27 Ağustos, 2012

Sinop gezi ve yolculuk notları

geçtiğimiz bayramın ilk 2 günü için Sinop'u keşfetmek üzere, kendimiz için ufak bi çanta fakat Jr için büyük bi bavul hazırlayıp  Ağustosun 18. gününün  sabahı yola çıktık.
gidiş için Ilgaz yolunu seçtik ve yol boyunca büyülendik. Ankara - Sinop arası yol 440 km. ancak bizim için biraz daha uzun sürdü sanki. Jr acıktı, kaka yaptı falan derken arada da manzaranın aşkına verdiğimiz molalarla keyifli bir yolculuk yaptığımızı söyleyebilirim. yol üzerinde, Taşköprü'den geçerken, dünyanın en iyi sarımsağından almamak olmazdı o yüzden aldık da geçtik :)

Sinop, ölmeden önce görülecekler listenizde mutlaka olsun. bu Türkiye'nin en kuzeyindeki küçük deniz kıyısı şehri gerçekten çok huzurlu ve keyifli. mevsim itibariyle çok sıcak değildi, hatta 3 sabah da gözümüzü muhteşem yağmurlara ve gökkuşağı manzaralarına açtığımız için kendimizi çok şanslı hissettik.

 
biz Sinop'ta eşimin eski bir arkadaşı ile buluştuk ve onun tavsiyeleri ile Yalı kahvesi'nde çay içmeden, Örnek Fırın'da cevizli mantı ve nokul yemeden ve denize girmeden ordan dönmedik :)) sahilde balık ekmek ve bira keyfini de unutmadık tabi.
eğer sizin de yolunuz birgün Sinop'a düşerse bunları mutlaka yapın. Hamsilos, İnceburun ve Akliman görülecekler listenizde olsun.
biz sadece 2 gece kalabildiğimiz için bunları yapabildik ama eminim daha uzun süre kalsaydık tadına doyamadığımız denize daha çok girerdik ve cevizli mantı sebebiyle birkaç kilo fazladan alıp dönerdik evimize :))

bu kısa Sinop gezimizin 2. gününde Tarihi Sinop Cezaevini gördük ve ruhuma bıraktığı iz uzunca bir süre üzerimde kalacak... bu konu hakkında çok konuşmamak en iyisi... en güzelini Sabahattin Ali söylemiş zaten; "aldırma gönül, aldırma" diyerek..

 
gezimizin dönüş yolunu da Boyabat üzerinden yaptık ve Ankara'ya daha sakin ama manzarasız bir yoldan döndük. dönerken yol üzerinden tazecik domates, biber ve mis kokulu kavunlarımızı almayı ihmal etmedik.
Jr ile yolculuk ve tatil nasıl oldu kısmına gelince ise, yol boyunca huzursuzluk çıkarmadı diyebilirim sadece dönüşte Ankara il sınırını geçince, ağlamaya ve huzursuzlanmaya başladı, eh tabii uzun bir yolculuğa haddinden fazla sabırlı davrandı ve o yüzden bu kadarını yapmaya hakkı vardı sanırm :) yolun gidiş ve dönüş kısmında uzun uykular uyuduğu için kendisine teşekkür ederiz.
giderken park yatağımızı yanımızda götürmüştük ve çok işimize yaradı. sadece 3 gün boyunca fazla hareket alanı olmadığı için sıkılmış olabileceğini düşünüyorum ama bize pek bişey yansıtmadı :)) sonuçta eve gelir gelmez kendisini yere bıraktım ve büyük bir keyifle emeklemeye başladı :) yaşasın özgürlük yani...

şu an uyanık ve oynamakta olan Jr benden ilgi bekler, bu kadarını da olsa yazmama fırsat verdiği için kendisini öpücüklere boğmaya gidiyorum...

sevgiler..

