29 Kasım, 2012

oynasın da büyüsün

Çocuklar, oyunlarla, oyuncaklarla öğreniyorlar yaşamı. sanki oyun oynamak için doğmuşçasına, yaşamlarının ilk dönemlerini hep oyunla geçiriyorlar. büyük bir ciddiyetle oyun oynuyorlar bile denebilir bence :) işte bu yüzden oyun çok ama çok önemli hayatlarında.
bu anafikirden hareketle, Jr. ile aynı dönem aralığında doğmuş birkaç küçük arkadaşımızla buluşuyoruz bir süredir. ilk zamanlarda birbirlerini tanımıyormuş gibi davransalar da son zamanlarda hallerinde, haerketlerinde büyük ölçüde değişiklik var, bunları gözlemledikçe mutlu oluyorum ben. Jr. da oynadıkça mutlu oluyor olmalı ki, dünkü oyun grubu toplantısında öğle uykusuna fena ayak diredi. pes edip kendi haline bırakılınca da hemen oyuna dahil oldu. açıkçası uykuyu atlamasından biraz rahatsız oldum ama daha dönüş yoluna girmeden arabada uyuyakalmıştı yorgunluktan :) neyse dedim, bu defa oynasın da büyüsün :) 

Oyun ve oyuncak çocukların yaşamı öğrenmesinde en önemli araç. Son zamanlarda yaygınlaşan oyun grupları ise çocuğun sağlıklı ve güvenli koşullarda, keşif yapmasına, deneyerek öğrenmesine, yeni beceriler geliştirmesine olanak tanıyor. biz birkaç arkadaş kendi aramızda toplanıyoruz, imkanlar dahilinde haftada 1 gün. ama eğer etrafınızda bebeğinize bulabileceğiniz arkadaşınız yoksa bazı bebek bakım evleri ve kreşleri haftada 2 gün 2şer saat gibi anneli oyun gruplarına açık. çevrenizde araştırmanızı tavsiye ederim.

Sosyalleşme ve öğrenme sürecinin beraber işlediği oyun gruplarında amaç sosyalleşme sürecinde çocuğu oyalamak yerine ona yeni beceriler ve deneyimler kazandırmak. Çocuğunuzu bir oyun grubuna dahil etmek için ideal zaman ise hareketlenmeye başladığı, etrafındaki değişiklikleri algılamaya ve bu değişikliklere tepki vermeye başladığı zaman. biz 10. ayımız bittiğinde bu gruba dahil olduk, bence uygun bir zamandı ama daha erken de olabilirdi. ama gene de geç kalınmış değil kesinlikle.


bu işin; bana mutluluk, ona keyif ve ruhuna sağlık verdiğini adım gibi biliyorum. hep böyle mutlu olsun kuzular, oynasınlar da büyüsünler :)


ps: aslında bir grup arkadaşımız daha var bizim ama o buluşmalardan pek oyunla ilgili fotoğraf yok elimde, o sebeple paylaşamadım. çok sosyaliz çoook :)

 

24 Kasım, 2012

annece beslenmece

insan anne olunca, kendince masallar uydurup ninniler besteleyebildiği gibi uyduruk ama kaliteli mamalar da hazırlayabiliyormuş meğer :) 
eğer anne olmasaydım asla ve asla aklımın ucuna gelmeyecek yepyeni tarifler icat etmekteyim bi süredir. eh Jr. da bunları severek yediğine göre lezzeti de tescillenmiş oluyor bir nevi.
bu uyduruk birkaç mamanın tarifini paylaşmak isteriz o halde :D

1. avokadolu sabah kahvaltısı - ıhlamur eşliğinde

çok olgun bir avokadonun dörtte birini, haşlanmış bir yumurta sarısı ile birlikte ezilyoruz. üzerine 1 tatlı kaşığı keçiboynuzu pekmezi, rondodan geçirilerek unufak edilmiş 1 cevizin içi ve yarım dilim tam tahıllı ekmek ile 1 çorba kaşığı kadar tuzsuz lor ilave ediyoruz ve bu karışımı bir bulamaç haline getirebilmek için yarım çay bardağı taze demlenip, ideal sıcaklığa kadar ılıtılmış ıhlamur ile eziyoruz. diğer kalan yarım çay bardağı ıhlamuru da kahvaltı esanasında hüpletiyoruz. bize afiyet oluyor, size de olsun :)

2. pirinçli kerevizli çorba

bir adet orta boy kerevizimizi, bir orta boy patates, bir minik soğan, 1 defne yaprağı ve bir küçük havuçla birlikte düdüklü tencerede 15 dakika kadar haşlıyoruz. daha sonra bu sebzeleri kendi suyunda blender ile eziyoruz ve yarım çorba kaşığı kadar tereyağı ve bir tutam karabiber ilave edip yeniden ocağa alıyoruz. içine hafif yoğun bir çorba olacak kadar pirinç ilave edip pirinçler dağılmaya yaklaşıncaya kadar ocağın üzerinde kaynatmaya devam ediyoruz. ılıdığında afiyetle yiyoruz. belki süt ve sarımsak ilave edilebilir, henüz denemedik. size de afiyet olmasını umuyoruz.

