18 Aralık, 2013

rağmen!


minik kızım, 2Nr. 32 hafta 2 günlük oldu bugün. doğuma geri sayım yavaştan başladı. ağırlaştım, uyuyamıyorum, dinlenemiyorum. çok kilo almadım evet, görenler çok hareketli olduğumu da söylüyorlar ama bu kadar koşturmaktan yorgun düşüyorum, sonumuz hayır olsun :)
minik oğlum, Jr.ım ise 2 yaş krizlerinde pik noktası civarlarında gezinmekte. bu da yorgunluğuma yorgunluk eklemekten başka bir işe yaramıyor. okuduğum kitaplar, edindiğim bilgiler, uyguladıklarım çoğu zaman işe yarıyor elbet ama bu "çoğu zaman" ın altını çizmek istiyorum. çünkü az da olsa etki edemediği zamanlar, beni en çok yoran zamanlar... işte bu zamanlar, "ona, buna rağmen" dediğim zamanlar...
misal bu sabah; küçük oğlumun kahvaltısı için, bir yumurta haşladım. daha önce hiç sorun yaşamadığımız için bugün bunu yaşayacağımız aklımın ucundan dahi geçmemişti açıkçası ama yumurtayı masaya getirip, Jr.ı da sandalyesine oturttuktan sonra ne olduysa oldu. yumurtaya baktı; "çok sıcak, beklicezz" dedi. "evet" dedim, "çok sıcak"... ama bekleme kısmını atlayıp da , o yumurtanın kabuğunu kırınca, koptu bir kızılca kıyamet. ya "neden kırdım" ya da "neden ben kırdım" ??? bu ikisi arasındaki farkı anlayamadım ama bizim ufaklık bir yaygara kopardı ki, "tamam" dedim. "kalkıyoruz sofradan"... kaldırdım, salondaki tekli koltuklardan birine oturttum, "ağlaman bitince gel" dedim. ama nafile... ağlayarak koşup geldi ve babanın bacağına sarıldı; "baba kucak"... babamız kucağına aldı.. işte benim ampuller o ara kısa devre yaptı. "alma" dedim. beni "cezalandıran" olarak görüyor, halbuki ceza değil yaptığım, bir "yöntem" oluşturmaya çalışıyorum. üstelik bu yöntem, Jr. ve ben yalnızken "çalışıyor"... ama babamız varken olmuyor. biliyorum, o da doğrusunu yapmaya çalışıyor, o da çok üzülüyor bu duruma ama ben de anne babanın ağız birliği kadar, hareket, davarnış birliği de yapabilmesini istiyorum. neyse ki babamız anlayışlı, durumu hemen toparlıyor... Jr.ın ağlamasına o da müsade ediyor. bu ağlama konusu önemli. bkz; Aletha Solter; "Çocuğunuza Kulak Verin"
gelgelelim; kreşe vakti zamanında gitmek zorunda olan Jr. evden hiçbirşey yemeden çıkarak; kapıda, asansörde, kapı girişinde, apartmanın giriş holünde kısacası adım attığımız heryerde, kendini yerden yere atarak yuvarlanıyor, tepiniyor... derdi eve geri dönmek, "baba kucak" diye ağlıyor... sanırım benim onu cezalandırdığımı düşünmeye devam ediyor. bu arada sabah karşılaştığımız tüm komşular bize bakıp "nesi var", "neden ağlıyor" diye sorarken benim neden reaksiyon vermediğimi sorgular bakışlarla bana bakıyorlar... işte konumuzun başlığını oluşturan "rağmen" tam buraya gelecek... konuya, komşuya, ona, buna, herkese rağmen "çocuk yetiştirmek" ne zor iş... bıraksalar beni oğlumla kendi halime; herşey güllük gülistanlık... insanlar soruyor, ben geriliyorum... bu gerginliği hisseden Jr. bir volume daha yüksek sesle bağırıyor; "babaaa, kucaaaakkk"...
biraz ağlamasına izin veriyorum, gidip sarılıyorum. öpüyorum. ona "okulda kahvaltı edebileceğini", "bana kızdığını bildiğimi" ama "evden çıkmak ve servise yetişmek zorunda olduğumuzu" anlatıyorum. sakinleşiyor dizimde otururken, beni öpüyor ama o iç çekmeleri yok mu :/ işte içimi delip geçiyor onlar... o arada servis geliyor, koşa koşa servise gidip oturuyor oğlum, bana el sallıyor... ben biraz hüzünlü ama sarılıp öpüştüğümüz için, içim rahat eve geri dönüyorum...
şimdi benim iki kalbim var, ikisini de üzmek istemiyorum. ne kızımı, ne oğlumu... sadece herşey biraz yolunda gitsin, biraz disiplin, biraz terbiye sosyal becerilerini arttırır, kimliklerine olumlu yansır düşüncesindeyim.. yoksa her fırsatta çocuğu şımartmak, her istediğini yapmak da mümkün... onun her istediğini yapmamam, bunları yapamıyor oluşumdan kaynaklanmıyor...
insanlara rağmen, insan yetiştirmenin peşindeyim. ya işte; çok yoruluyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder