31 Aralık, 2013

yine yeni bir yıl...


hoşgeldin 2014... 

bize getirdiğin şeyler; lütfen acı, keder barındırmasın... başucumuzda sağlık, bizden hiç ayrılmasın... yanında bol kahkaha, mutluluk, neşe de bonus olsun lütfen...
senden hep iyi ve güzel şeyler bekliyoruz biz. bunu bil lütfen.
öncelikle hepimiz için sağlıkla dolu yeni bir yıl olmanı diliyorum ardından da Jr.a yeni, güzel, gıcır bir yeni yaş... minik kızıma kavuşabilmem için sağlıklı, sıhhatli, kolay bir doğum... babamıza yeni işinde bol başarı, keyif ve kazanç... kendime de tüm bunlardan keyif alabildiğim bol gülümsemeli, az yorulmalı bir yeni yıl diliyorum...



zamana karşı duramadığımızın göstergesi iki can parçasıyla beraber, geleceğe hep umutla bakabilmek, yarınlardan endişelenmemek, onlar için hayat hep aydınlık olsun istiyorum...
evet 2014, görev ağır... sorumluluk fazla... bunları bilerek gel lütfen :)
biz hazırız...
herkese sevgiler ve de iyi yıllar...

25 Aralık, 2013

iyi ki doğdun minik oğlum ve 2 yaş doktor notları


geçtiğimiz pazar günü, Jr.ın 2 yaşına, kalabalık bir ev partisiyle merhaba dedik. iyi ki doğdun sen, iyi ki bizim oldun dedik, arabalı pasta kestik, mum üfledik :) Jr. çok eğlendi, biz çok mutlu olduk.
tarihe de şöyle not düşülsün;  "iyi ki bizimlesin minik kuzum sen, iyi ki beni anne yaptın, bu mutluluğu bana yaşattın ya sen, bir ömür hep mutlu ol, sağlıkla kal dilerim :) seni çok seviyorum..."

bu kalabalık ve eğlenceli doğumgünü partisinin ardından, geçtiğimiz pazartesi günü, 2 yaş gelişim kontrolü için doktorumuzun yolunu tuttuk. daha önce kendisiyle de konuştuğumuz ve 2 yaşında tek doz olarak uygulanacak olan, "menactra" adlı menenjit aşısını olduk. bununla ilgili söyleyecek çok fazla şey yok, internette güvenilir kaynaklarda yeteri kadar bilgi mevcut. ancak kısaca şunu söyleyebilirim ki; bu aşı, 2006dan beri yurtdışında uygulanan ancak Türkiye'ye yeni gelen ve 11 yaşına kadar ruhsatı olan; önemli menenjit mikroplarına karşı uygulanan bir aşı. aşılar konusunda doktorumuza çok güveniyorum, içim çok rahat.

sorularımız arasında; "yer değişikliği, yabancı dil, kardeş, doğum, tuvalet..." gibi konular vardı. bunların cevaplarına kısa kısa değineceğim. ancak sanırım öncelikle, kısa bir özetle size anlatmam gerekir. 
şöyle ki; babamızın iş değişikliği sebebiyle, mart sonu nisan başı gibi tası tarağı toplayıp Abu Dhabi'ye göç edeceğiz. bizden çok önce, yılbaşından sonraki günlerde kendisini yolcu edecek, doğumda yeniden buluşacak ve yine doğumdan hemen sonra kendisiyle vedalaşacağız. neticede burda kendimize yeni bir yaşam kuracak, Jr.a yeni bir okul bulacak ve minik kız kardeşimizi orda büyüteceğiz. tüm bu değişikliklere karşı Jr.ın durumunu elbette çok merak ediyorum. hedefim, onu çok üzmeden bu işi başarabilmek. bana şans dileyin :)


gelelim, biz neler sorduk, doktorumuz neler söyledi kısmına... kısa kısa;



  • doğumda Jr.  konusu; babaannede kalsın mı? kreşe devam etsin mi? beni görmeye hastaneye gelsin mi? gelirse nasıl ayrılmak uygun olur?

    bu konuda doktorumuzun söylediği; "evet Jr. o sabah da her sabah olduğu gibi kreşe gitsin. kreşten çıkınca babaanne alsın, evine götürsün, yemeğini yedirsin ve hastaneye sizin yanınıza getirsin. Jr. siz hastanede kaldığınız sürece geceleri sizinle kalsın."
    doğum yapacağım hastane, tüm bu fikirlere açık, modern, güzel bir hastane. refakatçi için ayrılan yatak da oldukça büyük. babasıyla beraber yanıbaşımda uyur artık, o rahat, ben rahat :) bu fikri çok sevdim... bunu böyle yaparsak, ufaklık, her anı bizimle paylaşmış olacağından, kardeşi kabullenme süreci kısalacak, bizimle arası iyi olacak, kendini olayın dışında ve yalnız hissetmeyecek. yani herşey normal bir rutinmiş gibi ona yansıtılacak. ertesi sabah kalkıp gene kreşe gidecek :) sizce nasıl, süper fikir değil mi?

  • bebeğin Olgu'ya hediye getirmesi konusundaki, toplumsal inanış hakkında sordum :)) kendisi de 2.5 yaşındayken kardeşi olmuş ve evet ona hediye getirmiş. doktorumuz diyor ki; bu hediye konusu unutulmuyor evet, ama faydası da olmuyor. yani kardeş ona hediye getirdi diye daha çok sevilecek bişey değil. kaldı ki, kardeşi sevmeyebilir. bu konuda zorlama yok, sen büyüdün demek yok, abi yakıştırmaları hiç yok.
    hediye yerine kendisiyle konuşmak ilişkimiz açısından daha faydalı olurmuş. şimdi kafamda konuşma metinleri dönüyor; "neden sana kardeş getirdik" konulu... bakalım nasıl çıkacağız işin içinden.

  • doğum ve kardeş konusunu bunlarla kapattık, sıra geldi son günlerin listedeki bir numara hareketine; kucak.
    her fırsatta, her durumda; "anne kucak, baba kucak" ağlamalarına...
    bu durumda yapılacak şey şuymuş; çocuğu kucağa almak. o istedikçe hem de. bunu yorumsuz ekliyorum, çünkü çok net. Jr. kucak mı dedi, hoop kucağa. bu kadar.
  • öfke nöbeti anlarında yapılacaklar; bebeğe uygun bir ağlama köşesi oluşturup gidip orda ağlayıp, sakinleşince gelmesini söylemek. sakinleşmeden konuşmaya çalışmamak doğru olurmuş.
    ama diyelim ki, minik öfkeli kuzunuz kucağınıza çıkmak istedi ve ağlıyor. hemen kucağımıza alıp, orda sakinleşmesine izin vermeliymişiz. bu konuda en çok babamız sevinmiştir sanırım, çünkü ben kucak konusuna sıcak bakmıyordum ama doktorumuza göre, bu yaşta bile bizler, birinin omzuna yaslanıp ağlama isteği duyabiliyorken, kendini ifade edemeyen minik kuzular için bu uygulanabilir bir yöntemmiş. kucağımıza alıyoruz evet ama önemli olan nokta, sadece kucakta tutuyoruz. kuşa bak, kediye bak türü dikkat dağıtıcı eylemlere girmiyoruz. sakinleşinceye kadar konuyu dağıtmıyoruz. ağlama köşesi veya kucakta, sakinleştiğine emin olduktan sonra, duygularını adlandırıp, onunla bu konuyu kısaca ve son kez konuşup bu kez konu değiştirebiliyoruz. yani; "sana bunu vermediğim için bana kızdın, evet haklısın, seni anlıyorum. şimdi biraz boyama yapalım ve sakinleşelim mi?" gibi... hayatta, bu cümlenin içini daha da dolduracak bir sürü örnek oluyor, daha iyilerini bulacağınıza eminim :)

  • tuvalet konusunda ise; Jr. "artık bezi çıkarabilir ve tuvalete gidebilir. zamanı geldi." tarzı cümleler kurmak ve bu durumu ona bırakmak, kendi istemesini beklemek gerektiğinin doğru olduğunu söyledi. asla ama asla; "sen artık büyüdün, bezi çıkartalım, çişini, kakanı tuvalete yapmalısın" demiyoruz. "büyümek" kelimesini reddedebilirmiş öfkeli arkadaş. o sebepten "artık zamanı geldi" demek daha uygun olurmuş. biz de şimdi bu cümleyi kuruyoruz ve olayı onun kontrolüne bırakıyoruz. zaten acelemiz de yok hiç :)

  • yabancı ülke, yeni bir kreş, yabancı dil mevzularında da,J jr.ın beklediğimizden daha kolay alışacağını, onlar için bu durumların üstesinden gelmenin, bizim yapabildiğimize kıyasla daha kolay olduğunu söyledi. hayatına girecek yeni yabancı dil için, biz de evde konuşalım mı dedim, gerek yok, okuldaki yabancı ortam ona yeter dedi :)

  • bunların dışında balık yağı, vitamin kullanmaya devam ediyoruz. Jr. kuru meyveleri tüketmeyi çok seviyor, ölçüsü olsun mu dedim; gerek yok, ne kadar yerse o kadar yesin dedi doktorumuz, mutlu olduk :)

  • yakın zamanda hayatımızda önemli bir yer değişikliği yaşayacağımızdan, doktorumuz 2 yaş gelişim kontrolüne ek olarak bizden diş, göz muayenesi, kalp ekg'si, karın ultrasonu gibi check up niteliğinde kontroller de yaptırmamızı istedi ve kontrolümüzün olduğu gün yaptırdığımız boğaz kültürümüz de temiz çıktı :) hastaneden ayrılınca, sağlık ocağımıza gidip, bakanlığın aşı takviminde yer alan rutin HepA aşısını da olunca kontrollerimiz sağlıkla bitti :) son olarak da oyun için çadır alın dedi, kendine alan yaratmaya çalışır, emniyetli bölge oluştururmuş.

    bizden haberler böyle... aklıma gelenler ve not aldıklarım bu kadar. Jr. artık 2 yaşında. minik kızım 34. haftasının içinde. hayat bir koşturmaca halinde geçiyor ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim...  okuduğunuz üzere de bir takım köklü değişiklikler bizi bekliyor... ne diyeyim, hayatta hep şans yüzümüze gülsün.. hepimiz için hem de, her zaman...
    sevgiyle kalın...


