28 Aralık, 2015

4 yaş demek

benim güzel oğlum 4 yaşını bitirdi.
ilk gözağrım, ilk anneliğim artık 4 yaşında.

peki 4 yaş ne demek biliyor musunuz siz :)

4 yaş demek, arkadaş olabiliyorsunuz demek. artık beraber dünya turuna bile çıkarsınız demek. 
rahat, keyifli, çocuk olmanın tadına varmak demek.
beraber sinemaya gidebilmek, oyun parklarında beraber koşturabilmek demek.
onunla yeniden çocukluğunuza kavuşabilmeniz demek.
birtakım krizsel dönemlerimiz hala olsa da, daha çok sabredebiliyor olmak demek.
küçük adamım artık beklemeyi, ertelemeyi biliyor demek. bugün olmazsa yarın, şimdi değilse sonra, eğer olmayacak bişeyse de kabullenebiliyor demek.

4 yaşı ve 2 yaşı aynı evin içinde birarada görünce daha iyi anlıyor insan.
kendisi yiyip içebilen, kendisi giyinebilen, tuvalete kendi gidip gelebilen olmak demek gerçekten süper kahraman olmak demek mesela :)

artık anı biriktirebiliyor olmak demek. 
kendi hatıralarını biriktirirken ona eşlik etmek demek.
onun artık pek çok şeyde size ihtiyaç duymadığını bilm
ek, parkta bi başına bisikletle turlarken, bankta oturabilmek demek mesela :)

onun günden güne ne kadar da büyüdüğünü izlerken, "yıllar çok acımasız hızlı geçiyor" diye hayıflanmak demek. daha çok sarılmak, daha çok öpmek, kucaklamak istemek ve bunların depolanması mümkün olsaydı keşke diye hayıflanmak demek.

sen çok güzel bir çocuk oldun benim güzel oğlum.
4 yaşın, süper kahraman yaşın kutlu, musmutlu olsun.
ömrün boyunca bu coşku ve heyecanla kalabilmeni çok isterim ama ne yazık ki mümkün olmuyor.
gene de diliyorum ki, hayat sana naif davransın, seni üzmesin.
benim kollarımın yetişemediği yerlerde seni sevgiyle kucaklasın.
hep sağlıkla, mutlulukla, neşeyle büyü.
hep içindeki çocukla kal.
güzel anılar biriktir, güzel insanlara dokunsun kalbin.

sen doğduğun günden beri beni büyütüyorsun. 
işta benim de anneliğim 4 yaşında.
beraber geçen yıllarımız hep tadında, ayarında olsun :)

seni çok seviyorum.
iyi ki doğdun.
gördün mü bak, 4 oldun :)


25 Ekim, 2015

Olgu'nun okul günleri

Olgu, geçtiğimiz Agustos ayının son günü bir ilkokulun anasınıfına başladı.
tam 3 yas 8 aylıkken.

bildiğiniz formasını, ayakkabılarını giydi, cantasını sırtına taktı ve beslenme cantasını da alıp okullu oldu.
ilk 3 hafta oryantasyonu sürdü.
ilk gün okulda beraber bir saat kaldık, o haftanın sonrasındaki günler kendisi 1 saat kaldı, ben aldım.
2. hafta ilk gün 2 saat kendi kaldı. yanına atıştırmalık hazırladık.
sonraki gün beraber öğle yemeği yedik. sonraki günler onu öğle yemeğinden sonra yani saat 12de aldım.
3. hafta artık saat 1de almaya başladım.
taaa ki bugüne kadar.

bugünden itibaren 2de alacağım. 
bir başka değişiklik ise, bugünden itibaren sınıfta değil, sınıf kapısında vedalaşacağız. 

sabah çantasındaki herşeyi anlattım. "bu morning snack, bu afternoon snack, bu da lunch" :) "tamam annecim" dedi.
okula gittik, çantasını sırtına taktık. sınıf kapısında vedalaştık ve içeri girdi. ilk 5 dakika bekledim. sorun olursa diye. ağlayan çocuklar vardı çünkü. 
ama bu kez o değil de ben ağladım :) yanında değil tabii ki, onu sınıfına bırakıp da arabaya kadar gidince.