12 Ağustos, 2012

çocuğum yemek yiyor :)


yemek olayı bizim için bitmiştir.
bundan sonra ne Jr. üzülsün ne de ben. bu kadar. nokta.
herşey Carlos Gonzales'in Çocuğum Yemek Yemiyor adlı kitabını bir arkadaşımın tavsiye etmesi ile başladı. hemen sipariş verdim ancak okumak için elimdeki başka bir kitabın bitmesini beklemem gerekti. kitabım biter bitmez de bu keyifli yolculuğa pardon, kitaba büyük bir heves ve heyecanla başladım. bir solukta okudum ve Jr. ve kendim için çok güzel bir yatırım yaptığıma karar verdim.

"çocuğunuzu yemek yemeye zorlamayın, onu hiçbir koşulda, hiçbir nedenle, hiçbir şekilde, hiçbir zaman zorlamayın." 

diyor Gonzales. işin ana fikri bu. kısaca hepsi bu.
ne kadar da güzel bir yöntem, artık Jr. da rahat ben de.

"onu zorlamayın" derken kaşıkla "uçak" yapmayın, şarkılar veya televizyonla oyalamayın, hepsini bitirmesi için vaatlerde bulunmayın, tehdit etmeyin, yalvarıp yakarmayın, çocuğunuz olmasından yararlanmayın, araya büyükannesini sokmayın, kardeşleriyle kıyaslamayın, "iyi" ve "kötü" çocuklardan bahsetmeyin, önündekini yediği takdirde tatlı yeme şartı koşmayın demek istiyoruz."

yani ek gıdaya başlayan bir çocuğu zorlamazsanız, eline bazı yiyecekleri tutuşturur ve kirliliğe aldırış etmeden, onun bundan çıkardığı keyfi izlerseniz, bebeğinize yemeğini sunar ve yemediği takdirde ısrarcı olmazsanız ileride bunlar size güzel yemek yiyen çocuk olarak geri dönebilir, benden söylemesi. bu kitabı tüm taze anneler okusun. hatta çocuğu bebeklikten çıkmış olan anneler de okusun. hamileler de okusun, zira emzirmekle ilgili de güzel notlar var içinde.
bunu okur ve Carlos Gonzales'i ciddiye alırsanız siz karlı çıkarsınız. 
bebeğinizin karından söz etmiyorum bile :)

sevgiler.

10 Ağustos, 2012

bir annenin dramı

hayatta her zaman iyi ve güzel şeyler olsa keşke...
az önce acemi anne'nin facebook sayfasında rastladığım bu mektup kanımı dondurdu, kendimi o annenin yerine koyabilecek beceriyi bile gösteremedim. çok üzüldüm ama gerçekten çok.
çocuklarımızı emanet ettiğimiz, bizim henüz değil ama ileride edeceğimiz, bu insanların sevgi dolu olması gerekmiyor mu? böyle acımasız ceza yöntemleri sadece filmlerde olmuyor mu?
olmuyormuş meğer. meğer böyle vicdansızlar varmış ve böyle yaparak annelerin canını acıtıyorlarmış.
bunu burda yayınlamak istedim ki burdan da duyulsun, bilinsin. sesimiz çoğalsın istedim. annelerin istediklerinde bin kaplan gücünde olabileceklerini dünya duysun istedim.
Serap Hanım, dilerim haklı mücadelenizde güzel sonuçlar alırsınız. çocuğunuzu bir psikiyatra götürmenizi ve küçük yaşta aldığı bu yaraları çabuk iyileştirebilmesine yardımcı olmanızı öneririm. gözümüzden sakındığımız bebeklerimize bunu yapanlar da cezalandırılırlar umarım, hem de hakettikleri şekilde.

Serap Hanımın mektubunu buraya da taşımak istiyorum,
Sevgili Esra hanım;
Ben çalışmak zorunda olan annelerden biriyim.. çocuğunun geleceği için çalışan ve bunun için çocuğundan ayrı kalmak zorunda olan, çocuğunu güvendiğini sandığı kişilere teslim eden, etmek zorunda olan bir anneyim..
Son bir haftada yaşadığım olaylar sebebiyle yıkılmış durumdayım.. güçlü olmaya hakkımı aramaya çalışıyorum ama
Benim gücüm nereye kadar yetecek bilmiyorum.. her şey çocuğumun kreşte ağzıma vurdular demesiyle başladı son bir haftada gördüğüm öğrendiğim şeyler beni o kadar yıktıki nereye başvurup neler yapacağımı bilemiyorum..
Ben çocuğum için çalışıyorum ona güzel bir gelecek vereceğim diye sevinirken ona ne kadarda zarar vermişim aklım mantığım duygularım yerle bir..
Kreş diye bıraktığım yer oğluma ve diğer çocuklara el kadar bebeklere duvara dönüp ağlatma, bebek beşiğine bırakıp saatlerce ağlatma cezaları uyguluyormuş, sadece bunlarda değil melek görünümlü şeytan kreş müdürü ve kreşin tek öğretmeni olan bayan çocuklara kahvaltı diye domates zeytin peynir yediriyor, kreşin parasıyla evine alışveriş yapıyor ve daha neler neler yapıyormuş.. bunların hepsini belgeleriyle öğrendim çocuğumun görüntülerine baktıkça ağlıyorum..
yavrum görüntülerde ''annem gelsin annem gelsin'' diye ağlıyor sesi kısık annen bilse gelmez mi yavrum? canını yoluna feda eder canımın canı herşeyim benim..
Çocuğum şu anda hiçbir odada tek başına kalmıyor ne gece nede gündüz odasına bile girmiyor her an yanındayız daha 3 yaşında minicik yüreğinde kim bilir neler yaşadı sessiz kaldı.. orda eskiden çalışmış ve şu anda çalışan kişiler hep yanımda ne olur hakkını ara diyorlar ne yapmalıyım ne olur yardım edin. Teşekkürederim..

anne elinden bebe bisküvisi

yapay şeker, GDO falan derken paketlenmiş hiçbirşey alamaz oldum.

mutfağıma giren herşeyin etiketini okuyup, içime sinmeyen birşey içerdiğinde hiç almıyorum. durum böyle olunca Jr. için daha hassas davranmak gerekiyor. konserve kavanoz mamalarından başka hiçbirşeyi satın almıyorum. onları da çok mecbur kalmışsak, dışarıdaysak falan tüketiyoruz. yani öyle evde meyve püresi olsun diye kavanoz açmaca yok bizim evde.
Jr.ın boğazından midesine inen herşey, evde özenle hazırlanmış ve doğal olmasına dikkat edilmiş gıdalar. öyle çok organik olsun takıntım yok ama herşeyi mevsiminde tüketmeye özen gösteriyorum elimden geldiğince. bir de beyaz un, beyaz şeker, tuz gibi yasakları hiç kullanmıyorum. yani aslında bunları Jr. için özellikle yapmıyorum, bizim evimizin mutfağında bunlara zaten yer yok. zaten bunların kimsenin mutfağına girmesine gerek yok. zararlarını artık sağır sultanlar bile duydu.
hal böyle olunca, geçenlerde kolları sıvadım ve bizim küçük kuzuya anne elinden çıkmış bebe bisküvileri yaptım. nefis oldular. tadına doyulmadı. hem kemirme bisküvisi oldu hem yoğurtlara kahvaltılara karıştırıldı. işte karşınızda o muhteşem tarif :)

öncelikle google amca vasıtasıyla bir süre tarif aradım. sonra bir arkadaşımın paylaştığı tarifle gurme bebekteki tarifi birbirine ekledim ve ortaya bizim süper bisküviler çıktı.
gurme bebekte tereyağı yoktu, 3 yemek kaşığı zeytinyağı vardı, onun ölçüsünü 2ye indirdim, 1 ölçek de tereyağı ekledim.
un olarak yarı yarıya karıştırılmış yulaf ve buğday unu diyordu, yulaf unum bittiğinden tam buğday unu kullandım.
irmiği arkadaşımın tarifinden, muzu gurme bebekten aldığım tariflerle ekledim. süt ya da yoğurt diyordu yoğurt kullandım.
gurme bebeğe göre 1 yumurta ekledim.
pekmezi eklemedim, çünkü pekmezin pişmemesi gerekiyor. bisküvilerimiz piştikten sonra fırından çıkınca, üzerinde gezdirmeyi düşünüyordum ama bunu unuttum. rondodan geçirip ardından yoğurtla karıştırıp verirken aklıma geldi tatsız olduğu, o zaman hazırladığım bu mamaya 1 çay kaşığı pekmez karıştırdım.