18 Aralık, 2013

rağmen!


minik kızım, 2Nr. 32 hafta 2 günlük oldu bugün. doğuma geri sayım yavaştan başladı. ağırlaştım, uyuyamıyorum, dinlenemiyorum. çok kilo almadım evet, görenler çok hareketli olduğumu da söylüyorlar ama bu kadar koşturmaktan yorgun düşüyorum, sonumuz hayır olsun :)
minik oğlum, Jr.ım ise 2 yaş krizlerinde pik noktası civarlarında gezinmekte. bu da yorgunluğuma yorgunluk eklemekten başka bir işe yaramıyor. okuduğum kitaplar, edindiğim bilgiler, uyguladıklarım çoğu zaman işe yarıyor elbet ama bu "çoğu zaman" ın altını çizmek istiyorum. çünkü az da olsa etki edemediği zamanlar, beni en çok yoran zamanlar... işte bu zamanlar, "ona, buna rağmen" dediğim zamanlar...
misal bu sabah; küçük oğlumun kahvaltısı için, bir yumurta haşladım. daha önce hiç sorun yaşamadığımız için bugün bunu yaşayacağımız aklımın ucundan dahi geçmemişti açıkçası ama yumurtayı masaya getirip, Jr.ı da sandalyesine oturttuktan sonra ne olduysa oldu. yumurtaya baktı; "çok sıcak, beklicezz" dedi. "evet" dedim, "çok sıcak"... ama bekleme kısmını atlayıp da , o yumurtanın kabuğunu kırınca, koptu bir kızılca kıyamet. ya "neden kırdım" ya da "neden ben kırdım" ??? bu ikisi arasındaki farkı anlayamadım ama bizim ufaklık bir yaygara kopardı ki, "tamam" dedim. "kalkıyoruz sofradan"... kaldırdım, salondaki tekli koltuklardan birine oturttum, "ağlaman bitince gel" dedim. ama nafile... ağlayarak koşup geldi ve babanın bacağına sarıldı; "baba kucak"... babamız kucağına aldı.. işte benim ampuller o ara kısa devre yaptı. "alma" dedim. beni "cezalandıran" olarak görüyor, halbuki ceza değil yaptığım, bir "yöntem" oluşturmaya çalışıyorum. üstelik bu yöntem, Jr. ve ben yalnızken "çalışıyor"... ama babamız varken olmuyor. biliyorum, o da doğrusunu yapmaya çalışıyor, o da çok üzülüyor bu duruma ama ben de anne babanın ağız birliği kadar, hareket, davarnış birliği de yapabilmesini istiyorum. neyse ki babamız anlayışlı, durumu hemen toparlıyor... Jr.ın ağlamasına o da müsade ediyor. bu ağlama konusu önemli. bkz; Aletha Solter; "Çocuğunuza Kulak Verin"
gelgelelim; kreşe vakti zamanında gitmek zorunda olan Jr. evden hiçbirşey yemeden çıkarak; kapıda, asansörde, kapı girişinde, apartmanın giriş holünde kısacası adım attığımız heryerde, kendini yerden yere atarak yuvarlanıyor, tepiniyor... derdi eve geri dönmek, "baba kucak" diye ağlıyor... sanırım benim onu cezalandırdığımı düşünmeye devam ediyor. bu arada sabah karşılaştığımız tüm komşular bize bakıp "nesi var", "neden ağlıyor" diye sorarken benim neden reaksiyon vermediğimi sorgular bakışlarla bana bakıyorlar... işte konumuzun başlığını oluşturan "rağmen" tam buraya gelecek... konuya, komşuya, ona, buna, herkese rağmen "çocuk yetiştirmek" ne zor iş... bıraksalar beni oğlumla kendi halime; herşey güllük gülistanlık... insanlar soruyor, ben geriliyorum... bu gerginliği hisseden Jr. bir volume daha yüksek sesle bağırıyor; "babaaa, kucaaaakkk"...
biraz ağlamasına izin veriyorum, gidip sarılıyorum. öpüyorum. ona "okulda kahvaltı edebileceğini", "bana kızdığını bildiğimi" ama "evden çıkmak ve servise yetişmek zorunda olduğumuzu" anlatıyorum. sakinleşiyor dizimde otururken, beni öpüyor ama o iç çekmeleri yok mu :/ işte içimi delip geçiyor onlar... o arada servis geliyor, koşa koşa servise gidip oturuyor oğlum, bana el sallıyor... ben biraz hüzünlü ama sarılıp öpüştüğümüz için, içim rahat eve geri dönüyorum...
şimdi benim iki kalbim var, ikisini de üzmek istemiyorum. ne kızımı, ne oğlumu... sadece herşey biraz yolunda gitsin, biraz disiplin, biraz terbiye sosyal becerilerini arttırır, kimliklerine olumlu yansır düşüncesindeyim.. yoksa her fırsatta çocuğu şımartmak, her istediğini yapmak da mümkün... onun her istediğini yapmamam, bunları yapamıyor oluşumdan kaynaklanmıyor...
insanlara rağmen, insan yetiştirmenin peşindeyim. ya işte; çok yoruluyorum...

04 Aralık, 2013

son günlerde


* Jr. kreşe başlayalı 6 hafta oldu. kendisini kademeli olarak yarım günden tam güne, anne arabasından servise itinalı bi şekilde transfer ettik. sorun yaşamadan bu aşamaya geldiğimize çok seviniyorum.
* içimdeki minik fırtına tam tamına 30+2 günlük oldu bugün. fırtına diyorum çünkü, hareketleri çok sert hissediyorum. doktoruma göre normalmiş, aslında oğlum da böyleymiş zamanında ama şimdi daha sert hissetmemin nedeni gevşeyen rahim kaslarıymış.
* geçtiğimiz haftasonu ağır bir solunum yolu enfeksiyonu geçirdim. cumartesi antibiyotik başladım. 7 gün süreli kullanacağım için cuma ilacımın son günü. enfeksiyonel durum yokolmuş olsa da boğazımdaki öksürük beni uyutmayacak kadar kötü. boğazı nemli tutmak için her yolu deniyorum bakalım.
* geçtiğimiz 7.5 ayda 12 kilo aldım. Jr.da olduğu gibi, bu sefer rekora koşmuyorum biraz daha temkinli yaklaşıyorum gibi görünüyor olabilir ama alakası yok. tamamen oturmamak, dinlenmemek ve hep koşturmakla ilgili olarak; çok yiyiorum ama çok kilo almıyorum.


* 2Nr.nın pembelerini yıkamaya ve ütülemeye başladım. aslında erken biliyorum ama Ocak ayı başında babamızı yolcu edeceğimiz için biraz daha sistemli ve akıllıca hareket etmek gerekiyor. hava durumu ne gösterir bilinmez, evde tıkılıp kalmak da var. o sebeple önlemimizi alalım değil mi ama :)
* yaklaşan doğum, babamızın yeni işi, oğlumun okulu... o kadar çok şeye kıpır kıpır ki içim... sonumuz hayır olsun inşallah :))

hepinize kucak dolusu sevgiler yolluyorum :) sağlıkla kalın.



28 Kasım, 2013

içim, dışım, sağım, solum sendrom...


Jr. büyüyor, 2 yaş sendromlarına sarıyor falan derken, benim minik kızım da bu arada 29. haftasını doldurup 1250 gram ağırlığında tam bir minik prenses oldu son günlerde :)
bu  süreçte benim cephemde neler oluyor, biraz bahsedeyim istiyorum...
Jr.ın kreşe alışma dönemi aşağı yukarı sonlandı sayılır. sayılır diyorum çünkü, geçtiğimiz salı akşamı, araba babamızda olduğundan, oğlumu okuldan servisle göndermelrini rica etmiştim. o gelene kadar yüreğim ağzımda bekledim. ağlayacağını biliyordum, nitekim öyle de olmuş :/ ondan sonraki 2 gün boyunca, sabah vedalaşmalarımız yeniden sıkıntılı bir hal almaya başladı. gerçi taviz vermemeye devam, vedalaşıp ayrılıyorum yanından... sonrası benim vicdanımla kendi aramda :S

bütün bunlar olurken, Jr.ın boyundan büyük itirazları, "değil"leri, "yok"ları hayatımızı doldurmuş durumda... sakin kalmayı deniyorum, içimden 10a kadar, olmadı 100e kadar falan sayıyorum... ama bir yerden sonra hep bozuşuyoruz. çok üzülüyorum, biz böyle mi olacaktık yani birgün? ben bağıran bir anne olmamak için o kadar uğraşıyordum halbuki... benim melek oğlum, 2 yaş sendromuna fena halde dalmış ve bazı durumlarda yaşadığı sinir harbi neticesinde tepinmeye geçince, her defasında kendimi ona bağırırken buluyorum ama bu yaşanmasın istiyorum... bildiğim tüm doğruları hayata geçirebilmek, sakin kalabilmek, kitaplardaki gibi olabilmek istiyorum... aslında bunu yapıyordum ben yapabiliyordum yani ama bir yerden sonrası çok zor :/ neyse ki günün büyük kısmı kreşte... diğer kısmında da beni frenleyebilen bir babamız var... yoksa bu hamilelik, yorgunluk, hormonsal mevzular eşliğinde dağılıp gideceğim. bu içinde bulunduğum durumu yaşayanlarınız bilir, yaşamayanlarınız henüz anlamaz ama belki ileriye dönük bir anekdot olarak beyin kıvrımlarınıza yerleşir... ben biliyorum aslında, 2 bebekle hayat muhteşem olacak... oğlum süper bir abi, kızım süper bir kız kardeş olacak... birbirlerine çok iyi gelecekler... beni yoran sadece bu hamilelik faslı sanırım... yatsam yatamıyorum, kalksam kalkamıyorum bir haldeyim... iyi ve güzel şeylere inanmak ve orda kalmak istiyorum... ruhumu saran karmanın bana hep iyi şeyler fısıldamasına ihtiyacım var. zor değil desin bana içimden bir ses...
neyse ki, şükür diyorum herşeyi mutlu sona bağlarken... bunlar geçecek... hamilelik faslı hayatımızdan geçip gittiğinde, 2Nr. hayatımıza girdiğinde, Jr. ve ben yeniden musmutlu olacağız :) ben frenlerimi daha çok kullanacağım, söz veriyorum kendime... 

video


size minik kızımın, minik bir videosu eşliğinde veda ederken, içini dökmüş ve rahatlamış bir anne olarak huzurlarınızdan ayrılıyorum :) biraz dökülmek, herkese iyi gelir neticede değil mi? 
beni dinlediğiniz için teşekkürler, sevgiler :))

12 Kasım, 2013

mmm... inişlerim çıkışlarım...