ve bir kez daha anladım, hazır olmayan çocuklar değil biziz. onlar her yeniliğe açık. yeter ki, bu şey başına gelmeden önce onunla konuşun, onu bu duruma hazırlayın. çocuklar da bizim gibi, belirsizlikten ve beklemeden başına gelen ani şeylerden korkar. ama siz onu bu duruma hazırlarsanız, beraber güle oynaya doktora bile gidersiniz :)

bir kez daha anladım ki, aslında hazır olmayan benmişim. bu kadar çabuk büyümesi beni ağlatmış.
ne kadar da hızlı geçmiş meğer zaman.
büyümesine ve bağımsızlığını kazanmasına ne kadar da açıkmış. zaman onu  nasıl da iyimser kucaklamış. hep böyle kolay açılsın kapılar size.

bu da tarihe not olsun.
siz büyürken ben bazen ağladım. beni hep mutlu ettiniz :)




14 Ekim, 2015

Uyku rutini dedikleri

Olgu imge ben yatiyoruz.  Tam imge uyuyor, olgu yatağına gitmek istediğini söylüyor . İmge uyanıyor,  olgu yatağına gidiyor. İmgeyle yatiyoruz.  Tam imge uyuyor, olgu yastigini pandasini faresi toplayıp yanıma geliyor . İmge uyaniyor. Olgu imge ben yeniden yatiyoruz. İmge uyuyor. Olgu susuyor, su içmeye kalkıyor.  Geri geliyor. Gelince yatağıma götür beni diyor. Kucaklayip götürürken imge uyanıyor.  Olguyu yatağına bırakıp imgeyi yeniden uykuya daldiriyorum.  Yatağına bırakırken bi mizirdiyor,  sonra susuyor. Olgu kendi yatağında hala dönüyor.  Beni yanında istiyor,  sarılıyoruz.  Bi parti daha susuyor. Su iciyor. 5 dakika icinde bir kez daha yanima gelmek istiyor. Yataginda sariliyorum. En Sonunda 20 dakikaya kadar uykuya dalıyor. 

Her gece rutin.
İmdaaaaat


12 Ekim, 2015

Hayat zor

Olgu 4 yaşında. İmge 20 aylık.
10 Ekim de Ankara'da yapılan bir mitinge duzenlenen bombalı terör saldırısında 100 kişi öldü. Bugün 12 ekim 2015.
Bu evde 4 yıldır çocukların yanında haber izlenmiyor. Çünkü yürekleri çok büyük,  vicdanlilar ve bizden çok daha fazla iyi niyetliler.
Yaz başından beri ülkemde saat başı biri öldürülüyor.  Bunu izlemek, dinlemek, haberdar olmak, acısını taşımak ve sindirmek çok zor. Artık dislerim acıyor.  Bu haberleri çocukların yanında izlemiyoruz ki dünyaları kirlenmesin.
Hayır, sorularindan korktuğum için değil,  aksine vereceğim cevaplardan korktuğum için. Nasıl anlatırım onun güzel kalbine bunları. 
"İnsan insanı öldürüyor,  insanlar daha iyisine inandıkları için birbirini yokediyor. İlerisi yok bunun, görmüyorlar.  Taş olmuşlar,  birbirlerini yokediyorlar" diyebilir miyim?
"Bunlar şimdi oluyor, sen buyuyunce geçecek" yalanina kimi inandirabilirim.
O kadar güzeller ki çocuklar,  onların dünyasında herkes iyi, herkes süper kahraman, herkes polis ve herkes yarışçı. Bu kadar. Küçük görünüyor değil mi? Aslında çok büyük,  çünkü içi dolu. İçinde sevgi var, katiksiz,  karşılıksız. Art niyetsiz,  ofkesiz. .. duru, gerçek sevgi. Kacinizda var bu saydiklarim? Oysa hepimiz bir çocuk değil miydik başlangıçta?  Ne değişti?  Ne zaman değişti?
İşte bunun farkında olmalı insan önce. 
Sahi ne zaman ogreniyor insan kotu olmayi? Oldürmeye programlı,  gözünü kırpmadan işlenen cinayetleri, tereddütsüz yapılan tecavuzleri, bombaları,  hirsizliklari, yalanı,  uçkağıdı  nasıl anlatayım ben bu 4 yasa?
Nasıl olsa öğrenecekler dünyanın çok pis olduğunu diye düşünerek bosverirsem, o aydınlık dünyalarını karartmaz miyim? Çok gerçekçi olup, bak oğlum,  hayat aslında böyle,  aslında insanlar çok kötü diye başlayıp gerçekçi olsam? Gizleyerek onlara zarar mı veriyorum? Yoksa doğru olan bu mu? Bırakalım,  pembe dünyalarında yasasinlar mi?
Bence yasasinlar. Belki de dünyanın çok kötü bi yer olduğunu asla ogrenmezler.  Belki kendileri gibi mutlu büyümüş çocuklarla karşılaşırlar buyuduklerinde ve belki gerçekten "güzel kalan", "kötülük bilmeyen" bu çocuklar kurtarır dünyayı.
# dunyayi güzellik kurtaracak # demiyor muydu şair. ..