3. pırasalı palamutlu Jr. çorbası

bu çorba tamamen kendi icadımız olduğundan ismine kendi adımızı da ekledik.


bir ufak tencerede yarım soğanı zeytinyağıyla çevirip, daha sonra  üzerine rendelediğimiz birkaç domatesi ekliyoruz. domatesler azıcık kendilerinden geçince ince ince kıydığımız bir su bardağı kadar pırasayı, dondurucuda daha evvelden sakladığımız kerevizin yeşil yapraklarından 1 çorba kaşığı kadarını ve gene 1 çorba kaşığı kadar kıyılmış maydanozu, 2 diş sarımsak ile birlikte ilave ediyoruz. yarım su bardağı da su ekleyip kaynamaya bırakıyoruz. kaynadıktan sonra gene daha önce fırınladığımız palamutlardan iki yada üç silindirik parçayı, kılçıklarından güzelce arındırıp kaynayan çorbamıza ilave ediyoruz. 2 taşım daha kaynatıp altını kapatıyoruz. biraz karabiber çok yakışıyor. biz bunu ailece çok seviyoruz. Jr. yiyecekken rondolamak da mümkün ama o artık koca bir bebek :) buna ihtiyaç duymuyoruz genellikle. umarım bu da afiyet olur hepinize :)

iyi haftasonları.

ps: bu tarifleri bloglaştırıp size yazacağımı daha önceden öngöremediğimden yemeklerin fotoğrafları yok, onun yerine Jr.ın yemek yerkenki mutlu anlarından oluşan bir demet fotoğrafı yayınlıyoruz :) sevgilerle..

22 Kasım, 2012

uyku kardeşim... vol.2

bu konuda ilk kez yazdığımda Jr. 2.5 aylıktı. üzerinden 8.5 ay geçti, hayatımızda ve uykumuzda da bir sürü şey değişti. sanırım ileriye değil geriye doğru gittik ve Jr. fabrika ayarlarına geri döndü :)
şaka bir yana, başlangıçta okuduğum tüm "uyku eğitimi ilgili" yayınların yerini "uyku eğitimi gerekli mi" tarzı yayınlar va yazılar aldı. yani "bırakınız çocuğu, elbette zaman içinde kendiliğinden uyuyacak, zorlamayınız" türünde. sonuçta ne kadar doğru ne kadar yanlış hangisi doğru hangisi yanlış bilemediğimden içimdeki vicdani anne sesine kulak verdim.
 
o da şöyle diyor; diyelim ki bugün kim west, ferber, tracy abla veya herhangi bir başka metodla kendi kendine uyumayı öğrense bu Jr., yarın öbür gün dişi çıkarken, hastalandığında veya herhangi başka bir durumda; mesela o gün çok heyecanlandığında, yeni birşey öğrendiğinde, çok üzüldüğünde, çok sevindiğinde tüm bu olanların etkisiyle tüm dersi unutmayacak mı? unutup da yeniden kucakta uyumak istemeyecek mi? neden sürekli başarısız hissetsin ki kendini.
ve karar verdim, ağzımızdaki tüm inciler çıkıp da parlayana kadar kendimi istediğim kadar hırpalayayım bu eğitmler çok gereksiz. hem kendi kendine uyumaya programlı olsaydı bu veletler ağızlarında dişlerle doğarlardı eminim. zira çıkmakta olan dişlerin verdiği rahatsızlık değil uykuyu, yemeyi, oynamayı bile unutturacak kadar zorlu geçiyor son günlerde.
 
neyse, bu diş mevzu başka bir yazının konusu aslında.
demem o ki, bırakınız kendi kendilerine uyumayıversinler. sözünü ettiğimiz bir küçük bebek neticede. siz yaşamınızdan 2 yılı unutuverin, emin olun bu süreçte yaşadıklarınız size kaybettiklerinizi misliyle geri verecek. aldıklarınızın kıymetini bilin. geriye dönüp de "zaman ne çabuk geçmiş" cümlesini hepimiz birgün kuracağımızdan, kucağınızda, göğsünüze yaslanmış uyuyan bu meleğin uykularına eşlik edin.


mışıl uyusunlar, güzel büyüsünler :)