11 Şubat, 2013

uzuun aradan sonra

neredeyse 1 ay olacak buraya dokunmayalı.
vakit olmuyor.
değil blog yazmaya, duşa girmeye, çayı sıcak içmeye, kitap okumaya, nefes almaya vakit olmuyor gerçekten. bir tuhaf durum içindeyim.

hem "Jr. çok hızlı büyüyor, zaman dursun biraz" diye hayıflanıyorum. hem de "çabucak geçsin zaman, konuşmayı öğrensin, kendini ifade edebilsin" diye bekliyorum. bu ne yaman çelişki anne dediğinizi de duyuyorum :)


yazamadım çünkü, Jr. yürümeyi öğreneli işimiz biraz daha zorlaştı ama bir o kadar renklendi. şimdilerde bacak kadar boyuyla evde dolaşan minik adam, birşeylere itiraz etmenin, elde edemezse anne ve babayı azarlayıp, boyu kadar minik adımlarıyla afra tafra ile ilerlemenin peşinde.
buna "terrible two" diyorlarmış. biz yeni tanışacağız. bakalım tanışıp da boyumuzun ölçüsünü mü alacağız yoksa başetmeyi mi öğreneceğiz, şimdilik pek birşey bilmiyoruz.
zira itirazların ve elde etmeye çalışıp edemediklerinin yarattığı sinirle, konuşmayı bilememek çakışınca Jr. bir başka moda girip sürükleniyor. sabahtan duruma iyi başlayan ben, akşam saatlerinde yorgunluk alıp başını gidince sinirleniyorum. ben sinirlenince Jr. raydan çıkıyor. kontrolü babamız ele almaya çalışıyor, o da bana fren vermeye çalışırken ortalık iyice karışıyor ve işler arap saçına dönüyor.
eğer kendisine "hayır" demelik bir durum yoksa, küçük adam rahat. bu sebeple "hayır" denecek durumları birer birer ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. eh kaldıramadıklarımız oluyor; ocaklı fırın gibi. işin orasında disiplin harekete geçiyor ve "bak evladım, yetişkin olanlar bizleriz ve bu evde bizim kurallarımız çalışır" diyoruz demesine de kendi kurallarına göre oynamak isteyen Jr. bu durumu hemen kabullenecek gibi görünmüyor. şansını denedikçe deniyor, sınırı zorladıkça zorluyor.

işte kendi gözlemlerime dayalı olarak; "terrible two"nun temeli;


bebek, sınırlarını arıyor. şansını zorluyor sürekli.
ve nereye kadar hareket edebileceğini öğreniyor.
"nereye kadar, ne yapabilirim"i sorguluyor.
bu süreçte, biz kendisine "ne kadar çok alan" yaratıp, ne kadar az "hayır" dersek, o kadar mutlu bir çocuk oluyor. çünkü sınırları geniş tutulan çocuk, stresi az, keyfi yerinde ve özgürlük tasasına düşmeden kendini keşfe, maceraya veriyor ve sürekli yeni birşeyler öğreniyor, sorguluyor, kaydediyor, yaratıcılığına fırsat tanıyor.

sanırım 14 ay itibariyle, sabah yerde sırtüstü yatmış tepinen Jr.ı, bir sokak ortasında aynı hareketi yaparken tasvir etmek beni biraz strese soktu ki hemen kitaplarımı aldım, başucuma koydum ve bugünlerde bu işe biraz daha fazla kafa yormaya karar verdim. zira, az buçuk doğru bir yol tayin edebilirsem daha az yorulurum, daha az yorulunca daha az sinirlenirim, ben daha az sinirlenince Jr. da pamuk gibi olur :)
bence öyle...
sizce?

okudukça notlarımı alıp size aktaracağım, takipte kalın bence :)
sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder