıldım. hem de tüm kalbimle :)