29 Mayıs, 2014

Uçuyoruz ne güzel kamikaze :)

biz cumartesi sabahı, oğlum, kızım ve ben üçümüz yalnız, birarada ilk uçuşumuzu yaşayacağız.
korkuyor muyum? 
tabii ki evet..

biri 4 aylık, diğeri 2.5 yaşında...

aklımda deli sorular...
İmge hep kucağımda, slingte olacak... 
Olgu bebek arabasında ve uçakta yanımdaki koltukta...
acıkacak, susayacak, ilgilenmek gerekecek...

tuvalete gitmek isteyecek belki?
en önemlisi, ya benim tuvalete gitmem gerekirse, üçümüz birden mi gideceğiz :)
İmge kolay, emip emip uyuyacak tostos..

ama Olgu?

bekleyip göreceğiz...

bu uçuşu atlatınca size mutlaka yazacağım.
şimdi lütfen ve de lütfen bana şans dileyin, hep dileyin, durmadan dileyin :)

sevgiler çok...

27 Mayıs, 2014

iş işten geçmeden...

çocuklarımızı zehirliyorlar.
mama adı altında, zehiri evlerimize sokmamıza izin veriyorlar.
"nasılsa çocuklar için, nasılsa bebekler için yapılmış, zararı olamaz" düşüncesi o kadar yaygın ki, inanılır gibi değil...
mama vermeden büyütülen bir bebek olamaz gibi geliyor.
herşey o kadar pratik, o kadar elimizin altındaki..

geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin en çok satan mama markalarından birinde bakanlık tarafından "gdo" tesbit edildiği açıklandı. 
annelerin vicdanı sızladı...
nasıl olurdu...
ama oldu.
İŞTE BAKANLIĞIN RESMİ AÇIKLAMASI
“İnternet sitenizde yer alan bir bebek maması firmasına ait ithal bebek mamasında GDO tespit edilmesine yönelik bilginin kamuoyuna açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur; söz konusu bebek mamasının ithalat kontrollerinde GDO analizi yaptırılmış GDO tespit edilmediğinden ithalatına izin verilmiştir. Ancak piyasa denetimlerinde GDO tespit edildiğinden bebek mamalarının toplatılması sağlanmış ve ilgili firma hakkında hukuki süreç başlatılmıştır. Bilgilerinize arz ederiz”

bazı annelerse, "emzirdiğiniz süt de gdo'lu, çünkü beslenme şeklimiz artık gdo'lu" diyerek vicdanını rahatlatmaya çalıştı.

ancak şu da bir gerçek ki; henüz vakit kaybetmeden, henüz iş işten geçmeden yapabileceğimiz çok şey var. market raflarında, uuuuuzzzuuunnnn ömürleri olsun diye katkı maddeleriyle donatılmış, mısır, glikoz şuruplarıyla tatlnadırılmış bu zehirleri çocuklarımızdan uzak tutup, onlara anne eliyle, keyifle kendimiz birşeyler hazırlayabilir ve mideyi doldurmak kastının dışında, sağlıklı ve bilinçli beslenmeyi küçüklüklerinden itibaren öğrenmelerini sağlayabiliriz.


konserve ve tahıl mamalar gerçekten bu kadar gerekli mi?
öyleyse ben 2.5 yaşına kadar nasıl mamasız ve muhallebisiz büyüttüm oğlumu?

iş işten geçmeden anneler...

üzülmeden...

farkında olalım, bilinçli davranalım.
çocuklarımızı bu tuzaklardan koruyalım.

20 Mayıs, 2014

2 yaş tripleri

dün öğle yemeğinde,
-meyve suyu ister misin Olgu?
-meyve suyu istemiyorum!
-ne içersin annecim?
-meyve suyu istiyorum!
(burdaki "istiyorum" lar epeyce vurgulu okunacak)

bazen sıkıldığında Olgu;
-kucağına al!
kucağa alınmasının ardından bir süre sonra hafif mızırtı eşliğinde yeniden;
-kucaaaakkk!
(oğlum kucaktasın zaten)

dün gece uykusunun arasında yanına uzandığım Olgu;
-sen git annem gelsin!
(yavrum, ben senin annenim zaten)

sabah çıkmak üzere hazırlanan Olgu ve babayı beklerken, annenin kapıyı açması üzerine;
-sen kapat, babam açsınn!!
(mızırtı, cazırtı, ağlama eşliğinde)

yemek yerken, beğendiği bir parçanın, baba tarafından yenmesi üzerine;
-ağzındakini istiyorum! çıkarrtt!

son günlerde evimiz bu halde.. biri söylesin bana ne zaman bitecek bu 2 yaş tripleri?
"ben yapacağım, kendim keseceğim, öyle değil böyle, sen değil ben, o tuvalet değil bu tuvalet" örneklerine hiç girmiyorum bile farkındaysanız... örneklerim genelde "olasılıksızlıklar" üzerinden :)

bit artık 2 yaş...
bir süre de geri gelme... İmge'in de bu yoldan geçeceğini düşündükçe bi acayip oluyorum :D

imza; triplerden bunalmış anne

ps; iki sevimli örnekle sizi neşelendirip öyle kapatayım bu sayfayı, bunları yazmasan içimde kalacak çünkü :)

hergün kreşten geldikten sonra ben;
-Okul nasıl gitti Olgu?
eliyle uzaklara doğru işaret ederek Olgu;
-şöyle gitti :)

her sabah evden çıkan baba ve oğul arasındaki diyalog;
-oğlum, asansörü çağır, gelsin.
uzaktan asansöre bakıp seslenen Olgu;
-aa-saannn-söörrr
asansörü çağır, assannn sörrr

bye :)