Jr. yuvaya başlayalı 12 gün oldu. bu hafta başı itibariyle 3. haftamıza start verdik.

arada neler oldu, neler olmadı, neler istediğimiz gibi gidiyor, hangileri gitmiyor biraz söz etmek istedim.

öncelikle, Jr. okulda kahvaltı yapmıyor. zamanının, pardon aslında keyfinin, gelmesini bekliyoruz :) sanırım, sabahları ben onu okula bırakırken çok sinirli olduğu için bunu reddediyor... şimdilik bu konu hakkında teklif var, ısrar yok durumundayız. önemli olan keyifli olması. ki bu da gün içinde barışçıl ortam yakalanınca mümkün oluyor gözlemlediğim kadarıyla...
ikincisi, sabahları çok gergin başlasak da öğlen olup da ben okula, onu almaya gittiğimde, genelde sular durulmuş oluyor. bu keyfi öğretmenimize, okul müdürümüze ve diğer personlee borçluyuz tabii :) benim minik ergenimle, birebir ilgileniyorlar ve uyum sürecinde ona her türlü kolaylığı sağlıyorlar. tabii ki disiplini elden bırakmamak koşuluyla...

boyamalar, törenler, faaliyetler onu çok eğlendiriyor ve yoruyor olmalı ki, öğlenleri aç bir kurt gibi yemeklerini yemiş oluyor. karın tokluğunun ve artık anneyi özlemiş olmanın verdiği hissiyatla, beni kapıda görür görmez koşup boynuma sarılıyor ve eve gelip öğlen uykusuna yatıyoruz.

yani yatıyorduk... düne kadar... bugünden itibaren okulda uyku denemelerine de başlıyoruz ve Jr.ın yuva saatlerini kademe kademe arttırıyoruz. bu haftanın sonu ve sonraki haftanın başı itibariyle, önümüzdeki günlerde abi olmaya hazırlanan Jr. tam zamanlı bir kreş öğrencisi olacak. konu hakkında gelişmleri de size, biz bu süreci yaşamaya başladığımızda anlatacağım.


   şimdilik sevgiyle kalın :)







04 Kasım, 2013

artık okullu olduk

Jr. geçtiğimiz ayın 22sinde 22 aylık oldu ve 28inde de yarım gün gidip gelmek koşuluyla yuvaya başladı. tabii ki bu durum, yeni gelen kardeşe psikolojik olarak hazırlanmanın bir evresi... yoksa normal şartlar altında 24 ayı doldurmadan onu yuvaya göndermezdim. neyse ki, şartların bizi getirdiği bu noktada, Jr. ve ben bu süreci zorlanmadan atlatıyoruz şimdilik.
bu aşamaya nasıl geldik, size biraz ondan söz etmek istiyorum.
uzun zamandır buraya iki kelime de olsa yazamadığım için beni mazur görün, karnımdaki 2Nr. tam 6 aylık oldu ve Jr.ın "terrible two" süreci de bizi biraz zorluyor. oysa sürekli fırsat gözledim. kısmet bugüneymiş :) elbette şu saatler benim minik oğlumun yuvada olduğu saatler ve ben o sebeple size bu satırları yazabiliyorum. yoksa bu ara hayat beni gerçekten zorluyor...

gelelim sadede;

Jr. yuvaya başlamadan önce; tüm tatillerimizi yaptık, evden ayrı ve düzen dışında gerçekleşebilecek tüm durumları gerçekleştirdik ve kışı evimizde karşılamaya hazır hale geldik. neticede bu noktadan sonra onun düzenini bozacak herhangi bir yatılı gezi, durum değişikliği vesaire olmasın diye biraz özen gösterdik. yuvaya başlayacağı günlerde hayatında önemli değişiklikler olmamasına dikkat ettik ve ortada hastalık falan yokken start aldık. start almadan önceki 2 ay boyunca bazen haftada, bazen de 10 günde bir olacak şekilde yuvayı ziyaret ettik. öğretmenimizle birlikte vakit geçirmeye çalıştık. bu aşama önemliydi, çünkü Jr. tam anlamıyla yuvaya kayıtlandığında, en azından öğretmenine aşina olduğu için bir kolay adım daha atmış olduk.

bir başka önemli mesele de, oğlumun öğünlerini ve uyuma saatlerini, 2 ay öncesinden başlayarak yuva düzenine uydurdum. bu ön hazırlık sayesinde de, oğlum yuvada, zamanından önce acıkmıyor, ilgisiz saatlerde uykusu gelip arıza çıkarmıyor. bu da bizim için kolaylık sağlayan başka bir hazırlık aşaması.
en etkili aşama da, sanırım bu konu hakkında onunla sürekli konuşmak oldu. zamanı gelip de yuvanın kapısını çaldığımızda Jr. soğuk duş alıyormuş gibi davranmadı. devam eden bu süreçte de, sürekli yuva hakkında olumlu konuşarak durumu pekiştiriyoruz. Jr.ın orda ne kadar mutlu olduğundan, öğretmenini ve arkadaşlarını ne kadar sevdiğinden, orda ne kadar eğlendiğinden ve oranın Jr.a çok iyi geldiğinden söz ederek sanırım onun için iyi şeyler yapıyoruz...


özetle, geçen hafta; 28 ve 30 ekimde ben Jr. ile birlikteydim. her ağlamasında yanındaydım, ona sarıldım. orda olduğumu gösterdim. ilk gün neredeyse 4 saat içinde 4-5 kez yanıma gelen veletyus, ikinci gün sadece 11:15te, o da; karnı acıkıp, uykusu geldiğinden mızırdanınca yanında oldum. aslında "anne" diye ağlamadı ama yine de yatıştırma görevimi usulunce yapmaya çalıştım :)
31 Ekim ve 1 Kasımda ise, küçük oğlumu yuvaya bırakıp, onunla vedalaşıp, güzelce oynamasını, öğretmenini dinlemesini ve benim, onu öğle yemeğinden sonra gelip alacağımı söylerek yanından ayrıldım. ona söz verdiğim şekilde de gidip öğle yemeklerinden sonra onu aldım. sıkıntı yaşamadık, ağlamadı. beni görünce sevinse de yuvadan da pek ayrılmak istemedi. neticede, haftasonu ona uzun gelmiş olmalı ki, bu sabah uyanınca, giyindikten hemen sonra "okula gitcem" diyerek kapıya doğru ilerledi :) sanırım doğru yoldayız...
netice itibariyle biz artık okullu olduk... yıldızlar topluyoruz, her sabah Atatürk'e "günaydın" demeye okula gidiyoruz. orda arkadaşlarımızla ve oyuncaklarla oynuyor, yemeğimizi yiyor ve anneyi bekliyoruz. öğretmenimizi çok seviyor, ona güveniyoruz :)
bu yazıda eklediğim hazırlık aşamaları umarım bizimle aynı yola çıkanlarınyada yuvaya başlayacak olanların da işine yarar.
bizden size sevgiler çok :)



02 Ekim, 2013

iki yaş sendromsuz olmaz


bu aralar Jr.la bizi birbirimize bağlayan büyük aşk, en hırçın günlerini yaşıyor.
nedir, nedendir merak eden olursa diye, baby center web sayfasında; hakkımızda, daha doğrusu 2 yaş sendromu hakkında, başlangıç olarak böyle yazmış. son günlerde okuduğum pek çok deneyimli anne bloguna bakılırsa, bu konu aslında, epeyce zaman alacak gibi görünüyor. neticede ben de yolunu gözlediğimiz diğer bebeyi de düşünerek; bu konuyu olumlu sonuçlandırabilmek adına etraflıca araştırmalar içindeyim. "2 yaş sendromuna dalan oğluma nasıl davranmalıyım?", "duygularını; vurmak, kırmak, bağırmak ve dökmek ile neticelendirebilmeyi adet edinmeden, hislerine nasıl tercüman olabilir ve bunu ona nasıl yansıtabilirim?" konulu çalışmalarım tam gaz devam etmekte.


bu ayki Parents dergisinde okuduğum bir makale aşağı yukarı şöyle diyor;


"çocuklar bu dönemde duygularını ifade edecek sözcükleri seçmekte zorlanır. örneğin kızgın olan çocuğunuz, kızgın olduğunu; vurarak, kırarak anlatmayı tercih edebilir. zaten kısıtlı olan kelime haznesini kullanmak yerine, daha basitçe; bağırmak, kırmak, dökmek, tekmelemek, ısırmak isteyebilir.
çözüm önerisi ise, böyle bir durumda çocuğunuza onu anladığınızı ifade edin. bir nevi, hislerine tercüman olun. şöyle bir cümle kurmak mümkün; "bu kurabiyeleri istediğini biliyorum. almadığım için bana kızgınsın." buradaki "kızgınsın" kelimesini özellikle söylüyoruz ki; ufaklık, hislerine karşılık gelen kelimenin bu olduğunu bilebilsin.
onu anladığımızı ifade etmeye bir örnek daha vermek gerekirse, "kamyonunu sana sormadan aldığı için A'ya kızgınsın, seni çok iyi anlıyorum. kızgın olduğunu ona söyler misin? bu seni iyi hissettirecek, daha sonra kamyonunu ondan geri isteyebiliriz" kapsamlı cümlesinde, hem hislerine tercüman oluyor, hem de ona yol göstermiş oluyor hem de duygusunun kelime karşığılığını öğretmiş oluyoruz."



takipçisi olduğum dergi bunu tam da bizim Jr.ın hassas 2 yaş sendromuna denk gelen zamanda yazmış, henüz bir derdimize çare olmasa da bunu hafızamıza bir güzel kaydedelim diye buraya da yazmayı uygun gördüm, neticede bu durumla daha sonra yeniden karşılaşacağız.

aslında okuduğum pek çok kitap ve özellikle Dr. Harvey Karp, Mahallenin En Mutlu Yumurcağı'nda bundan sık sık söz eder. not düşmekte fayda var;