Sen o küçücük sandığın ama aslında çok büyük olan kalbinle,  geçen haftasonu bu bahçede minicik bir tarla faresi gördün Olgu.
"Yaziiiik annecim, ne kadar da guzel" dedin. Gulumsedin.  Biz de sana gulumsedik. Ama hayat öyle değildi.  O farenin gitmesi gerekiyordu. Babanla ben en kolay olacak yöntemi bulmak için biraz kafa patlattik. Çünkü öldürmek hiç bize göre değildi.  Baban klasik bir fare kapanı aldı.  Tutkalli yapışkanlı tuzaklari, uzun süre acı çekmesin diye almadık.  Dayanamazdim.
Sen fare kapanini görünce sordun. "Fare roketi" dedim. Sana gerçeği söyleyemedim affet. Ölümle,  öldürmekle ilgili pek çok gerçeği soyleyemedigim gibi.
"Anne fare bu rokete binip evine mi gidecek?" Dedin, evet dedim. Senin güzel kalbini seveyim 😊 keşke senin kadar iyi olabilseydim. Ertesi sabah erkenden kalkıp bahçeye baktım.  Kapan işini yapmıştı.  Sessizce babanı uyandirdigimda saat sabah 6ydi. Sakince kalktı ve onu ordan alıp kaldırdı.  Sırf siz uyanır uyanmaz gidip camdan bakınca, bahçede bu kötü resmi görmeyin diye. Kaldı ki uyanınca baktiniz,  roket gitmiş dedin. Sevindik beraber, o güzel fare evine gitti sandın.
Biz iyilik mi yaptık kötülük mu bilmiyorum.  Seni uzmeden, incitmeden, hayatın kuralını uygulamak gerekiyordu.  Büyüyüp de bunu okuma şansın olursa, iyi ki böyle yaptınız mı dersin yoksa kızar misin onu bilmiyorum. Düşün ki biz bi fareyi bile olduremiyoruz, dusunurken uykularimiz kaciyor. Bir suru vicdan yapiyoruz, keske kendi cekip gitse, keşke hiç gelmeseydi diyoruz. Senden önce de böyleydi, ama bu bizi vicdanlı yapar mı bilmiyorum çünkü neticede o fare ölüyor. Bu hayat işte.
Yanikisaca bu, aslında içinde iyilik de barındıran kötü bi hikaye. Hayat da böyle.  İçinde iyilikler ve iyiler de olan kötü bir yol. O yolda seni güçlendirecek tek şey vicdanın,  merhametin,  ışıldayan gözlerin .

Bizler iyi insanlar miyiz bilmiyorum, tek bildiğim çocukların çok iyi insanlar oldukları. Bu iyilikle buyuyun, kaybetmeyin. Biz aileniz olarak bu konuda elimizden geleni yapacağız.



Posted via Blogaway


11 Ekim, 2015

Benim hala umudum var

Benim hala umudum var



Benim güzel çocuklarım. ..
Bunun anne olmakla ilgisi yok, insan olmakla ilgisi var.
Ben bugunlerde en cok, ülkemin sürüklendiği uçurumun kıyısından sizin gülen gozlerinize bakıyorum.  Sonra hergün hergün patlayan bombaların yokettigi yasamlarin, ölmeden önce objektife bakarak verdikleri gülen fotoğraflarına bakıyorum.  O fotograflarda da sizin gülen gözlerinizi görüyorum.  Hiç fark yok.
Onlar büyümüş mü gerçekten?  Sizin gibi çocuk değiller mi daha anne babalarının koynunda, ayırt etmek güç.
Siz hep büyümek istiyorsunuz ya, ben de hep korkuyorum.
Bu ölümlerden,  bu umutsuzluktan, bu karanlık günlerden sizin geleceginiz adına korkuyorum.
Çünkü çok güzelsiniz.  Hepsi gibi...
Dünyanın herhangi bir yerinde büyümek,  benim ülkemde büyümek kadar korkunç olmamalı. 
Siz büyürken ben her zaman endişeli değilim elbet.  Öyle pırıl pırıl ki gozleriniz,  umudumu koruyorum. Baktığım bu karanlık uçurum,   sizden yana, sizin için aydınlığa kavussun istiyorum.
Bugünlerde en çok ellerinize sıkı sıkı tutunup, "biraz bekleyin, ilerisi aydınlık" demek istiyorum.
Siz güzel çocuklarım,  sizin gibi, size benzeyen güzel çocuklarla buyuyun. Birbirinizin elini, yüreğini,  bakışını hiç kaybetmeyin.
Bu karanlık insanların kalbini kurutacak olan, sizin o aydınlık bakislariniz çünkü.
Barışla,  demokrasiyle, aydinlikla ve Atatürk'le yürüyün.
Siz varsınız ya , benim umudum var.
Olmasaydiniz olmazdı.
Aydınlık gozlerinizden öperim herbirinizi ayrı ayrı.
Böyle bitecek sanıyor baslatanlar, bilmiyorlar ki bitirmek istedikleri, güçlerinden daha fazla.
Size aydınlık günler,  pırıl pırıl bi gelecek diliyorum.  Benim umudum sizsiniz.
Siz iyi ki varsınız.

Acı çekip , dibe vuracak günler değil bunlar çünkü siz varsınız.  Sizi görmezden gelmek, aydınlığı kaybetmek demek olur.
Benim umudum çok güçlü. 
Siz de güçlü olun.



Posted via Blogaway


20 Eylül, 2015

Topluma karşı "ben"

Siz ne kadar, cinsiyet vurgusu yapmadan çocuk buyutecegim,  desenizde; toplum 4 yandan bunu vurgulayarak büyütüyor çocuklarımızı. Hepten kontrolsüz kalmiyoruz tabii, ben bu ayrımın önüne geçebilmek için kendimce yöntemler geliştirdim ama bu cinsiyete vurgu yapan oyuncaklardan,   yiyeceklerden, kıyafet ve renklerden bunalmış durumdayım.
En son gözüme carpan,  o çok sevdiğim Lego markasının da "kız cocuklar" için geliştirdiğini gördüğüm friends serisi mesela. Kız çocuk için vurgulanan renkler pembe, lila renklerin ağırlığı ve de toplumun kadınlara yüklediği imajlara uygun tasarlanmış resmen. Oldum olası " kiz" çocuklar için uygun görülen oyuncakci raflarini sevmem zaten. Ütüler,  bebekler, makyaj takımları,  temizlik setleri, mutfaklar... Ben bu oyuncakların bir kısmını aldım evet, ama henüz İmge yokken, Olgu için. Mutfak aldım mesela, erkek çocuğa tamir seti alsana, daha uygun diyen oldu.  Neden, oğlum mutfağa girmesin mi?
Neticede, bir oyuncakcida en sevdiğim reyonlar erkek çocuk için ayrılmış olanlar. Teknik, mekanik, dizayn ne ararsan var. O yüzden bizim eve oyuncaklar genelde ordan alınıyor.  Tamir setiyle imge de oynuyor olgu da. Oyuncak mutfakta, ikisi de yemek yapıyor çoğu zaman. Doğrusu da bu zaten, oyuncaklar cinsiyetsizdir. Oyuncağın kızı erkeği olmaz. İkisi de bebekle ve arabayla oynayabilir.
Gelelim süpermarket raflarina. Kız çocuk için yapılan prensesli ambalajlar, erkek çocuk için yapılınca ya bir süper kahraman yada robotlu falan. Yani eve prenses ambalajlı birsey girerse,  olgu yemeyecek mi o şeyden?  İnanılır gibi değil.  Buna kendini kaptıran anne babalar kızları için frozenli, oğulları için Transformersli paket ararken çok yorulabilirler benden söylemesi 😀
Başka bir konu renkler. Kızlar pembe, erkekler mavi ya hani,  işte o konu. 
İmge'nin 1 yaş gününde hazırladığım mavi siyah tütünün üzerine , kızım için mavi bir tişört arayıp gezerken çok yorulmuş ve cok kizmistim. Bütün kız çocuk reyonlari pembe, Mor,  lila ve beyaz ağırlıkta.  Elbette başka renkler de var. Ama bulması zor ve sıkıntılı.

