27 Haziran, 2014

mecburen uyku eğitimi

Olgu doğar doğmaz başlamıştım Tracy Hogg, Kim West, Ferber araştırmaya, okumaya... kendi kendine uyuyan bir çocuk hayal değildi bu kitaplara göre, mümkündü... biraz uğraştık, oldu... bir süre sonra bozuldu... benim güzel oğlum ara ara uyudu, ara ara inatlaştı uyumadı... dişti, nazdı, gazdı, cazdı derken büyüdü, bugünlere geldi... 


İmge doğduğunda ise tüm ekolleri bir yana bıraktık, kendi ritmimizi dinledik. esneyince, emzirme faslı bitince, yorulduğunu tahmn ettikçe ve tabii ki abimiz okuldan eve gelince hoop yatağına koyduk. böylece uykusu gelince kendisi uyuyabilen bir bebeğim oldu :)
gündüzleri mümkün olduğunca başbaşa, kucak kucağa olduğumuzdan vicdanım, içim son derece rahattı. asla ve asla oğlumla ilgilenirken, kızımı bıraktım duygusu yaşamadım.

geçenlerde Tuniko'nun patronu, güzel anne Hülya Cinsçiçekçi'nin blogunda, Alternatif Uyku Eğitimi konulu blog yazısını okuyunca kendimi buldum. bizi anlatıyor dedim :) ben de yazmalıyım dedim ama bu yazıya ekleyecek çok fazla şey yok benim açımdan.


"topu gelişine vurdum ve gol oldu" özetiyle anlattığı uyku eğitimi kısmı bizim için de tam da böyle oldu.


Hülya'nın link verdiğim yazsını mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. iki çocukla insan biraz daha mı rahat oluyor nedir bilmiyorum ama belki de bebeğin mızırdanarak uyuması normaldir de ilk çocuk da biz çok vicdan yapmışızdır :)

sevgiler çok...

kreşe nasıl alıştık


Olgu kreşe başladığında ben 25 haftalık hamileydim ve kendisi tam 22 aylık minik bir erkekti. kreşe alışma sürecimiz biraz uzun sürmüş gibi görünse de, vaktim vardı, henüz 2 numara ortalıkta değildi ve sabırla bu konuya eğilebildim. bu konu hakkında daha önce yazdığımı sanıyor ve soran herkesi bloguma yönlendiriyordum ancak, üzülerek farkettim ki yazmamışım. yazdıklarım bölük pörçük, diğer konulu yazıların arasında... o yüzden hepsini burda toparlamaya karar verdim. bakın biz kreşe alışma sürecini nasıl atlattık;


* kreşe henüz başlamadan, kayıtlanmadan 2 ay önce falan, haftada bir yada iki kez kısa süreli kreş ziyareti yaptık. "burası bizim okulumuz, Olgu buraya gelecek, burda oyun oynayacak, arkadaşları olacak" konulu turlarımız, bir psikolog arkadaşımın tavsiyesi idi ve daha sonra kayıtlanıp okula başladığımızda bu basamağın çok işimize yaradığını gördük. çünkü başladığımızda, oğlum hem okula, hem çocuklara, hem öğretmene aşina idi. bu pozitif bir adım. eğer imkanınız olursa, kayıtlanmadan evvel, çocuğunuzu başlatmayı düşündüğünüz okula bu ziyaretleri yapmanızı tavsiye ederim.

*kreşe başlamadan 2 ay öncesinden başlayarak yemek ve uyku saatlerini kreş düzeninde uygulamaya geçirdim. tabii ki gene yavaş yavaş, bebek adımlarıyla... bu da oğlumun dengesini bozmayacak önemli bir aşamaydı benim için.

* okula kayıt olduktan sonraki ilk 2 gün okulda bekledim. zaten yarım gün başlamıştık ama ağladıkça gelip beni görmesi, sakinleişip geri dönebilmesi açısından bu adım faydalı oldu. ilk gün saat 11, ikinci gün öğle yemeğinden sonra okuldan aldım. üçüncü gün ben okulda değildim ama evimiz okula çok yakın. o sebeple ağlarsa beni aramalarını rica edip ayrıldım okuldan. Olgu benden ayrılmak konusunda zorlanıyordu ama 15 gün boyunca, her sabah okula ben bıraktım, öperek ve konuşarak vedalaştım, çoğu zaman ağlarken bıraktım ve her öğle yemeğinden sonra gidip aldım. bu 15 günün sonuna doğru Olgu artık rahatlamış, sabahları çok ağlamıyor, ayrılmak konusunda pek sıkıntı yaşamıyorduk.

bu süreçte, 15-20 gün birebir öğretmeniyle beraber oldu. 10 kişilik grupta 2 öğretmenimiz var. biri her zaman yeni gelen öğrenciyle ilgileniyor sözünü ettiğim süre kadar. bu da çocuğun, anne babasından başka güvenebileceği, okul gibi yeni bir ortamda kendini bağlı hissettiği birini oluşturmasına yardımcı oluyor. sonuçta, çocuk bu bağlandığı kişi ile göz teması, ten teması kuruyor ve kendini daha rahat hissediyor. yaş grubu olarak bu özel ilgiye ihtiyaçları var ve öğretmenlerimiz bu konuda gerçekten çok hassas davrandılar, sağolsunlar :)

*15 günden sonra öğle uykusunu da okulda uyumasına karar verdik. o haftasonu beraber gidip Olgu'ya onun da sevebileceği, güzel nevresim takımları ve pijamalar aldık. uykusunu okulda uyuyacağını söyledim o sabah okula bırakırken ve uykudan sonra gelip alacağımı da ekledim ve o gün okulda bekledim. uyumaz da çok ağlarsa, "uyku bitti, gel anneye gidelim" diyeceklerdi. ama Olgu uyudu :) uykudan sonra onu aldım ve eve geldik. ertesi gün uykudan sonra ikindi kahvaltısını da yapmasına fırsat tanıdık ve öyle aldım okuldan. farkındaysanız, her yeni uygulamaya geçişte süreyi kademe kademe arttırdık. bu Olgu'nun alışması için önemli bir uygulama bana kalırsa. hiçbirşey ani olmadı onun için.

*bu arada Olgu'yu okuldan alıp eve getirirken hep özendirme yapmaya devam ettim, "gel biz eve gidelim. arkadaşların biraz daha kalacaklar, eğer istersen sen de onlarla kalıp oynamaya devam edebilirsin." tam güne geçiş sürecinin 3. gününde Olgu okulda tam gün kaldı. 15 gün daha ben götürüp getirdim. 

* tam güne geçip de uykuyu, yemeği de okulda halletmeye başladıktan sonra sıra geldi servise. Olgu'ya hergün okul servisini gösterdim. "bak bu okulun servisi, istediğin zaman buna binip gelebilirsin eve" dedim. zorlamadım. alışmasını, istemesini bekledim. ama şartlar elvermedi. kıştı, soğuktu, ben hamileydim ve o gün araba babamızdaydı. okulu arayıp Olgu'yu servisle göndermelerini rica ettim. çok ağlamış, çok korkmuş :(
ama sonrasında servise binince eve geliyor olduğunu idrak etmiş olmalı ki, servis konusuna daha sıcak bakmaya başladı. biz de arayı çok açmadan onu servise transfer ettik. zira havalar soğuyordu, kar ve kış vardı, servis daha iyi fikirdi :)

*okula alışma sürecinde eve yeni oyuncak almadık, evden çok okulu çekici hale getirebilecek uygulamalardan biriydi. okulda daha çok eğlenmesi, alışma süreci için önemliydi çok. 