* Engelleme stratejileri: (Çocuğunuza) … gün içinde bol bol zaman ayırın, onu açık havaya çıkarın, iyi uyumasını ve beslenmesini sağlayın, övün, …, onunla sabır ve güven egzersizleri yapın. Her gün onu neler beklediğini çocuğunuza önceden anlatın ve bunlarla ilgili tutarlı kurallar koyun.
* Kontrol altına alma stratejileri: Eğer çocuğunuzun sinirlendiğini fark ederseniz, büyük ölçekli bir huysuzluk nöbeti yaşamasını önlemek için, Fast-Food Kuralını ve Yumurcak-ça’yı kullanarak duygularını dillendirmeye başlayın. (Bunların ne olduğu kitapta anlatılıyor)
* Çocuğunuzu telkin etmeyi ve onun dikkatini dağıtmayı tamamen sakinleştikten sonraya bırakın. Çocuğunuz eski haline döndükten sonra sıra size gelmiş demektir. İki tarafın da kazanacağı bir çözün bulmaya çalışın: “Kurabiye mi istiyorsun? Hadi yemekten sonra yemek için iki kurabiye alalım” deyin.
* Hiçbir şey işe yaramadığında: Eğer görmezden gelmek işe yaramıyorsa, çocuğunuz yıkıcı ve agresif hale geldiyse, kontrolü ele almanız gerekiyor demektir. Ona arkadan sarılıp (kollarını sabitleyerek), kulağına her şeyin yoluna gireceğini ve onu sevdiğinizi fısıldayabilirsiniz. Eğer hala direniyorsa mola vakti gelmiş demektir.
* Sokakta yaşanan huysuzluk nöbetleri daha da zordur, çünkü yabancıların yanında meydana gelirler. … Süpermarkette ya da sokakta bu tip olaylar yaşamamanın anahtarı önceden plan yapmaktır. Eğer mümkünse uyku ve yemek saatlerini atlamayacak şekilde dışarı çıkın. Gezilerinizin kısa ve planlı olmasına özen gösterin. Bir kerede en fazla bir-iki iş yapın. … Çocuğunuzla beraber dışarı çıktığınızda yanınızda daima atıştıracak bir şeyler olmasına ve onu oyalayacak yapıştırma, boya, kağıt-kalem olmasına özen gösterin.
neticede, şu günlerde 21. ayını noktalayan Jr. da kendini ifade etmek için uygun kelimeyi seçmek yerine, öfke krizine girmeyi bir çıkar yol olarak görüyor. bu noktada benim göstereceğim sabır çok önemliymiş aslında.




çünkü eğer sinirlenirsem, bizim ufaklık, sinirlenmenin kabul edilebilir olduğunu düşünürmüş.
nitekim sevgili anneler, babalar; annelik zor zanaat. her daim sakin kalacaksın, üstesinden geleceksin, terrible two'ymuş, ergenlikmiş vesaire vız gelip tırıs geçecek... sen de, ömrün vefa eder de uzuun yılların sonunu görebilirsen, emeklerinin karşılığını hayatın içinde göreceksin. kolay değil, çocuk büyütmek... hayata yatırım yapmak...
hepimize kolay gelsin :)


02 Eylül, 2013

bir minik kız çocuğu

geçtiğimiz cumartesi, 2Nr. nın cinsiyeti belli oldu.
evimize yeni bir soluk, yeni bir hayat getirecek olan, minik oğlum Jr.ın küçük kardeşi; meğer bir kızmış.
şimdi artık yeni bir telaş var evimizde.
bir kız, bir erkek bebek annesi olmanın ayrıcalığını yaşayacağım. bunun keyfini tadacağım. çok ama çok heyecanlıyım.
hayatına giren ilk bebek erkek olan bir annenin, doğal olarak bütün tecrübesi bunun üzerine kurulu oluyor. şimdi herşey yeni baştan başlayacak ve kelimenin tam anlamıyla evimize yeni bir soluk gelecek.
seni merak ve keyifle bekliyoruz minik kızım.
iyi ki yoldasın, iyi ki bize geliyorsun.
sağlıkla gel dilerim.
bizim gözümüz yolda, seni bekliyoruz.



28 Ağustos, 2013

ağustosun özeti





agustos ayının ilk pazar günü çıktığımız evimize, geçtiğimiz pazartesi döndük nihayet.
Jr. bu tarihler arasında bol güneşli, bu vesileyle D vitamini yüksek, kalabalık, hareketli, güzel uykulu ve bol iştahlı bir tatil yaptı. ben arkadaşlarımdan, internetin her türlüsünden ve evimden uzak olmanın verdiği sebeplerden biraz sıkılsam da Jr. bu sıkıntıları hemen dağıtmasını bildi ve beraber çok eğlendik. kelime sayımız inanılmaz denecek ölçüde arttı. kendi kendine yemek yeme becerisi oldukça gelişti. bulamaç kahvaltıları ardımızda bıraktık, artık ana-oğul biraz daha rahatız. arada bir uykulara direndik ama uyuduğu zaman uzuuun uykular uyudu. bu uyku konusu başından beri temel konumuz olmakla birlikte esasen Jr.ın bu konuda anneyi hiç üzmediği tescillidir aslında :)



börtüyü böceği, jr.ın merdiven tırmanma denemelerini, kucak istiyorum diye ağlamalarını, kendi evimizdeki gibi emniyetli bir ortam olmadığından sürekli ortalıkta tehlike gözetleyen bukalemun anne gözlerinin verdiği yorgunluğu, tuvalet eğitimi konusunda yaşadığımız sosyal baskıyı da geride bırakarak nihayet evimize ulaştığımız pazartesiden sonra açıkçası Jr.ın adaptasyon sıkıntısı yaşayacağını düşünmüştüm. ama bunu düşünerek ona haksızlık etmişim.
kendisi 10 saatlik araba yolculuğunu stressiz, sıkıntısız atlatarak bir 10 numara 5 yıldız almıştı kalbimizden ama asıl yıldızları, puanları eve gelir gelmez kaldığı yerden devam etme becerisiyle kazandı.





yalnız bu tatil süresince şunu öğrendim ki; yazmadan geçemeyeceğim, bir çocuğu 2 yaş sendromuna sürükleyen şey, ona söylediğiniz "hayır" sayısıyla doğru orantılıdır.
öncesinde "hayır" sözcüğünü kullanmadan hallettiğimiz pek çok meseleyi, orda biraz da refleks olarak söylediğimiz "hayır"lar sayesinde çok zor ve öfke nöbeti ile sonlandırdık. ağlama ve öfke nöbetleri, bu "hayır"lara bir refleks olarak gelişti ve neyse ki hatamızdan çabuk döndük. evde ne yapıyorsak, yani refleks olarak söylediğimiz "hayır"ları dizginleyerek, konuşarak anlaşma yoluna gittik. bu konuda temel şuydu bizim evde;

diyelim ki bir öfke anındayız.  Jr. istemediği bir durumla karşı karşıya;

1. istediği ve yapamadığımız şey her neyse; bunu yapmanın mümkün olmadığını ona "yapmak yok" şeklinde söylemek.
2. bunu en fazla 3 kere tekrarlamak.
3.buna rağmen o şeyi yapmaya devam ediyorsa veya ısrar ediyorsa, konudan uzaklaştırmak. 5 dakika kadar ağlamasına izin vermek. mesela yürümek istemiyor, kucak istiyorsa ve siz kucak yok dediğiniz halde ağlama devam ediyorsa, ondan uzaklaşmak gibi.
4. bu şekilde kendi kendine biraz ağladıktan sonra, ona temas ederek, sarılarak ve konuşarak; önce onu anladığınızı ifade etmek, sonra neden yapamayacağınızı açıklamak ve en son ilgiyi dağıtmak.

örnek; "kucak istediğini biliyorum, seni anlıyorum. kucağıma almamı istiyorsun. ama seni alamam. çünkü bu yolu yürümemiz gerek. gel gidip şu yol kenarındaki incir ağacına bir bakalım."

bizde genellikle işe yarayan bu yöntemi hem akılda kalsın, hem size yardım etsin diye yazdım.
işte biz maalesef tatilin verdiği rehavet ve gevşemişlikle başlarda bu hassasiyeti kaybetmiştik ama neyse ki çabuk toparladık.

bu arada uzun zaman yazamadım. dediğim gibi, internetle ilgili sıkıntılarımız oldu, istesem de yazmam mümkün olmadı. 
hepinizi çok özledik biz, Jr. ve benden bol güneşli sevgiler :)

19 Temmuz, 2013

herşeyin bir sonu...

ne zamandır yazacağım, fırsat bulamadım.
bütün anne bloglarının vazgeçilmezlerinden olan, uyku, yemek, emzik, meme konulu yazılardan eksik kalmayalım ve bunu da yazalım istiyorum. ne de olsa, zamanında Jr. ın varlığı ile birlikte burası bir anne boguna dönüştü bile değil mi?


konumuz, anne sütüne veda... nasıl bıraktık, neden bıraktık, zorlandık mı?
başlıyoruz :)

unutmadan söylemem gerekiyor ki; en başından beri eğer birgün memeyi bırakacaksak, çocuğumu korkutmayacaktım, kandırmayacaktım ve öyle de yaptım. yani anne sütünden kesme sürecinde, memelere bant yapıştırma, sirke veya salça sürme gibi, eskiden kalma ve zar zor oluşan temel güven duygusunun ayarını bozacak herhangi bir hamleye kesinlikle yer vermemek gerekiyor. bu birinci kural.



ikincisi ise, bu işi zamana yaymak gerektiği... bebeğiniz kaç öğün ve ne kadar süreyle anne sütü alıyorsa, öğün atlamadan, süre azaltarak başlamak ve zamanla süresini azalttığınız öğünü bırakıp diğerine geçmek ve öyle devam etmek gerekiyor. bu şekilde basamak basamak bırakılan anne sütü, bebekte huzursuzluğa yol açmıyor.