sadede gelelim,

2 çorba kaşığı üzüm pekmezi
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çorba kaşığı tereyağı
1 yumurta
1 muz
1 çay bardağı yoğurt
Aldığı kadar tam buğday unu
1 çay kaşığı kabartma tozu
yarım çay bardağı irmik

pekmez hariç tüm malzemeyi karıştırıp, şekillendirip 175 derece fırında 15-20 dk pişirin.

sonuçta herbiri iri bir köfte büyüklüğünde 30 tane bisküvi oldu. kurabiye kalıbı ile kesmek daha akıllıca olur, ben biraz tembel işi elle şekillendirdim.
bisküvilerinizi dondurucuda saklayıp kullanmak istediğinizde çıkarıp rondoda çekebilir ve ya baştan rondo ile ufalayıp dondurucuya öyle kaldırabilirsiniz.
bütün bütün saklarsanız arada ufaklıkların eline tutuşturur ve dişlerini kaşımasını izleyebilirsiniz :)

tüm kuzulara afiyet olsun.
GDO da şeker de hepsinin hayatından uzak dursun.

02 Ağustos, 2012

büyümek ciddi iştir

Jr. geçtiğimiz cumartesi gününden beri de ciddi ciddi emekliyor. önce kollar ve bacaklar açık karnının üzerine bir pozisyon alıyor, ardından dizleri ya birer birer ya da ikisi birlikte hoop karnına doğru çekiyor ve elleriyle yükselttiği gövdeyi ilerletmeye başlıyor. bayılıyorum bu haline. her haline bayılıyorum ayrıca.

 

büyümek ciddi iş gerçekten. Jr. büyürken ve ben bu büyümeyi izlerken, her öğrendiğini büyük bir ciddiyetle yapışından çok etkileniyorum.


  
yemek yerken kaşığını tutup ağzına götürmesi... suluğundan su içerken kendinden geçmesi... elleriyle yüksek bir yere tutununca önce dizlerinin sonra ayaklarının üzerinde yükselmesi... emeklemesi... emeklerken ya da yatarken birden oturmaya karar vermesi ve oturması...2 kavanoz kapağını birbirine vurup çıkardığı sesi hayranlıkla dinlemesi...
 

küçük olanı büyük olanın içine yerleştirirken yüzünün aldığı ciddi ifade... kedilere, kuşlara, köpeklere, çiçeklere merak halinde ciddi ciddi uzun uzun bakması... mama sandalyesinden almak için kucakladığımız anda banyo kapısına doğru bakıp heyecandan kıkır kıkır olması... suya kendini bırakması...  güzel güzel, uzun uzun uyuması... burnuyla boynuma sokulması... minik elleriyle sımsıkı sarılması... kendi kendine oyunlar oynaması... taklit edebilmesi... aşı olurken, kan verirken uzun uzun ağlamaması... 
doğduğunda değil uyumayı, emmeyi bile bilmeyen, ellerini ayaklarını tanımayan bir küçük adam için bunlar gerçekten ciddi işler. kendini ifade edebildiği, büyüdüğünü bize gösterebildiği çok büyük adımlar bunlar.

 


sonuç olarak jr. ciddi ciddi büyüyor ve büyümek nasıl ciddi bir iştir bize her adımında yeniden gösteriyor. "bunlar daha ne ki" diyor bize çıkan dişlerinin acısıyla ıhlaya ıhlaya uyurken... elleriyle kulaklarını çekiştirip o acıya rağmen aradan gülümsemeye çalışırken. büyümüş de küçülmüş sanki.

ona hayranlık duymamak elde değil. büyümesini, zaferlerini, becerilerini görmezden gelmek saygısızlık olur. küçücük bedeniyle öyle büyük işler beceriyor ki, ben ciddi ciddi duygusala bağlıyorum bu aralar. zamanı tutamıyorum. uyurken bile özlüyorum...

nihayetinde sormadan duramıyorum; "oğlum, ne acelen var?" annen olarak bu kadar hızlı büyümeni hiç tasvip etmiyorum haberin olsun :D