*evde kimsenin kaldığını düşünmemesi için, benim işe gittiğimi söyledim. kardeş doğduktan sonra, onun da bebek okuluna gideceğini anlattık kendisine. ona göre "babalar ve anneler işe, Olgu'lar okula gider" oldu bir süre sonra :) iyi de oldu.

ek olarak yine bu süreci atlatmanıza yardımcı olacak bir tüyo; 4 yaşına kadar çocuklar, henüz duygularını isimlendiremiyorlar. bu yüzden de ifade etmekte zorlanıyorlar. onun yerine bunları biz adlandırırsak, zaman içinde hissettiklerini anlatması kolaylaşacaktır. örnek olarak, kıskanmayı, üzülmeyi, sevinmeyi, kızmayı, özlemeyi henüz cümle içinde kullanamıyorlar. kullansalar bile hangi duyguya karşılık geldiğini tam olarak bilemiyorlar. bunları öğrenmeleri zaman alırmış ve bu süreçte bu duyguları yaşadıklarında bizim adlandırarak konuşmamız gerekirmiş. yani 2 - 2.5 yaşındaki bir çocuk "babam burda olmadığı için onu çok özlüyorum" duygusunu yaşasa bile, bunu anlatacak dağarcığı yokmuş. 

yine örnek; "okula gelirken "mutsuz" olduğunu biliyorum, bunun için bana "kızıyorsun" ama okul güzel bir yer. orada arkadaşlarınla oynayabilir, yemeğini yiyebilir, resim yapabilirsin..." gibi. Harvey Karp "mahallenin en mutlu yumurcağı"nda aşağı yukarı böyle yapmamızı anlatıyor.

Olgu şu an 2.5 yaşında. Yaklaşık olarak da 8 aydır kreşe devam ediyor. bizde sistem oturdu gibi görünüyor. tam olarak Olgu'nun okula alışması, vedalaşırken sarılıp bizi öpmesi, el sallaması falan toplamda 6 haftayı buldu. zamanı olanın bununla birebir ilgilenmesi tavsiyemdir. bugün hala okula koşarak giden bir oğlum varsa, üzülerek söylüyorum, hiç mütevazi davranamayacağım, çok uğraştım :)


diyeceğim o ki; kademe kademe ilerlemek işe yarıyor çoğu zaman.
varsa endişelerinizi, tereddütünüzü hissetmemesi açısından önce siz okula ve öğretmene güveneceksiniz. sizin karşınızdaki resim bulanıksa, burda yazılanların pek çoğu sizi rahatlatmaz. 

alıştırma sürecinde kitaplar da gerçekten işe yarıyor. biz Tübitak yayınları'nın, "Okulda İlk Günüm" kitabını çok okumuştuk. tavsiye ederim.


anlatırken mutlaka unutuluyor ama detaylarla dolu aslında bu alışma süreci.



uzun oldu ya, okuyan gözlerinize sağlık 


bunları da okumak isteyebilirsiniz;

artık okullu olduk
inişlerim çıkışlarım





18 Haziran, 2014

kreş seçerken dikkat edilecekler listesi

Olgu'nun 6 ay burda, 2 ay da Abu Dhabi'de yaşadığı okul deneyimlerinden yola çıkarak, okul seçerken gözönünde bulunduurlması gerekenleri listeledim;