üçüncüsü, eğer bebeğiniz için emmek uykuya dalmakla ilişkiliyse, uykuya geçiş için yeni bir rutin oluşturmanız gerekiyor. anne sütünün yerini alabilecek ve uykuyu çağrıştıracak yeni bir rutin, belki bir uyku arkadaşı... eğer kullanıyorsanız emzik...



biz basamak basamak bu işi 1 haftada başardık.
Jr. günde 2 öğün anne sütü alıyordu. biri öğle uykusu öncesi, biri gece uykusu öncesi. yani bizim için emmek, uykuya geçiş için bir araçtı son zamanlarda.

yukarıda anlattığım sırayla, önce öğle öğününün süresini kısalttık, sonra onu ortadan kaldırdık. daha sonra aynı işlemi gece öğününe yaptık ve derken onunla da vedalaştık.
bu geçiş sürecinde, bir rutin oluşturabilmek adına, her uykudan önce ben Jr.a süt verdim. bildiğimiz inek sütü. aslında doktorumuz bunu önermiyor, diş çürükleri ve sindirim zorluğu sebebiyle... yoğurt, peytnir olabilir demişti biz konuyu konuşurken ama ben biraz tembel davrandım sanırım. bu alışkanlığı da değiştirmemiz lazım. ona da bir ara vakit ayıracağım  :) 


sonuçta, rutinmiz şu şekilde gelişti;

* "hadi Jr. sütünü iç, uyuyacağız" cümlesi ile açılış

* odaya geçip bez değiştirme, pijama giyme (bunları yaparken hep konuşluyoruz tabii; pijamamızı    giyelim, bezimizi değiştirelim... gibi)
* yağmur, beyaz gürültü vesaire gibi doğal bir ses eşliğinde yatağa uzanıp uyuklamaya geçiş
* ve uyku :)

evet, yeni bebek haberiyle birlikte, Jr. tam da 18 aylıkken, bizim anne sütüne vedamız böyle oldu.
ilk gün çok ağladı.
sonra ağlamadı. zamanla da unuttu. bu da hayatımızın güzel dönemlerinden, unutulmaz anılarından olarak hatıralarımız arasına yerleşti.
dilerim, bu ipuçları başka annelerin de işine yarar.
sevgiler.

15 Temmuz, 2013

bebek yatağına veda


Jr. doğumdan sonra 10 aylık oluncaya kadar; benim, yatakodasındaki başucumda duran, 70*140 ölçülerinde, parmaklıklı bir bebek karyolasında uyudu. gündüz uykularında bulunduğum odada uyutabilmek ve de mobil olsun, gezerken yanımızda taşıyalım, heryerde bir yatağı olsun diye düşünerek bir de park yatak almıştık ama zaman içinde oyun alanı halini aldı ve Jr. asla park yatağında uyumadı.
10. aydan sonra da, bebek karyolası benim başucumdan ayrılıp, onun kendi odasına transfer oldu ve Jr. uykuların bir kısmını kendi odasında bu yatakta, büyük kısmını da babasıyla benim aramda sereserpe olacak şekilde uyudu. aslında tam olarak uyudu diyemeyiz. şöyle ki;
eğer Jr. o gün uykuya kendi odasında başlamışsa, uykunun ilk partı nispeten uzun sürüyordu. ama uyanınca kolayca devam etsin diyerek yanımıza aldığımızda sağa sola dönmeler bir türlü son bulmuyordu. onun bu şekilde dönmeleri, benim uykusuz kalmam demekti :/ 
ikinci durumda ise; yani baştan itibaren uykuya bizimle başlıyorsa; uyuduğu saat itibariyle saat başı uyanıyordu. tam olarak uyanmak değil ama beni uyandırıyor ya ona bakalım :) saat başı uyanan bir bebeğin annesinin uyuması yarım saatte birdir bizim evde. zira onu uyut, açılan uykunu toparla, dön yeniden uyu falan... bir çeşit işkence yani.
üçüncü durum; uykuya bizim yanımzıda geçiyor ve ilk uyanmada kendi odasına sepetleniyorsa, bu uykunun ikinci partı gayet uzun ve dinlendirici oluyordu. hem benim açımdan, hem de Jr. açısından.
yani özetle, bilinen tüm doğruların aksine, bizim küçük sevgilimiz artık bizimle değil kendi odasında uyumak istiyordu. 
bebek karyolasında da son dönemde, gündüz uykularından uyandığında gözlemlediğim, parmaklıklara tırmanmaya çalışma operasyonları ve gece uykularını bölen fır dönmeler sonucunda sağa sola çarpmalar uyku kalitesini düşürüyor ve güvenliğini riske atıyordu. 
bu yatak konusuyla ilgili gerek nurturia'da, gerekse başka anne-bebek sitelerinde okuyup  öğrendiklerimden hareketle biz de yeni bir yatak arayışına girdik. en sonunda dün geceki mışıl, güzel, dinlendirici uykumuzu borçlu olduğumuz bu yatağı aldık İkea'dan. 
Jr. da biz de mutluyuz. 
ben her ihtimale karşılık dün gece yatağın etrafına yorganlar, yastıklar dizdim ama çok şükür bir vukuatımız olmadı. netice itibariyle bizim ufaklık, 19. ayın şerefine yeni yatağında, rahat, derin, mışıl ve güzel uykular uyuyacak gibi duruyor. kendi odasında, kendi inip çıkabildiği bir yatakta uyuyan ufaklığın, uyanır uyanmaz size verebileceği en güzel sabah sürprizi; "anneee" diyerek günaydına koşması...
bizden haberler bunlar.
herkese mışıl uykular, keyifli ve bol oyunlu büyümeler diliyoruz :) sevgiler...

01 Temmuz, 2013

kalbimde yeni bir oda


her çocukla, annenin kalbinde bir yeni oda açılırmış. diğeri küçülmeden, azalmadan hem de... her annenin kalbinde sonsuz odaya yer varmış... doğumgünüme günler kala öğrendim ki; meğer benim de kalbimde yeni bir oda açılmış. yani yine içim kıpır kıpır, yine pek heyecanlıyım... bir o kadar kaygılı elbette ama eminim zaman herşeyin üstesinden gelmemize yardım edecek, her zaman olduğu gibi.
sevgiyle, sağlıkla, mutlulukla gelsin inşallah kalbimin yeni sahibi. beni çocuklarımla mutlu etsin hayat hep... sağlık, huzur eksik olmasın onların hayatlarından hiç.


bu müjde de bana doğum günü hediyesi, size sürpriz olsun ey ahali :) 
siz yer açın kalbinizde; 2 numara geliyor...
 


17 Haziran, 2013

#direnkalbim

küçük oğlum,

zamanı geldi büyüdün ve oldu ki bu satırları okuyabildin diyelim, sana bugünlerde neler yaşadığımızı anlatmak isterdim. çok isterdim ama günlerdir kalbim bombalanıyor, nefes alamıyorum sanki. sanki gaz bombaları bizim evimizin içinde, senin çocukluğuna dokunuyor gibi hissediyorum.
oldu ki bu satırları bir digital arşivleme sayesinde edindin; çünkü o zamana kadar blogger, twitter falan kalmamış olabilir, o zaman öğreneceksin ki, çok ama çok büyük bir kalabalık, senin aydınlık geleceğin için direndi bu ülkede günlerce. biber gazıyla ve bombalarla yaşamayı öğrendi, nefesini tuttu ki sen temiz havayı içine çekebilesin.
o kadar kalabalıklar ki, bunları arşivleyebilseydim eğer, hayretle izlerdin bugün olanları.
ama her halükarda, bugünlerde insanların nasıl da "3-5 ağaç için" başlayıp, daha sonra bunu bir nefes gibi içlerinde taşıdıkları bir "özgürlükler mücadelesi"ne dönüştürdüğünü bir gün öğreneceksin biliyorum. o gün geldiğinde, bunları yüzünde bir gülümseme, onur ve gururla taşıyacak bir yeni nesil olabilmeni ümit ediyorum. 
biz bunlardan ders alacağız elbette... bizi besleyen umudu sizin gözlerinizdeki ışıktan aldığımızı asla unutmayacağız. sana söz veriyorum oğlum.
sana anne sözü veriyorum ki, senin ve tüm çocukların umutlarıyla beslenen bu güzel direniş haklı bir neticeye erişecek ve sen çok ama çok aydınlık günler göreceksin. bu ülke, Atatürk'ün izinden giden gençleriyle, şanlı tarihiyle, hiç bir zaman sırtı yere gelmeyecek güzel insanlarla dolu.
sen bütün bunları daha yeşil, daha özgür, daha aydınlık bir ülkede yaşa diye tüm bu mücadele.
bunu tarihine not düşüyorum, ki günü geldiğinde öğren diye.
seni seviyorum küçük oğlum, gözlerindeki ışık hiç kaybolmasın senin.


15 Mayıs, 2013

ben kendim yaparım!

Jr. 16.5 aylık oldu.
yaklaşık olarak 4-5 haftadır herşeyini kendisi yapmak istiyor. kendi giyinmek, kendi yemek, kendi getirmek, kendi atmak, kendi boyamak... kendi, kendi, kendi... bir kişilik oluşuyor, birileri büyüyor :)
bu konuda elbette onu destekliyorum. her durumda, istediklerini kendisi yapması için ona fırsat veriyorum. her becerisini olumluyor, övüyor, teşvik ediyorum. çünkü ben, olumlu davranışın övülmesi ve bu yolla pekiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
şimdiden kendi yemeğimizi kendimiz yiyoruz, ayakkabılarımızı kendimiz çıkarıyoruz. dışarı çıkarken şapkamızı takıyor, yemekle işimiz bitince mama önlüğümüzü kendimiz çıkarıyoruz, tabii kullanmışsak :D bunları yaparken fiziksel becerilerinin gelişmesine katkıda bulunmak kadar, zihinsel gelişimini de desteklediğini biliyorum. o yüzden her başarısı, yüzüme gelip yerleşen gurur dolu bir gülümsemeyiş besliyor.

video

ha gayret minik adam, tüm bu gayret seni geliştiriyor. büyüyorsun :) 

07 Mayıs, 2013

anneler günü vol.2

aslında vol.3 desem daha doğru olurdu belki. ilkinde karnımda minnacık bir kalpti çünkü bizim Jr. 
seneler nasıl hızlı geçiyor, işte size kanıt :) sadece 3 anneler günü devirmişiz ve Jr. bu sene "anne" nidalarıyla evi şenlendirmekte :)
ben bu sene anneler günü hediyemi erkenden aldım anlayacağınız. ilk "anne" sesi, "annecii" diye seslenişi... gitmiyor kulaklarımdan. tabii bir de buna nasıl bir kalp çarpıntısı eşlik ediyor, hayal dahi edemezsiniz. darısı bebek isteyen, bekleyen veya bunu hayal eden herkesin başına olsun.
anneler gününüz kutlu ve mutlu bir de tabii söylemeden geçmeyelim herşeyin başı önce sağlık olsun :)
sevgiyle kalınız...


bu arada kısa kısa;
  • izmir seyahati yaptık geldik. Jr. ilk uçak yolculuğunu başarıyla tamamladı :D
  • eskişehire günübirlik bir gezi düzenledik.arkadaşlarımızla birlikte kısa bir tatil gibi oldu, iyi geldi.
  • Jr. ilk saç traşını oldu, e-bebekteki kuaför bize, içinde bebeğimizin ilk saçlarını da saklayabildiğimiz bir saç kesim sertifikası verdi. mutlu olduk :)
  • gündüz uykusunu 3'ten 1'e düşürdük. biraz caz yapıyoruz ama bugün itibariyle herşey kontrol altında, yani sayılır :)
  • hala köpek dişlerimizi bekliyoruz.
  • kendi yemeğimizi kendimiz yeme yolunda hızla ilerliyoruz. çatalın kaşığın tutulması konusunda usta olduk sayılır.
  • ses taklitleri, kelime sayısı çoğaldı. en eğlencelileri, tabii ki "anne" dışında otobüse "otii", kamyona "kam", arabaya "aaba" diyoruz. hemen hemen duyduğumuz bütün kelime ve sesleri taklit ediyoruz.
  • anlayacağınız hızla büyüyoruz :) ben yine yazmaya pek vakit ayıramıyorum ama hep aklımdasınız.
  • hepinizi çok öpüyoruz, sevgiyle kalın.