Ama ben bu sıkıntıyı asacagim. Cinsiyet vurgusu yapmadan buyutecegim çocuklarımı. Oyuncaklar da cinsiyetsizdir,  yiyecekler de.
Günü geldiğinde,  bozulan muslugun contasini imge de degistirebilmeli olgu da. Gelen misafirine olgu da çay demleyebilmeli imge de.
Çünkü hayat böyle. .. Böyle olması gerekiyor 😊


15 Nisan, 2015

yol nereye?

inanılmaz bir tempoda yaşıyorum.
ya da bana öyle geliyor.
oturup blog yazacak vakit bulamadığıma göre... başka izahı yok gibi sanki.

her sabah 6da kalk, İmge'yi emzir, İmge'yi ve Olgu'yu hazırla. Olgu'nun çantasını hazırla.
7de evden çık. Olgu'yu okula, babayı işe bırak. eve dön. saat 8:45 olsun.
İmge arabada uyumamışsa, emzir. en iyi ihtimalle 10a kadar uyusun. uyanınca kahvaltısını hazırla, kendi kahvaltını yap. o oyalanırken ortalığı topla. varsa çamaşır, bulaşık... ki oluyor hep... öğle yemeği için birşeyler hazırla. saat 12 olsun. İmge'yle ilgilen, oyun oyna, işi gücü bırak. hepsi hepsi yarım saat sürsün. 
yemekler yensin, İmge 1de yeniden uyusun. çok yorgunsun, yanına uzan.
o dönsün dursun, sen sadece gözünü kapat. uyuyama.
kitap oku, telefon kurcala.
İmge 3te uyansın. karnı acıkmış olsun. birşeyler yedir. 
akşam yemeğini hazırlamaya başla. 
İmge ağlasın, ona bak.
İmge düşsün, koş ilgilen.
ocaktaki yanmasın, dikkat et.
Olgu'nun okuldan alınması gereken saat gelsin.
İmge'yi ağlarken oto koltuğuna oturt. alardır lovely baby cdlerini dinlemekten acıyan kulaklarına rağmen, gene o cd yi aç. o sakinleşsin.
Olgu'yu okuldan al, babayı işten al. 
dönüş yolunda, 1 saati aşkın süredir oto koltuğunda oturmak zorunda kalan İmge yol boyunca ağlasın.
sabahtan beri sakin tuttuğun sinirlerin artık boşalsın.
bir İmge'ye bir Olgu'ya bağır. 
neyse ki yol bitsin, eve gel. saat 19:30.
hızla akşam yemeği ye, yedir.
masadan kalksınlar, Olgu babayla az oynasın. İmge babayla az yürüsün.
saat 20:30.
"kitap okuyalım, yatalım hadi çocuklar" saati.
21:30... ver elini uyku.

İmge gece bir sebebten uyanmazsa biraz uyu dinlen. yok yok, kendine vakit ayır, kafa boşaltacak işler yap. kitap oku, telefon kurcala. uyu, uyuyama...
sabah 6 olsun. döngü yeniden başlasın.

abartmıyorum, durum bu.
çok yorgunum, çok yoruluyorum.

haftasonları her kahvaltıdan sonra, imgeyi uyuttuktan sonra, evi, olguyu, imgeyi babaya bırakıp birkaç saat evden kaçışım bundan.

bu yol nereye gider? bu günler aynı hızla geçtiğinde bu yorgunlukları hatırlar mıyım?
yazamadım ne zamandır, durum böyle çünkü.

hepinize bizden kucak dolusu sevgiler :)