  • seçeceğiniz okulun etkinliği ve aktivitesi bol olsun. ne kadar hareketli ve üretken olurlarsa hayat onlar için o kadar eğlenceli.
  • herhangi bir konuda okul ve aile işbirliği mutlaka sağlansın. mesela, tuvalet alışkanlığı edindirdiğiniz çocuğunuza, aynı özeni okulda da gösterdiklerinden emin olun. okul; evdeki değişikliklerinizi bilsin ve çocuğun bu özel durumunu anlayıp, ona göre davranabilsin. örnekse; biz Olgu'nun bir kardeşi olacağını, doğumdan 4 gün sonra babamızdan ayrılacağımızı, yaklaşık 6 hafta ayrı kalıp yeniden buluşacağımızı hep konuşmuştuk okulla. çocuğun hayatındaki değişkenlerden haberdar olan okul ve öğretmen, çocuğun gelişimsel tavırlarını anlayabilir ve gerektiğinde yorumlayabilir. anlayış pek çok meseleyi çözer.
  • okulunuzun yöneticisi, güleryüzlü ve pozitif olsun. içinize sinsin. çünkü kilit noktada duran kişi, o kurumun aynasıdır. o kişiye bakıp, okulun genel havası hakkında fikir edinebilirsiniz.
  • çocuğunuz başlangıç aşamasındaysa,  okula alışma sürecinde size ve çocuğunuza gereken duygusal desteği alacağınızdan emin olun. çocuğunuzu ağlarken bırakıp kaçmayın. buna fırsat veren okulu tercih etmeyin.
  • çocuğunuzun öğretmeni ile ilişkisini takip edin. öğretmenine zaman zaman küçük tüyolar verin. ilişkilerini kuvvetlendirecektir.
  • çocuğun yaratıcılığını teşvik ettiklerini bilin. çok fazla kural ve sınır yaratıcılığın önüne geçer, durdurur.
  • çocuğunuzun kirlenmesine izin veren bir okul seçin. boyansın, çamura bulaşsın, kir pas içinde kalabilsin :) duyuların gelişimi açısından bu önemlidir.
  • okulunuzun bahçesi ve oyun parkı olsun. mevsim gözetmeksizin, hergün bahçeye çıkabildiğini, koşup oynayabildiğini bilin.
  • okulunuz hayvansever olsun. çocukların hayvanlarla ilişki kurabilmesine fırsat versin. bizim okulumuzun bir köpeği var. bazı okulların bahçelerinde tavuk, tavşan falan olduğunu duymuştum. bu kişisel gelişim için önemlidir.
bu yazdıklarım duygusal detaylar. gelelim teknik meselelere;

  • okulunuzun öğrencileri yaş gruplarına göre ayırdığından emin olun. 2 yaşındakiyle 4 yaşındakinin aynı sosyal ve davranışsal gelişim içinde olmadığını bilin.
  • öğretmen öğrenci oranına dikkat edin. ideal oran genelde 10 kişilik sınıfta 2 öğretmendir. buna yaklaşan oranlar kabul edilebilir olur ve öğretmenin dikkatini dağıtacak oranda çocuk olmadığından, öğretmen öğrenci arasında sağlam ilişkiler kurulur.
  • okulunuzun binası büyük, sınıf sayısı fazla olsun. sabahtan akşama kadar aynı sınıfta oturmadıklarından emin olun.
  • okula girer girmez, herşeyin çocuklar için emniyetli olduğuna emin olun. sivri köşeler, yüksek masa ve sandalyeler, ortalıkta her an devrilebilecek ayaklı lambalar olmasın. ben bunları ziyaret ettiğim bazı kreşlerde gördüm ne yazık ki. 
  • okulunuzda hijyen olsun. oyuncakların, yatakların, masaların, tuvaletlerin temizliği içinize sinsin.
  • mutfak önemli. ama benim için yediği yada yemediği çok önemli değil. ben, önce mutlu olsun, diye düşünüyorum hep. mutlu çocuk yemek de yer, uykusunu da uyur, oyununu da oynar. işbirliği içindedir zaten. ama siz gene de oulunuzun mutfağında neler hazırlandığını, ne yedirip içirdiklerini bilin. bazı kreşlerin mutfaklarında nesquikli sütler hazırlandığını maalesef duydum ve gördüm. mutfak sizin mutfağınız gibi olsun. sade, sağlıklı ve temiz :)
  • okulunuzun bir de servisi olursa tadından yenmez :)
bu duygusal ve teknik detayları birleştirince ortaya çıkan okul, hem çocuğunuz hem sizin için tatmin edici olacaktır. bu yazdıklarım ana hatlarıyla, Olgu'nun ve bizim mutlu olduğumuz okulun profilini anlatır ve deneyimlerimizden derlenmiştir :)

sevgiler...






17 Haziran, 2014

montessori dedikleri

Olgu 22 aylıkkenden beri yuvaya gidiyor.


bizim en büyük şanssızlığımız; Olgu'nun Türkiye'de iken 6 ay süreyle devam etmiş olduğu yuvanın çok iyi olması. içi boş bir kelime değil, gerçekten dolu dolu bir "çok iyi".
aslında tesadüfen seçilmiş, eve yakın olduğu için tercih edilmiş ve üzerinde çok durulmamıştı ancak zaman ilerledikçe, Olgu'ya kattıklarını gördükçe içimiz rahatladı. aktiviteleri, etkinlikleri, her ay okulu ziyaret edip çocuklara oyun sergileyen tiyatro topluluğunu, doktorlarını anlatmaya kelimeler yetmiyor benim için... mutfak konusundaki titizlikleri ve okul müdürü ile öğretmenlerinin içten yaklaşımları ile biz bu okulu aldık, kısa sürede başımıza taç yaptık.


derken ayrılık vakti geldi çattı, biz pılıyı pırtıyı toplayıp babamızın yanına, Abu Dhabi'ye doğru yola çıkarken, okul ahalisi ile birlikte ağladık :) çok zor geldi ayrılık bana, bize... hele ki böyle küçük, butik tam bir yuva kıvamında ise okul...
Abu Dhabi'ye vardığımızda ise, çevre ve okullar hakkında fazla bilgi sahibi olamama ve de en önemlisi büyük ölçüde vakit darlığı sebebiyle babamızın bir iş arkadaşının 2 yaşındaki kızını gönderdiği bir montessori okuluna kayıt yaptırdık. gelgelelim bu "montessori" kafası pek bize uymadı. herşeyin en başında söylediğimiz gibi, önce içimize sinecek ki mutlu olalım. içimize bir türlü sindiremediğimiz için, aile boyu mutlu da olamadık. 
Olgu 8 hafta boyunca bu okula devam etti. 8 hafta boyunca, boyundan büyük bir çanta; yedek çamaşırlar ve beslenme çantalarıyla kendisine eşlik etti. bütün bu yükün yanında benim minik oğlum, okula başladıktan 2 hafta sonra "tuvalet" meselesine el attı. bezleri İmge'ye verdi, bu hikayeyi burda ve burda yazmıştım, biliyorsunuz :) bu konuda okulla işbirliği yapmak gerekti ki, başladığımız yerde saymayalım veya en kötüsü "gerilemeyelim"... ama ilk günler yolunda giden herşey, 4. haftanın sonunda bozuldu ve Olgu, okuldan ıslak çamaşırlarla gelip, üstüne bir de eve girer girmez tuvalete koşmaya başladı. bir süre Olgu'yu izleyip sonra okulla konuştuk, halledildi neyse ki..
süreç boyunca okulda birkaç sıkıntı daha oldu; Olgu açısından sıkıntılı durumlar... bir itiş kakış yaşadığı, kendisinden yaşça büyük bir kız arkadaşından özür dilemek "zorunda" bırakıldı... benim düşüncem; "çocuklar elbette aralarında sorunlar yaşayacak ama problemi çözme kısmı doğru değil"... yeri gelmişken montessori; çocukları yaş gruplarına göre ayırmaz, yeteneklerine göre gruplar ve ona göre hareket eder. felsefe güzel değil mi :) evet teoride çok güzel ama sürü halinde koşuşturan, yaşları 15 ayla 5 yaş arasında değişen 30dan fazla çocuğun yeteneklerini gözlemleyip bunları gruplayacak öğretmeni henüz bulamamış olmalılar ki, bu konu bizi biraz yordu. 
şöyle ki, Olgu'nun hayatında o dönemde pek çok değişken bir aradaydı. kardeş gelmişti, baba gitmişti, sonra sevdiği okulundan ayrılmış ve babanın yanına taşınmıştık. ev değişmişti, oyuncaklar ve düzen değişmişti, yaşadığı ülke ve gittiği okul nedeniyle dil değişmişti... tuvalete girmeye başlamıştı... liste uzar. konu özetle şu ki, bu hassas döneminde, birebir oryantasyona tabii kalmadan böyle bir grup içine bırakılan çocuk mutsuz olur. oldu da nitekim. 