06 Mayıs, 2014

yes sir ;)


Olgu; buraya geldiğimizin ilk haftası  Abu Dhabi'de eski ve gerçek anlamda bir montessori okulu olan, "Butterfly Montessori Pre School" a başladı.
ilk 2 gün kendisine eşlik ettim. ağlarsa yanında olmak istedim.

gerçi Türkiye'den alışıktı kreş nasıl bir yer, nasıl yaşanır, neler yapılır konularına ama gene de bazı hatlarıyla burası onun için değşikti, yeniydi. kendisini buraya kayıt ettirirken, "artık büyüdüğü ve İmge'nin abisi olduğu için abi okuluna gitmesi gerektiğini, o yüzden onun için bu okulu seçtiğimizi" anlattım. anlayışla karşıladı, sevindi. gene de bu durum, ara sıra ağlayıp, okulu reddetmeye çalışmasına engel olmadı :)

pek çaktırmasa da, sanırım okulu sevdi ama ilk 2 hafta kadar dille ve iletişimle ilgili sıkıntıları oldu. ona rağmen hergün okuluna gitti. sadece; "Fransızca ve İngilizce" seçenekli çift dilli eğitimi seçtiğimiz okulda, Fransızca konusunda biraz frene bastık. Çünkü Fransızca sınıfında sayıca azlardı ve Olgu'nun çok ağlayıp sıkıldığına bizzat şahit oldum. bu konuyu az biraz erteledik.
İngilizce konusunda ise iyi gidiyoruz sanırım.


biz evde hayatımıza Türkçe devam ediyoruz. Olgu okulda ve dışarıda birebir yaşadığı İngilizce hayatı hiç garipsemiyor. ona aldığımız kitapları Türkçe de İngilizce de okuyoruz. pek çok şeyi anlıyor artık. 
bu hafta okulda 4. haftası.
okulda 2. haftasının içindeyken, bir keresinde benim "do you understand me?" soruma "okey" diye cevap verip beni çok şaşırtmıştı küçük adam :) hızla anlamaya başladığını düşünüyorum. çünkü dışarıda başkalarıyla konuştuğumuzda da "good bye, good morning, see you" gibi kalıpları kullanıyor.
dünden beri de evde bize ilk ingilizce şarkısını söylüyor;


baa, baa, black sheep
have you any wool
yes sir, yes sir

three bags full


galiba bu iş oluyor :)

erken yaşta "dil öğrenme"nin adı aslında "dil edinmek"miş. o yüzden bu kadar iyi gidiyor. ona yabancı bir dil gibi gelmiyor bu öğrendiği. 

kısacası herşey yolunda gidiyor :)
deneyimlerimiz arttıkça sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

sevgiyle kalın :)

01 Mayıs, 2014

değişimler, dönüşümler

ev değişikliği, ülke değişikliği, okul değişikliği, okuldaki iletişim dilinin değişmesi, ailede yeni kardeş, uzun aradan sonra babamıza kavuşma, arkadaş ve öğretmen değişikliği, alışkanlıklarımızın komple değişmesi.... servis, sabah uyanma ve okul saatlerindeki yenilikler gibi... 


bizim bünyemiz bile zor kaldırıyorken, Olgu'yu bunun içinde düşünmek beni yoruyor.


ama sanırım o daha kolay kaldırıyor bunları.
en azından doktorumuz, biz buraya gelirken böyle demişti...
umarım öyledir.

ama eğer öyleyse, bu iki yaş triplerinin, pardon, sendromlarının artması ne anlama gelmektedir?


ay itibari ile 28i devirdik.

tuvalet alışkanlığımızı kazandık. problemsiz.
okuldaki zamanını nasıl geçirdiğini bilmiyoruz ama ara ara dirense de problemsiz gidip geliyor. yine de okulla kısıtlı kalmasın, bizimle de oynasın diyerek; evde, ona kaliteli zaman yaratmak için efor sarfediyoruz. gene de "çıplak yatacağım" gibi direnişlerin önüne geçemiyoruz. nasıl bir mücadele verdiğini görmeniz lazım, zira kelimeler kifayetsiz kalıyor durumu size anlatmak için...
onun olmayan bişey için, "o benim" diye ağlaması, konuyu uzatması, biz konuşup anlatmaya çalışınca hırçınlaşması, elindekini kaldırıp atması, gelip bize vurması... asansörün düğmesine yanlışlıkla biz basmışsak, neden onun basmasını beklemediğimiz için uzuuuuuunca bir süre cezalandırılmamız... sağ elinin aslında sol eli olduğunu iddia etmesi, buna inandığı kadar bizi de inandırmak için kararlı olduğunu sonuna kadar göstermesi...
umarım sadece terrible two'ya karşılık geliyordur tüm bunlar.
yoksa benim itirazlara dayanacak pek sabrım kalmadı.


ilk zamanlar, insan bunlara gülüyor. ancak zaman geçtikçe, ebeveynliğini sorgularken buluyor kendini.

"onca mürekkebi yaladım yuttum, o kadar kitabın, satırın biri işe yarasın lütfen " diye düşünüyor haklı olarak... "dünyanın oyunu, aktivitesi, eğlencesini yapabiliyorum ben bu arkadaşla; ama neden hep mağara adamına dönüşüyoruz acaba" diye merak edip endişeleniyor kendini çaresiz hissettikçe... 


dilerim bir yerde duracaktır bu ayak diremeler...


şu an, bu yazıya nokta koyamayacak kadar uzatmak istiyorum örnekleri, ancak ona bile mecalim yok :)
gözünüzü korkutmak istemem, o yüzden konuyu kapatayım.
sevgiyle kalın... hoşçakalın...