01 Mart, 2015

bir emzik başarı hikayesi daha

Olgu'nun emziği bırakma hikayesini burda paylaşmıştım. 
sıra İmge'nin hikayesinde :)


emzik İmge için de, aynı Olgu da olduğu gibi sadece arabada ve uykuda kullanılan bir araçtı bizim için.
yine bir nezle işimizi kolaylaştırdı.
burnunu mu çekse, emziği mi emse ikilemine son vermek için emziği rafa kaldıralı bugün tam 10 gün oluyor.
ilk gecemizin çok zor geçtiğini anlatacak kelime bulamıyorum. evet emzik bizim için sadece uyku aracıydı ama önemli bir araçmış demek ki, çünkü İmge her yarım saatte bir ağlayarak uyandı. emziğini aradı. kucağımda sakinleşti. uyudu, uyandı... defalarca. pes edecek gibi oldum. sonra kendime geldim. uyku öncesi bu bağımlılık bizi arabada oldukça zorluyordu çünkü. arabada uykusu gelse bile uyuyamayan, emzik aranan ama uyku halinin verdiği sinirlilikle, her emziği uzatışımda fırlatıp atan, sonra emziksiz kalan ama bir türlü de uykuya geçemeyen bir bebek vardı çünkü karşımızda. her gün ortalama 2.5 saatini arabada geçiren bir bebeğin, bu bağımlılıktan kurtulması gerekiyordu. o çok zorladığı anlarda pes etmeyi aklımdan geçirmiş olsam da, bunları düşündükçe de kendime geldim :)
ertesi güne hiçbir iz kalmamıştı. geceden kalan bir yorgunlukla, sanki doğduğundan beri her uykusunda emdiği emziği bırakmak çok zor olacak gibi gelmişti bana ama benim bal kızım, kendisinden beklediğim gibi çok başarılı oldu. ertesi günlerde hiç aramadı, sormadı. ilk birkaç gün arada eli ağzına gitti, emzik ister gibi oldu ama uykuya da kolayca daldı.

sizin bu kadar işbirliğine açık çocuklar olmanızdan yana çok mutluyum :)
hayata başarılarınızla dolu geçsin.
sizi çok seviyorum :)

05 Şubat, 2015

bal kızım 1 yaşında

sonra birgün sen geldin... o gün işte tam da geçen yıl bugündü...

seni kucağıma verdikleri anda, kalbime, hemen abininkinin yanına yeni bir oda açtın. nefes alabileceğim, aydınlanıp ışık olabileceğim, can diyebildiğim yeni bir oda... aydınlık, mis kokulu gülüşlerinle doldurdun.
sen gelmeden ben bilemezmişim meğer, kalabalık bir kalbin nasıl atacağını. sen gelmesen ben hiç öğrenemezmişim iki odalı bir kalbin beni nasıl da büyüteceğini.
iyi ki geldin. sen de iyi ki bizi seçtin.
seninle geçen son 1 yıl, senin 1 yaşın ne çok şey öğretti bana.
2 nin 1 den iyi olduğunun altını yeniden çizdik mesela seninle.
sen minik, sıcak, küçük gövdenle bana dokunup beni kucakladığında, cennete değdi kalbim.
sen her gülüş olduğunda aydınlandı içim, arındı tüm kötülüklerden.
saf sevgi demekmiş zaten çocuk sahibi olmak, ben seninle 2 çocuklu hayatın içinde, 2ye 1 diyebilmeyi öğrendim. 2 parçalı 1 bütünü kalbime sığdırabilmeyi, hayatımın bundan sonrası için hep temkinli olmayı, mutluluğun 2 katının aslından daha kıymetli olduğunu öğrendim.


benim minik kızım, minicik kız çocuğum, sana söz veriyorum;

sen büyürken, ben hep burda olacağım.
ağladığında omuz, üşüdüğünde kucak, dilediğinde arkadaş, sığındığında anne olacağım her zaman.
seninle büyüyen bir kalbim olduğu için şanslıyım çok. çünkü sen, bana bu duyguyu tattırdın.
hayatın boyunca hep sevdiklerin ve sevenlerinle birlikte ol. içindeki küçük kız çocuğu hep seninle olsun. hayallerin hayatın, hayatın hayallerin olsun. sen hep mutlu ol. başarıların, mutlulukların, gururların ve sevginle yaşa. hep önde olmak değil, hep mutlu olmak olsun hedefin. minik adımların yol göstericin olsun ve hep güzelliklere koş. güzellikler de senin peşini bırakmasın. dolu dolu yaşa, kaygısız, dertsiz bir ömür diliyorum sana.
hep ilk günkü ışıkla parlasın gözlerin.

sen bize iyi ki geldin.
iyi ki doğdun :)

03 Şubat, 2015

içimdeki hamarat anne

bundan 5 sene önce falan sorsalardı yanından bile geçmezdim böyle şeylerin.
aklıma bile gelmezdi.

ama meğer ben birgün minik oğlum için şemsiyeden deniz anası yapacakmışım.
meğer minik kızımın doğumgününe tütüler hazırlayacakmışım.
kendi ellerimle hem de :)







siz geldiniz ve benim hayatımın bir adı "mucize" oldu.
daha ne olsun.

sizi çok seviyorum :) iyi ki benim çocuklarımsınız.