bizden izin almadan, Paskalya bayramında, okuldan çıkarılıp sahilde bir parka götürülmelerini ise hatırlamak dahi istemiyorum...
gelelim can sıkıcı başka detaylara; montessori materyalleri iyi, hoş, güzel elbette... mutlaka motor becerileri, matematik becerileri, duyuları ve algıyı geliştirmeye yönelik. ancak 2 yaşındaki bir arkadaşın, tüm gün boyunca bu materyallerle oynamasına, dikkat etmesine, dağıtıp bozmamasına uğraşmak gerçekten işkence olsa gerek... okulun sene sonu partisinde sunum yapan müdire hanımı dinlerken, ben yoruldum, gerisini siz düşünün... nizam içinde puzzle yapıp, blok dizen 2 yaşında canavarlar göze hiç de sağlıklı görünmüyor benim tarafımdan bakılınca.
neticede, son günlerde pek popüler bir şekilde ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan, yeni gibi görünen aslında çok eski bir akım olan ve zamanında Maria Montessori adlı bir yurt öğretmeninin , kendi dönemindeki, "elde avuçta ne varsa onlarla oynayalım, hem oynayalım hem öğrenelim" mantığıyla yola çıkmış ve döneminde çok başarılı olmuş bir akımın bize pek bir faydası olmadı. olmadığı gibi, Olgu okulda yaşadığı sorunlardan dolayı kendisini güvensiz hissetmeye, okula gitmek istememeye ve evde de hırçınlaşmaya başladı.
"oyun oynamak istiyorum, okula gitmek istemiyorum" cümlesi size herşeyi anlatır sanırım. böyle ağlayan bir çocuk için, gerçekten çok üzücü bir dönem olduğunu düşünüyorum.


gel Montessori, seninle bir anlaşma yapalım; biz senin güzel, eğitici aktivite ve uygulamalarını kendimizce seçip evimizde uygulamaya devam edelim ama çocuğumu rahat bırak... bırak ki okulda koşsun, zıplasın, oynasın, çamura ve boyaya bulansın... içinden geldiği gibi dizsin, devirsin, bozsun, yapsın... mutlu olsun, mutlu etsin..

o yüzden biz Eylül'de yolumuza artık seninle değil, bir İngiliz okulu ile devam etmeyi düşünüyoruz.

şimdi çekilebilirsin :)

ps: dil konusunda epey yol katettik ama bunu hangi okulda olsa yapardı sanki

03 Haziran, 2014

biz geldik, iyiyiz :)



korktuğum başıma gelmedi çok şükür demek isterdim.. aslında yine de demeliyim belki, tam bilmiyorum. karmakarışık duygular içerisindeyim...
çocuklarımdan yana hiç sıkıntı yaşamadım bu yolculukta, sırf onu için bile şükürler olsun denir aslında :) en büyük teşekkürü ben onlara borçluyum.

gelelim konumuza;

ilk uçuşumuz Etihad Airlines, bizi uçağa aldıktan sonra, kalkması gereken saatten tam iki buçuk saat sonra kalkınca, doğal olarak İstanbul - Ankara arası aktarma uçuşumuzu kaçırdık. güzel Sırp hostes yanımıza gelip, "üzülmeyin, aktarmanızı biz organize edeceğiz" dedi, "rahat olun" dedi. dört buçuk saat için bile olsa bunu düşünmeden yolculuk yapabildik en azından.