19 Nisan, 2013

gurme bebek hareketi

şu kısacık filmde, başrol oynadık kendimizce :)
buyrun hep birlikte izleyelim; işte karşınızda o meşhur gurme bebek hareketi.

Gurme Bebek Hareketi

10 Nisan, 2013

bugün günlerden oyun

sabahın kör ışıklarıyla uyandık uykumuzdan. neşeli şarkılarla, şakıya şakıya kahvaltımızı yaptık, çayımızı içtik, arabalarımızla ve topumuzla oynadık. bu arada ben Jr.ın bayıldığı krakerlerden yaptım, fırınladım. piştiler ve yemeye hazır oldular :) ev mis koktu... derken 9:15 itibariyle Jr. gözlerini ovuşturup esnemeye başladı ve hoop kucaktaki yerini aldı. kahvaltı sonrası keyfiyle bir güzel uyudu.
onu yatağına bıraktım, fırından krakerleri aldım. çayımı ısıttım ve bilgisayarımı açtım. bakalım bu çayı bugün sıcak içebilecek miyim :D

bugün bizim oyun günümüz. Jr. uykusundan uyanınca, oyun grubu arkadaşlarımızla buluşacağız. kocaman oldular oynarken. aylar, sular seller gibi geçti. bu oyunlara başladığımızda 10 aylıktılar, başlangıcımızı burda yazmıştım uzun uzun. şimdi 15.5 oldular. her hafta buluştuk. hastalık gibi önümüzü kesecek ciddi engeller olmadıkça her hafta oynadık beraber. birbirlerini tanıdılar. yeni yeni oyunlar yapmaya başladılar.
onları öyle gördükçe acayip keyifleniyorum. biri benim canım oğlum evet ama diğerleri de o kadar hayatımın içindeler ve büyümelerine o kadar şahidim ki, onları oğlumdan ayıramıyorum. beraber büyüyorlar. gelişimleri sıralı, gözlemleyebiliyoruz. bu bebeklerin anneleri olarak biz, çok şanslıyız. bazı sıkıntılı durumların hepsinde eş zamanlı olabildiğini görüp, "ohh" çekebiliyoruz, "demek ki sorun yokmuş" diyoruz. ya da olumlu gelişmeler ardı ardına birbirini takip ettiğinde gururlanıyoruz. hem de hepsi adına. 
galiba, onlar oynuyor ve büyüyorken bizi de büyütüyorlar. böyle daha bir anne oluyoruz. başetmemiz gerekenleri görüyoruz, davranış kontrolü sağlıyoruz kendi içimizde. bu oyun grupları onlar kadar bize de faydalı. net. başka birşey diyemiyorum :)
herkese bol güneşli, neşeli günler diliyorum.
sevgiyle

09 Nisan, 2013

gece beslenmesini nasıl bıraktık

Jr. yaşamının ilk 6 ayında doya doya anne sütü aldı. ama biz, başından beri bunu bir öğün alışkanlığında yaptık. yani emzirme aralıklarına dikkat ettik ki bu bir atıştırma mantığına dönüşmesin. bir dahaki emzirme seansına kadar memenin orda olmayacağını bilsin ve karnını sıkı sıkı doyursun diye düşündük hep ve öyle de oldu. her emzirme öğününde doyasıya emdi ve bir sonraki öğüne kadar atıştırmayı gerektirecek bir durumun oluşmasına izin verilmedi. peki nedir atıştırma diye sözünü ettiğim şey? bebek ağlar, anne memeyi açar ve bebek emer. her durumda, her fırsatta, her ağlamada bu yapılıyorsa bebek susturulmaya yönelik davranış geliştiriliyordur ve bebek, bunların çoğunda doyacak kadar beslenmez. iki fırt çeker ve uzaklaşır memeden.
doktorum en başında söylemişti bana, her ağlamaya meme veya emzik uzatma sakın diye. çünkü ağlamalar çeşit çeşit, herbirinde acıkmış olması anormal olurdu sanırım :)
bu şekilde yaşamın ilk günlerinde 2 saat aralı beslenen Jr. daha sonraları 3 saatte, ilerleyen zamanda 4 saatte bir meme ile buluştu ve karnını doyurdu. 6. ay bitip de ek gıdaya geçtiğimizde de önce ek gıdasının tadına baktı, kapanışı anne sütü ile yaptı ve 6. ay itibari ile gece beslenmesinin sayısını uykuya dalarken 1 ve uyku içinde 2 adet olmak üzere 3 seans ile sınırladım. böylece 20:30da emerek uyuyan Jr. 23:30 ve 3:30 gibi yeniden besleniyordu ve sabah kahvaltısının sonuna kadar anne sütü almıyordu. bir çeşit düzen kurmuştuk ve tıkır tıkır işliyordu. bu süreçte Jr. geceleri her uyandığında meme gelmeyeceğini biliyordu. emzikli bir dönemdeydi ve emziğini verip, pışpışlayıp, sırtını sıvazlayıp bir şekilde uyutuyorduk. 10. ay civarında bir gece, Jr. 3:30da emmek istemedi. bunu bir işaret algılayan ben, sonraki gecelerde de o saatte emzirmedim. uyandığındaysa bildiği
miz uyutma yöntemleriyle uykuya dalmasını sağladım. süper gidiyorduk ama hala 20:30da emip uyuduktan sonra 23:30da canhıraş bir şekilde uyanıp emmek istiyordu.23:30 defterini de 13 aylıkken kapattık. ona da bir gece Jr. o saatte uyanmayınca ben karar verdim ve ertesi gecelerde uyandığında su vererek sakinleştirip uyutmayı seçtim. 10 puanlık bir performsansla Jr. bunun da üstesinden geldi.

şimdi ben bu satırları yazıyorum ya, yaşamayan birinin bunları anlaması gerçekten zor ve bazı bebekler anneye, memeye o kadar düşkün ki, Jr. bu konuda onlara iyi bir örnek olmayabilir.
eğer çalışan bir anne olsaydım, geceleri emzirmeyi bu kararlılıkla bırakır mıydım, bunu cevaplaması çok zor. benim şansım gündüzleri de emzirebiliyorum, çalışmıyorum, evdeyim... o sebeple bu yazıyı, kılavuz bir yazı olmasından ziyade, bizim kendi tarihimize bir not olsun diye yazmış olduğumu belirtip noktalamak istiyorum. annelere ve bebeklere her zaman, her türlü kararda ve uygulamada kolaylık diliyorum :)
sevgiler...

uyuyoruz, büyüyoruz Vol.Son

bu konuyla ilgili tekrar yazmam umarım :)
en son 17 Ocak'ta yazmışım uykularımız hakkında, üzerinden epeyce geçmiş ve bu geçilen zorlu yolların ardından son zamanların en güzel gelişmesi olarak; Jr. artık mışıl mışıl uyuyor.
15. ayı bitirdiğimiz, emzikle vedalaştığımız günlere denk geldi sanırım bu uzun uykular.
gerçi bizim uykumuz ara ara verilen arızalar dışında başından beri güzeldi, en iyi ihtimalle 2 kere falan bölünürdü ama bazı geceler vardı ki sabaha kadar nöbette kaldığımızı biliyorum. bu cümleyi neresinden toparlarsanız ordan toparlayın bakalım :D ben yardımcı olayım, o sabaha kadar nöbette kaldığımız geceler diş çıkarmalara, büyüme ataklarına, nazlara, gazlara falan bağlandığımız gecelerdi yüksek ihtimalle, insan birşeye bağlamazsa sıyıracak gibi oluyor çünkü. 
ama işte bitti. nasıl olduğu, neye bağlandığını, benim mi becerdiğimi, Jr.ın mı artık uyumaya karar verdiğini tam bilmiyorum ama bu yazıyı noktaladığım anda, etrafımızı saracak alçak basınç etkili nazar atmosferi sebebiyle fabrika ayarlarımıza da dönebiliriz, onu da tam kestiremiyorum. neticede, konu bebekse, yazılmış tüm iyi beslenme ve güzel uyku masallarının, etrafca duyulur duyulmaz tersine döndüğü gerçeğiyle yaşıyorum :)) burda şöyle kocaman bir mavi boncuk takıp bir de kocaman bir "nazar değmesin" diyeyim de adet yerini bulsun madem.
evet özet şu; oğlum emzikle vedalaştığı günlerin ardından uzun uykular uyumaya başladı. gece beslenmesi diye birşey 6 aydır yok zaten hayatımızda. güzel uykuların ardında, "doğal ebeveynlik" çatısı altında, yayla boyutundaki yatağımızda aile boyu uyumamızın da etkisi vardır elbet. 
baştan da söyledim, etkinin ne olduğunu, bunu neyin tetiklediğini tam bilmiyorum, size kafamdan geçen olabilitesi yüksek her kalemi yazmaya çalıştım ama öyle yada böyle uzun uzun uykulara hasret kalmıştık. şimdi tadını çıkarıyoruz ve diyoruz ki;
elemtere fiş, kem gözlere şiş.

26 Mart, 2013

bir başarı hikayesi; emziğe veda

herşey 18 Mart pazartesi sabahı, Jr.ın nezle dolayısı ile "burnumu mu çeksem, emziği mi emsem" konulu egzersizi esnasında uyuyamaması ile başladı. emziğini aldım ağzından ve çekmeceye koydum. kararımı vermiştim, emzikle vedalaşacaktık biz artık. zaten oral dönemin sonuna geliyorduk ve ben Jr.daki işaretleri okuyabiliyordum. sonuç; uyku için biraz mızırdadı ama baktı ki zaten burun musluk gibi; haliyle uyumayı tercih etti.
günün ikinci uykusunda da karşılaşmadı emzikle, az biraz mızırdanma ve sonrası uyku. derken günün en zor olabileceğini düşündüğüm kısmı geldi, gece uykusu. ama işte, bizim ufaklık bana gene ters köşe yaptırdı ve gece hiç de umduğum kadar zor geçmedi. sanırım biz bu vedayı başarmıştık. ikinci gün de aynı doz mızırdanmalarla geçildi uykulara ve üçüncü güne geldiğimizde, ben artık, ne olursa olsun o emziklerin çekmeceden çıkmayacağını biliyordum. öyle de oldu. bugün 9. gün ve o çekmece hiç açılmadı daha. Jr. ve ben bir işbirliğini daha mutlu, mesut hallettik. teşekkürler sana küçük oğlum benim, büyük aşkım :)

size emzik hikayemizi anlatırken, bu konunun hayatımızda daha önce nasıl bir yer kapladığını da vurgulamak isterim. elbette ki emzik, bizim için olmazsa olmaz değildi. sadece ama sadece uyku ve yolculuk anı ile ilişkiliydi. gün içinde hiçbir ağlama, mızırdanma veya yüksek volüme ile ilişkilendirilmedi. az önce emziği bir günde nasıl bıraktığımızı anlatırken, sözetmeyi unuttuğum bu arabada uslu dursun diye başvurduğum bir yöntem kısmı, bırakırken de beni düşündürmedi değil aslında ama bu sınavı da geçtiğimiz cumartesi ve pazar seyahatleri ile, nasıl da başarıyla atlatabildiğimizi görmüş olduk. 
evet diyordum ki, bu konu sadece uyku ve yolculuk ile ilişkiliydi. öyle ki benim küçük oğlum, kucağımda uyku rutinine başlarken, şifonyerin üzerine uzanır, emziğini alırdı. uyku bitip uyanınca da yine kucağıma çıkar, şifonyerin üzerine bırakırdı uyku arkadaşını. arabaya da biner binmez çıkardığı sesten anlardım hemen emzik istediğini. yolculuk bitip de gelip, onun kapısını açtığımda hemen emziklerini tutuştururdu elime, "madem yolculuk bitti, al bunları" der gibi.

peki taaa en başından; neden emzik verdik biz? 
bebekler emme güdüsü ile doğuyorlar ve bunun tatmini şart. emzik verilmeyen bebek ya anne memesiyle ya da parmağıyla bu tatmini yaratıyor. o sebepten bir dönem emzik kullanmak gererk bana kalırsa. 15 ay süresince emzik kullanmanın başka artıları da vardı tabii. bir kere; anne memesinde uyumanın önüne geçiyorduk ki bu bir kolaylıktı bizim için. memeyle işi biten Jr. emziğini takıp uykuya dalıyordu. yatağına bıraktığım birkaç emzik sayesinde, gece birini düşürünce diğerini bulup takıyor ve uykusuna devam ediyordu çoğu zaman ama işte artık oral dönemi noktalamaya yaklaştığımız şu günlerde, emzikle vedanın güzel sonuçlarını da yazalıml;

1. uyku süremiz uzadı. öyle ki gecede 4-5 saate kadar uyuyabiliyor artık Jr. gece beslenmesini bırakalı çok olmuştu tabii ama gene de sonradan öğrendiğim birşey; emzik karın acıktırıyormuş. belki de ondan sürekli uykumuz bölünüyordu bizim. orası karışık :)
2. sürekli, "yanımıza emzik aldık mı, düştü mü, kirlendi mi, eskidi değiştirelim mi" dertlerinden topluca kurtulduk.
3. böyle daha yakışıklı olduk :)

yani sadece ilişkilendirdiği şeyler vardı ve nihayet sorunsuzca atlattık biz bu süreci. kolay oldu. size de kolaylık olur umarım. bizim hikayemiz bu :)
aferin sana Jr. seninle ne kadar gurur duysam az biliyor musun :) seni çok seviyorum ben.

14 Mart, 2013

bebekler herşeyin en doğrusunu bilir

bugüne geldik, daha bir kez olsun Jr.ın herhangi bir işine burnumu sokmadım, sokamadım ben. sebebi gayet açık ve net bir şekilde söylüyor zaten kuzu; "ben zamanı gelince yaparım, sen merak etme" mesajı ile üstüne basa basa, altını çize çize, gözümüze baka baka büyüypüp gidiyor işte. bu büyüyüp gitme konusu beni çok üzüyor. ona yetişemiyorum, yetemiyorum, göremiyorum, görsem de doymuyorum dediğim anları toplayıp durmaktan yoruldum çok. daha yavaş büyüsene kuzucuk, ne acelen var? neyse, bu başlıbaşına bir konu, biz meseleye geri dönelim... 
evet, bebekler bilinçli... size düşen işaretleri okumak, onun dilini anlamak. aslında bugüne kadar ona uykuyu, yemeği asla ben programlamadım. o zaten uykusunun geldiğini, acıktığını falan söylüyor. ne kadar uyku uyuyacağına, ne kadar yiyeceğine, ne kadar oynayacağına, ne oynayacağına karar veriyor. yani sizin onunla oturup da bul - tak oynamanıza da gerek kalmıyor. "o sizden yardım istemedikçe oyunlarına bulaşmayın" diyor zaten benim acil durumda başvurduğum, benim için en önemli kaynak olan Tracy Hogg kitaplarında.
şöyle ki; ilk aylarda 2 saat süreyle uyanık kalamayan bizim Jr. zaman içinde gündüz uykularını bu sürelerden günde 3e, 2ye falan kendi programlayıp düşürdü. kaçlarda uyuyup uyanacağına kendisi karar verdi. ben sadece işaretlerini okuyup ona yardım ettim. evet sadece yardım ettim, çünkü bebekler sadece yardım istiyorlar bizden, gerisi onların bileceği iş. ve ben 15 aylık taze bir anne olarak, bebeklerin herşeyi çok iyi bildiğini iddia ediyorum. bir aşama da yemek konusunda oldu. kaldı ki ek gıdaya geçtiğimizde bir sürü soru uçuşuyordu kafamda; "ne zaman ne yedireceğim, ne zaman emzireceğim? neyle doyması gerek, ne kadar yemesi gerek?" çok şükür ki, benim ufaklığım bunu da çözdü. ne zaman, ne kadar yiyeceğine ve ne zaman anne sütü alacağına karar vererek bana yardımcı oldu. bana düşen de ona güzel yemekler hazırlamak oldu :) benzer şekilde gece beslenmesine, hem kademeli olarak hem de kendisi veda etti.
açıkçası ben şanslı değilim, bütün bebekler bu kodlarla doğuyor eminim. zamanı gelince gündüz uykusunu 1e düşürecek, emziği bırakacak, tuvalet alışkanlığı edinecek... benim için önemli olan bunların farkında olup, bebeğimi izlemek, ondan gelen işaretleri dinlemek. kalanı onun halledebileceğini ben artık biliyorum. zaten çok önemli bir nokta da var; eğer bebeğin bioritmine uygun hareket etmez ve kendi yaşamınıza göre bir saat kurup uygulamaya çalışırsanız, bu ters tepebiliyor. itirazlar ve mutsuzluklar ve de en kötüsü anne - bebek arasındaki güven ilişkisi zarar görebiliyor. okuduğum yayınlar böyle söylüyor. ben de söz dinliyorum.

anneler, babalar; size nacizane tavsiyem, bebeğinize güvenin, ona güvendiğinizi hissettirin ve işaretleri doğru okuyun. sizin yapmanız gereken sadece ve sadece bu. inanın bana, o size; ne zaman uyuyacağını, ne zaman, ne kadar yiyeceğini, oyun mu, masal mı istediğini, herşeyi ama herşeyi söyleyecektir. en azından bizde durum bu :)
sevgiyle kalın...

11 Mart, 2013

ben karabatak, Jr. siyam

merhaba,
bir görünüp bir kayboluyorum. 
bilgisayarımı açamıyorum. telefonum bir süre serviste kaldı, elim pek birşeye gitmedi bu ara.
zaten yorgunluk tavan yapmış durumda. herşeye rağmen gülen bir çift göz, beni sıklıkla silkelenip kendime getirmeye yardımcı :) tarifi imkansız mutluluğum, benim küçük oğlum hızla büyümekte.
14.5 ay devirdik biz beraber. 
taklit yeteneğimiz had safhada.
internet üzerinde bazı bloglarda rastldığımız aktiviteleri hayatımıza soktuk son günlerde. boya kalemleri,  masa, sandalye, ince motor beceri oyunları vesaire... hepsi hakkında uzunca yazacağım. kafamda ve satırlarda bir toparlamam lazım.
şimdi öyle bir dönemdeyiz ki, Jr. boynumda asılı sanki. hep sarılmaca, kucaklanmaca, öpmece, dokunmaca, gözden kaybolunca ağlamaca, ortalığı yıkmaca. "anne duşa, tuvalete bile gitme olur mu?"... ama nasıl oluyor da bu velet, hep bir "poffff, çook yorgunum" anından "allahım bu kanatsız melek benim mi?, şunun tatlılığına bak, doyamıyorummm ki sana" moduna çeviriyor beni. bana, yorgunluğumu hafifleten bu endorfini salgılattığın için sağol :D o da olmasa bu günler gerçekten zor geçiyor günler çünkü.

bir güven konusu hakim şu ara gündemimizde, Jr. beni görüntü penceresinden çıkarmaya tahammül edemiyor. üzerine su çiçeği aşımızın etkileri devam etmekte. üzerine çok tatlı bir sos olaraktan ilave, köpek dişlerimiz yolda. biri çıksa bari bu arada, ucu bile görünmedi daha.
farkettiğiniz üzere, anneliğin o delilikle olan tehlikeli sınırlarında dolaşmaktayım. bir görünüp bir kaybolmalarım bundan. hepinizi çok özledim. şu sıkıntılı dönem oğlumun peşini bırakır bırakmaz burdayım. sevgiyle kalın.

