01 Temmuz, 2014

iki çocuklu hayattan notlar

birileri bizi sürekli merak ediyor, birileri halimize acıyor, birileri çok güçlü buluyor... tüm bunların ortasında "ben nasıl hissediyorum acaba?" sorusuna karşılık bulmak güçleşiyor...
aslında ben kendimi iyi hissediyorum, konu o değil... konu; "çokça insan yanılıyor olamaz, acaba gerekten sanıldığı kadar güçlü müyüm? bana acır bakışlarla bakan bu kalabalığa bakılırsa, galiba zor durumdayım..." ikilemi... birileri sizi hep "takdir ederken", birilerinin sürekli; "yazık sana, ama geçecek bu günler, sabret" demesi işleri bazen karmaşıklaştırıyor. işleri değil de duyguları diyelim :)

bana gelince, bazen çok zor nefes alıyorum ama çokça zaman çok eğleniyorum... eğleniyoruz yani çocuklarla... yorgunuz ama mutluyuz :) uğraşmayın, başınıza gelmeden çözemezsiniz..

neyse efendim... bugün size, iki, üç çocuk hedefleyenlere, başından geçenlere, geçmek üzere olanlara bazı notlar aldım, burdan buyrun....

bakın bizim evde, 25 ay aralı iki çocukla hayat nasıl geçiyor;

*büyük olan evdeyken, 3-4 ay boyunca, küçük olanın yaşamsal ihtiyaçlarını karşıladıkça yatağına bıraktık. böylece zoraki bir uyku eğitimi de vermiş olduk.
*büyük evdeyken, küçük olanla ilgilenmek gerektikçe, onu da bu işlere dahil ettik. bezini ve kremini getirdi, banyosunda küçük tasıyla su döktü, çorabının tekini giydirdi vesaire..
*küçük olan emiyorken, büyük olanı bir süre oyalayacak bir aktivite bulduk. 
*yine küçük olan memedeyken, onun ne yaptığını merak eden abisine; "onun bebek sütü içtiğini, küçükken kendisinin de böyle yaptığını ama artık büyüdüğü için dolaptan kendi sütünü alıp içebildiğini" söyledik. dolaba sütleri onun boy hizasında yerleştirdik. ama kucaklayıp getirdiği 5 kutu sütün ardından, dolaba hergün sadece 1 kutu süt koyduk :)
*akşam uykularında önce küçüğü uyuttuk. abimize vakit yarattık. bu süreçte anne oğul beraber vakit geçirebildik. kucaklaştık, tepindik.
*abimiz de uyuduktan sonra, küçük olanı gece emzirmek gerekince fonda "white noise" açtık. bunu, birinden biri uyurken, diğeri rahatsız olmasın diye hep yaptık.
* ilk zamanlar abinin, küçük olana fındık, muz vesaire yedirme çalışmalarının önüne geçmek için, bebeklerin dişleri olmadığı için bunları yiyemediğini anlattık. "sen de bebekken yemiyordun" dedik. komik bulduk, beraber güldük :)
*ikisini yalnız bırakıp uzaktan izledim. birbirlerine daha doğrusu büyüğün küçüğe zarar vermek isteyip istemeyeceğini görmekti amacım. gerçekten zarar vermiyorsa ses çıkarmadım. böylece büyük olan küçük olanı yaşam alanına dahil edebildi.
*abisi zaman zaman kardeşini kıskandığında bu duygunun normal olduğunu ona anlattım. bu duyguyla başedebilmeyi öğrenmeye çalışıyoruz, neyse ki çok sık başımıza gelmiyor.
*şimdilerde Olgu, İmge'yi çok seviyor. kimsenin kucağına vermek istemiyor. sabahları uyanıp onu öpüyor, akşamları ben uyuturken, gelip bize kitap okuyor.
*hep sakince ve duygularını adlandırarak ilerlemeye çalışıyoruz. bunun faydalı olduğuna inanıyorum.
*abimiz hergün İmge büyüsün, onunla oynasın diye bekliyor :)
*sabahları Olgu kreşe giderken, İmge'nin de bebek okuluna gittiğini, benimse işe gittiğimi söylüyorum. evde bizi yalnız bırakmadığı fikri onu rahatlatıyor.

zaman zaman çok yoruluyorum. Olgu da çok yoruluyor.
"kaliteli zaman" yaratarak bu sorunları aşmaya çalışıyoruz. aşıyoruz. 
mutlu, huzurlu, dengeli olsunlar diye bir uğraş veriyoruz.
galiba oluyor.

Olgu ve İmge büyüyor. onlarla hayat çok güzel. eminim hep çok güzel olacak.
bir de şu çevrenin, hem acıyan hem takdir edip beğenen bakışlarını bir paydada toplayıp, anlayabilirsek herşey çok çok daha güzel olacak :)