29 Ocak, 2015

günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali

nasıl geçiyor zaman anlamıyorum.
dün bir arkadaşımı aramak istedim, telefona baktım, en son 10 gün önce konuşmuşuz.
halbuki dün konuşmuşuz gibi geliyor bana.

hangi ara geçti o 10 gün? nasıl ışık hızıyla yaşıyorum ben böyle? zaman denen kavramın bir merhameti yok mu bana :D

her sabah 6:30da başlıyor mesaim.

mesai deyince, annelik mesaisinden söz ediyorum tabii.
7de evden çıkmadan önce, İmge'yi hazırla, Olgu'yu hazırla, çantasını kontrol et. eksikleri tamamla.
yüzbin kere falan "hadi" de.
evden çık, arabaya binerken de birkaç kez "hadi" de. önce babayı işe, sonra Olgu'yu okula bırak. can sıkıcı trafikte eve döndüğünde 1 saati devirmiş ol. İmge'nin uykusu gelsin. emzir, uyut.
o uyurken kendi kahvaltını hazırla, onun kahvaltısını hazırla. askıda çamaşır varsa topla, ufak tefek gündelik temizliğe el at.
İmge uyansın. kahvaltıları yapın. sonra onunla biraz vakit geçir. mutfağa geç. yemek hazırla. bulaşıkları yıka, makinaya çamaşır at. derken öğlen olsun. karınları doyurun. saat 1 olsun. İmge yeniden uyusun. o uyurken 2 saat senin. dinlen, uzan, kitap oku. ama başka hiçbirşey yapma :)
3te uyansın. kefir, yoğurt öğünü yapsın. 4te evden çıkacağımız için gene hızlı hızlı herşey. makinadan çıkanları asalım. bulaşıkları da toparlayalım. Olgu'yu okuldan alma vakti.
okuldan alıp gelelim, saat 5 olsun.
onun okul sonrası atıştırması, akşam yemeği rötuşları, İmge'nin akşam yemeği aradan çıksın derken saat 6:30.
bir yarım saat oturabilirsem ne ala. 7 de babamız evde. yemek telaşı, toparla, oyun oyna, çocuklarla ilgilen derken 8:30. uyku saati. Olgu'nun uykusu babada, her akşam 2 kitap, ardından uyku.
İmge emip uyuyor. o benim yanımda.
çocuklar devrilince ben de devriliyorum. ne bu koşturmaca böyle dediğinizİ duyar gibiyim.
yazarken yoruldum :)
İmge'nin diş, naz ve atak dönemlerinde gecede 7 kere de uyanıyor olduğunu varsayarsak, ben ne zaman dinleneceğim? kesintisiz uyku neydi? ne zaman baharlar gelecek :D

günler ve geceler böyle dolu olunca, haliyle "ne zaman 10 gün geçmiş, ne zaman Ocak bitmiş, ne ara 1 yıl geçti buraya geleli, İmge de 1 yaşına geldi yahu, Olgu'ya baksana, 3 seneyi devirdi bile" demekle geçiyor hayat.

tatlı ama yorucu. keyifli ama zor. 
eğlenceli ama sıkıcı.
şikayet etmek yok, yola devam.

içimi döktüm, rahatladım. 
tüm bunların dışında herşeyin tozpembe göründüğü instagram ve facebook dünyasında hayat güzel devam ediyor tabii. orası vitrin... orası bu düdüklü tencerenin pısssttt noktası :)
olmazsa olmaz.

hepinize sevgiler :)

21 Ocak, 2015

oo piti pitiii


zaman zaman karşılaştığım bir soru var;

- ikisinden birini daha çok sevdiğini düşünüyor musun?
tabii ki "hayır" diyorum, "evlat bu, birinin diğerinden farkı yok kalbimde".








şöyle düşünelim, 



eğer iki çocuğunuz varsa;
"iki" parçalı "bir" değerli şey" var hayatınızda. o iki şey "bir" aslında.
parçalardan birinin eksikliği o bütünü bozuyor.
parçalardan birinin eksik olduğunu düşünemiyorsunuz bile.
"o iki şey" birlikte olduğunda "bir" tam oluyor beyninizde, kalbinizde, hücrelerinizde.
siz aslında "bir" şeyi çok seviyorsunuz ama o şey "iki" parçalı.


bilmem anlatabildim mi :)
"iki, bir'den güzeldir" son olarak...


sevgiler :)

08 Ocak, 2015

havalar nasıl olursa olsun...

bir yerde okudum, "Abu Dhabi'de 2 mevsim var, biri yaz, diğeri sıcak yaz" diyordu. şimdi yaz mevsimindeyiz. yani, sanırım.
dışarıda sabahları hava 15-16 derece oluyor, öğlene doğru 24lere falan çıkıyor, akşam yine serinliyor. kısa kollu, şortlu geziyoruz. Bi Ankara'nın 15-16sı değil yani. ayaz ayaz yüzünüze vurmuyor soğuk. tatlı bir serinlik yani. denize bile giriliyor. benim açımdan böyle en azından. ama mesela koca kişisi bu havada denize girmez, o ayrı :)

gelelim evin küçük erkeği ve küçük kızına.
henüz Olgu'yu ve İmge'yi uzun kollu birşeyin içinde göremedik. İmge'ye zaman zaman giydirmeyi denesem de kollarını çekiştirip durdu. Olgu zaten bildiğiniz gibi, 3 yaş ergeni. ona birşey giydirmek ne mümkün.
bu sabah da her sabah olduğu gibi, okula bıraktığımda şortlu ve tişörtlüydü.
aynı anda annesiyle gelen başka bir minik mont giymiş, bere takmıştı. benimki onun yanında çıplaktı yani. öyle sayılır diyelim :D
düşündüm de, bunu kış kabul ediyorlar burda. "mağazalarda satılan onca kışlığı kim giyecek" yada "giyiliyor mu acaba" diyordum geçen gün kendi kendime. bu havalarda buralılar giyiyormuş meğer. başka ne zaman giyecek ki montu zaten. illaki o para harcanak, o mont alınacak ve soğuk sayılmasa da bir iki kez giyilecek demek ki. bereler, atkılar, eldivenlere ise diyecek söz bulamıyorum.
şartlar bu olunca benim ayağı çorapsız, üstü başı incecik çocuklarım diğerlerinin yanında çıplak gibi duruyorlar. 

çünkü onlar mor inek :D

sevgiler...

06 Ocak, 2015

örnekli anlatım

3 yaş krizleri dedikleri şeyi yaşıyoruz. Burda anlatmıştım günler önce.
örnekleri o an not alıp kaydetmezsem unutuyorum çoğu zaman. çünkü öyle sık tekrarlıyor ki, akılda tutmak mümkün değil :)

şu diyalog size bişeyler anlatmama yardımcı olur sanırım.

2 sabah önce Olgu okula gidince oyuncaklarını toplamıştım. okuldan gelen Olgu;

- Neden topladın? Neden bozdun? !%&??^#!!?

Dersimi alan ben, dün Olgu okula gidince oyuncaklarını toplamadım. eve gelince Olgu;

-Neden toplamadın? Neden böyle bıraktın? ?^+!!##/??

şimdi anlatabildim mi :D

05 Ocak, 2015

kreşten okul öncesine

Olgu'nun 2 haftalık kış tatili bitti ve dün okula 3 aylık yeni dönem için, yeniden start verdik.
benim küçük oğlum, bu dönem başında, okul idaresi tarafından bize söylendiği gibi, kreş(nursery) sınıfından alınıp okul öncesi(pre school) sınıfına başladı. 
Olgu'nun kreşteki gelişimsel becerileri bu yönde bir karar alınmasını sağlamış. gerçekten gururlandım. benim oğlum büyüdü, büyüyor :)
zaman nasıl da hızlı geçiyor.

umarım bu dönem de ve hayatının her döneminde tabii, başarılarla, heyecanlarla birlikte geçer okul hayatı.

bol şans güzel oğlum :)