14 Şubat, 2013

seni seviyorum

bugün "aşk'ın günü"ymüş, öyle yazıyor heryerde... 
illaki bahane mi arıyor aşk kendisine "burdayım" demek için?
oysa hayat çok kısa... mutluluklarla, huzurla perçinlemeli anları sıkı sıkıya.


kısaca sana söylemek istediğim şu ki;

"sevgilim,
seni seviyorum.
aşk seninle güzel, hayat da öyle...
iyi ki varsın.
iyi ki benim sevgilim, iyi ki Jr.ın babasısın...
hep bizimle, hep sağlıkla, hep mutlulukla kal."

13 Şubat, 2013

oynasın da büyüsün demiştik, büyüyor

kasım ayının sonlarında oynasın da büyüsün diye yeazmıştım. neredeyse şubatı ortaladık ve oyun grubu ile hayatımıza pek çok olumlu gelişme ekledik.
birincisi Jr. çok sosyal, paylaşan ve mutlu bir bebek ve bu oyun grubu sayesinde bu zincir hiç kırılmadan böyle devam etti. eve gelen misafirlere oyuncaklarını paylaştırması, her onu kucağına almak isteyenin kucağına çıkmak için kollarını uzatması, yeni buna istekli olması... uzun uzun kendi kendine oynayabilmesi, sıkılmaması hep bu oyun grubu ile ilgili diye düşünüyorum. Jr. zihinsel ve fiziksel açıdan epeyce beslendi bu grupla sanırım ve de buna devam ediyor. oyun arkadaşlarımız için de aynı durumların geeçrli olduğunu düşünüyorum elbette.
inanılmaz bir şekilde birbirlerini tanıyorlar, iletişim kuruyorlar... tabii henüz paralel evrenlerde yaşadıklarından "birlikte oynama" gibi birşey sözkonusu değil ama beraberce iyi vakit geçirdikleri kesin. minik insanlar sanki koca adammışçasına anlaşıyorlar aralarında :)
bizler şanslıyız, birbirimizi bulabildik ve kreşlere para harcamadan kendi evlerimizde birbirimizi misafir ederek, oyun grubumuzu bugüne kadar getirebildik. darısı diğerlerinin başına ve tabii elbette bizi biraraya getirdiği için "teşekkürler sosyal medya" :)
bugün, bizim evde buluşuyoruz biz miniklerle, size de son buluşmamızdan birkaç fotoğraf ekleyip hazırlanmak için kaçıyorum şimdi.



sevgiler herkese.

12 Şubat, 2013

kitap kurdu bebekler için


pearson yayıncılık'tan aldığımız bebek dokun hisset serisi kitapları Jr. ın elinden düşmüyor.
bunun dışında müzikli birkaç kitap ve neşeli saklambaç serisine ait bir kitap da hep elimizin altında.

remzi kitabevi'nden çıkan ilk 100 sözcük de epeyce ilgi alanımız içinde.

benim Jr.ı kucağıma alıp da okumak için seçtiğim klasik masallardan oluşan birkaç kitap da uyku öncesi arkadaşlarımız. parmak çocuk, külkedisi, kırmızı başlıklı kız gibi...

bunlar dışında 9 minik kitaptan oluşan ilk kitap seti ve minik kitaplar dizisi falan hep elimizin altında...

uzun zaman önce araştırmıştım, kendimce bilgi birikimimi yapıp Jr. için faydalı olacak türden kitapları seçmiştim tabii ama Jr. 1 yaşını devirdiğinden kitaplarımıza yenilerini ekleme zamanı gelince, datayı bir güncelleyeyim dedim ve bakın nelerle karşılaştım.

yazılarını, paylaşımlarını severek takip ettiğim Bir Dolap Kitap, araştırıp öğrendiklerine göre bebeklere kitap okumanın püf noktalarını şöyle derlemiş;


  1. Çocuğunuzun sakin olduğu bir zaman dilimini, örneğin uyku sonrası, karnının tok olduğu bir zamanı seçin.
  2. İyi ışık alan, sessiz ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer seçin.
  3. Kısa bir kitap seçin.
  4. Ufaklığı, kitabı rahatça görebileceği biçimde, kucağınıza alın.
  5. Kitabı bebeğin takip edebileceği bir tempoda okuyun.
  6. Çocuğunuz henüz konuşamıyorsa bile soru sorun. Nerede? Bu ne? Konuşuyorsa, yanıt vermesini bekleyin.
  7. Resimlerdeki ayrıntıları gösterin. Nesnelerin isimlerini tekrarlayın. Resimler hakkında konuşun. Neler olduğunu anlatın.
  8. Her defasında bir veya iki sayfa okuyun. Sayfa sayısını yavaş yavaş arttırın.
  9. Sözcükleri şarkı söyler gibi okuyun. İşin içine melodi ve çocuğunuzun adının da olduğu kafiyeler katın.
  10. Okumaya onun da katılması için çocuğunuzu teşvik edin. Örneğin hayvan seslerini birlikte çıkarın. Ya da tekrar bölümlerini birlikte tekrarlayın
  11. Çocuğunuz, o sırada okuduğunuz sayfaya ilgi duyduğu sürece, o sayfada kalmaya devam edin.
  12. 12.  Bebeğin kitaba dokunmasına, fiziksel olarak temas kurmasına (ellemesine, tutmasına, çiğnemesine…) izin verin.
  13. Sayfaları çocuğunuzun çevirmesine izin verin.
  14. Bebek mızmızlanmaya, kıpırdanmaya başlarsa, sesinizi biraz yükselterek ve komikleştirerek okumayı deneyin.
  15. Bebek ilgisini tamamen yitirdiyse okumayı bırakın.
bizim gibi ufaklıklara kitap seçerken dikkat edilecekleri ise yine şöyle özetlemiş Bir Dolap Kitap;

0-3 yaş çocuğu, dokunarak ve dinleyerek öğrenir. Konuşmayı öğrenmesine yardımcı olmak ve dil becerilerini geliştirmek için ona kitap okuyun.
  • Tanıdık nesnelerin olduğu,
  • Parlak renkli,
  • Kısa ama ahenkli cümlelerden oluşan,
  • Az kelimeli ve bu kelimelere ait resimleri olan
  • Bol resimli,
  • Uzun süre elinde kalacağı için kaliteli malzemeden yapılmış, kolay yıpranmayacak,
  • Ellerinin boyutuna uygun kitaplar…
bu bilgiler ışığında araştırmaya koyuldum ve ilk karşıma çıkan Pisi Kedi serisi ile tam iştahım kabarmışken, hiçbiryerde satışının olmadığını ve tükendiğini görerek çok üzüldüm. belki bu yazım aracılığıyla sesim duyulur da bir yerlerde bu kitap serisinin hala bulunabildiğini yazar bana birileri.
nasıl mutlu olurum o zaman, anlatamam...

biz harıl harıl araştırmalarımıza devam ederken, size ve sevdiklerinize musmutlu, güneşli günler diliyoruz.
sevgiler :)





11 Şubat, 2013

uzuun aradan sonra

neredeyse 1 ay olacak buraya dokunmayalı.
vakit olmuyor.
değil blog yazmaya, duşa girmeye, çayı sıcak içmeye, kitap okumaya, nefes almaya vakit olmuyor gerçekten. bir tuhaf durum içindeyim.

hem "Jr. çok hızlı büyüyor, zaman dursun biraz" diye hayıflanıyorum. hem de "çabucak geçsin zaman, konuşmayı öğrensin, kendini ifade edebilsin" diye bekliyorum. bu ne yaman çelişki anne dediğinizi de duyuyorum :)


yazamadım çünkü, Jr. yürümeyi öğreneli işimiz biraz daha zorlaştı ama bir o kadar renklendi. şimdilerde bacak kadar boyuyla evde dolaşan minik adam, birşeylere itiraz etmenin, elde edemezse anne ve babayı azarlayıp, boyu kadar minik adımlarıyla afra tafra ile ilerlemenin peşinde.
buna "terrible two" diyorlarmış. biz yeni tanışacağız. bakalım tanışıp da boyumuzun ölçüsünü mü alacağız yoksa başetmeyi mi öğreneceğiz, şimdilik pek birşey bilmiyoruz.
zira itirazların ve elde etmeye çalışıp edemediklerinin yarattığı sinirle, konuşmayı bilememek çakışınca Jr. bir başka moda girip sürükleniyor. sabahtan duruma iyi başlayan ben, akşam saatlerinde yorgunluk alıp başını gidince sinirleniyorum. ben sinirlenince Jr. raydan çıkıyor. kontrolü babamız ele almaya çalışıyor, o da bana fren vermeye çalışırken ortalık iyice karışıyor ve işler arap saçına dönüyor.
eğer kendisine "hayır" demelik bir durum yoksa, küçük adam rahat. bu sebeple "hayır" denecek durumları birer birer ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. eh kaldıramadıklarımız oluyor; ocaklı fırın gibi. işin orasında disiplin harekete geçiyor ve "bak evladım, yetişkin olanlar bizleriz ve bu evde bizim kurallarımız çalışır" diyoruz demesine de kendi kurallarına göre oynamak isteyen Jr. bu durumu hemen kabullenecek gibi görünmüyor. şansını denedikçe deniyor, sınırı zorladıkça zorluyor.

işte kendi gözlemlerime dayalı olarak; "terrible two"nun temeli;


bebek, sınırlarını arıyor. şansını zorluyor sürekli.
ve nereye kadar hareket edebileceğini öğreniyor.
"nereye kadar, ne yapabilirim"i sorguluyor.
bu süreçte, biz kendisine "ne kadar çok alan" yaratıp, ne kadar az "hayır" dersek, o kadar mutlu bir çocuk oluyor. çünkü sınırları geniş tutulan çocuk, stresi az, keyfi yerinde ve özgürlük tasasına düşmeden kendini keşfe, maceraya veriyor ve sürekli yeni birşeyler öğreniyor, sorguluyor, kaydediyor, yaratıcılığına fırsat tanıyor.

sanırım 14 ay itibariyle, sabah yerde sırtüstü yatmış tepinen Jr.ı, bir sokak ortasında aynı hareketi yaparken tasvir etmek beni biraz strese soktu ki hemen kitaplarımı aldım, başucuma koydum ve bugünlerde bu işe biraz daha fazla kafa yormaya karar verdim. zira, az buçuk doğru bir yol tayin edebilirsem daha az yorulurum, daha az yorulunca daha az sinirlenirim, ben daha az sinirlenince Jr. da pamuk gibi olur :)
bence öyle...
sizce?

okudukça notlarımı alıp size aktaracağım, takipte kalın bence :)
sevgiler.