bize uçakta bebekyatağı takılabilen koltuklardan verdiler. dolayısı ile zaman zaman İmge'yi oraya atıp Olgu'yla ilgilenebildim. gerçi bu uzun yolculukta, Olgu'nun kendisine verilen busy bag pek içini açmasa da, check in yaparken talep ettiğimiz çocuk yemeği ona çok cazip geldi ve keyifle yemeğini yedi. sonra da kah camdan bakarak, kah koridorda turlayarak seyahat etti. tam Ankara semalarına varmıştık ki; İstanbul'a inene kadar 1 saat boyunca uyudular. evet çoğul yazıyorum, benim çocuklarım senkronize bir şekilde uyuyorlar :D

İstanbul'a indikten sonra işler hiç umduğumuz gibi gelişmedi. film burda başlıyormuş meğer, önceki reklammış :) bizi uçağın çıkışında bekleyen görevlilerle birlikte transfer masasına vardığımızda saat 15ti. bize söylendiği kadarıyla Etihad, bizim için 16:50 uçağına rezervasyon yapmıştı ancak bu bilgi THYnin ekranında görünmediği için boarding pass alamıyorduk. saat 15:30 olduğunda, bu uçağa yetişemeyeceğimizi söylediler ama nedense yine de görevlilerin ısrarıyla, rezervasyon ekrana düşsün diye bekliyorduk. sinirleniyordum, daha pasaport kontrol var... bagaj alınacak... Olgu acıkıyor, çişi geliyor... İmge acıktı, huzursuz emmek istiyor... aklımda deli sorular...


o arada derede İmge'yi emzirdim ama Olgu'nun çişini aktarma uçağına saklamıştık ve bu pek mümkün olmayacak gibi görünüyordu. 
konuyu açmazsam aklına getirmem diye düşünüp söz etmiyordum ama içim içimi yiyordu. bankodaki görevli kadın, yüksek sesle; "bu böyle olmayacak, iç hatlara geçin, sizi 17 uçağına alsınlar. alacaklar. bir problem olursa beni arayın" dedi ve uçak çıkışında bizi karşılayan görevli ile birlikte hızlı bir şekilde, business class pasaport kontrolden geçip iç hatlara doğru koşmaya başladık. bu arada saat 16:30 olmuştu bile. 17 uçağına yetişemeyeceğimiz ortadaydı ve karşımıza her çıkan görevliye, bu hikayeyi baştan, en baştan anlatıyorduk. sonra bizi 18 uçağına yetiştirmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen bir başka görevli geldi. ben sinirlerimi artık kontrole demiyordum, etmek de istemiyordum. vakit geçiyordu.. Olgu oyalansın diye ordaki bir şekerciden saçma sapan şekerler aldık.. İmge sling içinde çok bunalmış olacak ki birden fışkırarak kusmaya başladı.. rengi beyaza döndü.. eyvah dedim, bayılıyor çocuk :(
Olgu'ya bebek arabasını İmge'ye vermesini söyledim. gönülsüz verdi... saat 17:30 olmuştu ve hala bir milim ilerleme yoktu... 
bağırdım, kızdım.. o anda artık, çocuklarımdan başka hiçbirşeyi gözüm görmüyordu ve sabahın 6sından beri yoldaydık.. tahammülüm kalmamıştı... ben, o ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen görevliye sağlam bir fırça attıktan hemen sonra Olgu bana dönüp, "anne kakam geldi", dedi. ona sakince, "burda zor durumda olduğumuzu, isterse küloduna yapabileceğini, bunun onun hatası olmadığını" anlattım. "ben temizlerim" dedim. "tamam" dedi ve ıkınmaya başladı :( artık gerçekten sinirlendiğimi, o anda alanda görmeyen kalmadı sanırım.


bir yandan yanımdan geçerken; "tüh kadına yardım da etmiyorlar", "vah vah insanlık ölmüş" şeklinde serzenişlerin de verdiği cesaretle, "ne yapıp edip 18 uçağına beni yetiştirmelerini, artık daha fazla bekleyemeyeceğimi" tekrar ve yüksek sesle söyledim. ve nihayetinde, uçağın çıkışından beri bizimle olan görevlinin "tamam" demesiyle, 18 uçağına doğru depar atarken bulduk kendimizi. boarding pass ler onun elindeydi ve evet ankaraya uçuyorduk sanırım nihayet :)

bagajlarımızı iç hatlar uçuşuna bu görevli teslim etti, bebek arabası için etiket almamış. "kapıda söyleriz" dedi, "zaten kapıdan teslim alacaksınız". okey dedik ve koşarken ara verip olgunun altını değiştirmek istedim. korka korka eşofmanı indirdim ki; çok şükür sadece çiş yapmış :) temiz çamaşırları hızla giydirip uçağa tam anlamıyla depar atarak yetiştik ve binip oturduk.
inişte yeni bir macera bizi bekliyormuş meğer :)
kapıda bebek arabamız yoktu. boarding alan arkadaş, bebek arabası için bagaj etiketi almadığından ve üzerinde hala Etihad Airlines'a ait etiket olduğundan, bebek arabamız dış hatlar bagaj teslime doğru gitmişti. halbuki biz transit transfer yolcu değildik. beynim dönüyordu ama Ankara'ya indiğimize seviniyordum. kapıdaki görevli , "siz iç hatlar bagaj teslime gidin, ben bebek arabanızı göndereceğim" dedi. istemeyerek de olsa peki dedik, çünkü başka çaremiz yoktu
Olgu elimde, İmge kucağımda tıpış tıpış iç hatlar bagaj teslime geldik. 
bagajı beklerken, ordaki yolculardan birinin eline tutuşturdum İmge'yi. çünkü kusarken çok ıslandığı için artık sling yoktu üzerimde. koluma kuvvet taşıyordum. bagajlar gelene kadar kucakladılar, sağolsunlar. sevdiler, ilgilendiler... 


bekledik ama bebek arabası gelmedi.. kayıp eşyaya gittik, o birilerini aradı, telsizden duyduk ki bizim bebek arabası dış hatlara gitmiş ama gelmiyormuş meğer, boşuna bekliyormuşuz. kayıp eşyadaki görevlinin araması üzerine yola çıktı... yani biz çıktı sandık...
bu arada bekliyoruz, İmge hala bir yabancının kucağında, Olgu yanımda... "çişim geldi" dedi... kızımı kucaklayan diğer yolcu, "siz gidin ben beklerim" dedi, "siz de gelin" dedim ama sıkılarak.. zaten bana yardım eden birine güvenemiyorum çünkü, sözkonusu bebek... koro halinde tuvalete gittik...
döndüğümüzde üzerinde "Olgu" etiketli bir isofix var sadece ve bizim değil. görevli etiketi okuyor, evet isim doğru ama biz bunu değil bebek arabamızı bekliyoruz... görevli geri döndü, derken bizim bebek arabası geldi... ve maceramız sona erdi :)
o ana kadar İmgeyi kucağında taşıyan yardımsever insan ve ailesi, bizi çıkışa kadar yolcu ettiler. eşyamızı taşıdılar, yardım ettiler. çıkışta bizi bekleyen amcamızın arabasına kurulup da eve varıncaya kadar saat 21 oldu :)



derin bir ohh çektim :)



İmge kuzusu yatağında mışıl uykuya dalarken, oyuncaklarına kavuşmuş olan Olgu, "annecim aydede gelmesin, uyumak istemiyorum" dedi, 1 saat kadar oyuncaklarıyla oynadıktan sonra kendimizi yatağımıza atabildik :)
bu macera da böylece son buldu.

yol boyunca çocuklarım beni hiç yormadı, hiç üzmedi..
ama havayollarına -her iki havayoluna da- selam ve sevgilerimi yolluyorum aklıma geldikçe.


bu blogu yazmak bile 3 günümü aldı, anlatırken yoruldum.

bizi merakla bekleyenler okusun ve de tarihe geçsin lütfen, kucağında 2 çocukla bu yolculuğu yapan annenin dramı :)

sevgiler...