29 Ocak, 2015

günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali

nasıl geçiyor zaman anlamıyorum.
dün bir arkadaşımı aramak istedim, telefona baktım, en son 10 gün önce konuşmuşuz.
halbuki dün konuşmuşuz gibi geliyor bana.

hangi ara geçti o 10 gün? nasıl ışık hızıyla yaşıyorum ben böyle? zaman denen kavramın bir merhameti yok mu bana :D

her sabah 6:30da başlıyor mesaim.

mesai deyince, annelik mesaisinden söz ediyorum tabii.
7de evden çıkmadan önce, İmge'yi hazırla, Olgu'yu hazırla, çantasını kontrol et. eksikleri tamamla.
yüzbin kere falan "hadi" de.
evden çık, arabaya binerken de birkaç kez "hadi" de. önce babayı işe, sonra Olgu'yu okula bırak. can sıkıcı trafikte eve döndüğünde 1 saati devirmiş ol. İmge'nin uykusu gelsin. emzir, uyut.
o uyurken kendi kahvaltını hazırla, onun kahvaltısını hazırla. askıda çamaşır varsa topla, ufak tefek gündelik temizliğe el at.
İmge uyansın. kahvaltıları yapın. sonra onunla biraz vakit geçir. mutfağa geç. yemek hazırla. bulaşıkları yıka, makinaya çamaşır at. derken öğlen olsun. karınları doyurun. saat 1 olsun. İmge yeniden uyusun. o uyurken 2 saat senin. dinlen, uzan, kitap oku. ama başka hiçbirşey yapma :)
3te uyansın. kefir, yoğurt öğünü yapsın. 4te evden çıkacağımız için gene hızlı hızlı herşey. makinadan çıkanları asalım. bulaşıkları da toparlayalım. Olgu'yu okuldan alma vakti.
okuldan alıp gelelim, saat 5 olsun.
onun okul sonrası atıştırması, akşam yemeği rötuşları, İmge'nin akşam yemeği aradan çıksın derken saat 6:30.
bir yarım saat oturabilirsem ne ala. 7 de babamız evde. yemek telaşı, toparla, oyun oyna, çocuklarla ilgilen derken 8:30. uyku saati. Olgu'nun uykusu babada, her akşam 2 kitap, ardından uyku.
İmge emip uyuyor. o benim yanımda.
çocuklar devrilince ben de devriliyorum. ne bu koşturmaca böyle dediğinizİ duyar gibiyim.
yazarken yoruldum :)
İmge'nin diş, naz ve atak dönemlerinde gecede 7 kere de uyanıyor olduğunu varsayarsak, ben ne zaman dinleneceğim? kesintisiz uyku neydi? ne zaman baharlar gelecek :D

günler ve geceler böyle dolu olunca, haliyle "ne zaman 10 gün geçmiş, ne zaman Ocak bitmiş, ne ara 1 yıl geçti buraya geleli, İmge de 1 yaşına geldi yahu, Olgu'ya baksana, 3 seneyi devirdi bile" demekle geçiyor hayat.

tatlı ama yorucu. keyifli ama zor. 
eğlenceli ama sıkıcı.
şikayet etmek yok, yola devam.

içimi döktüm, rahatladım. 
tüm bunların dışında herşeyin tozpembe göründüğü instagram ve facebook dünyasında hayat güzel devam ediyor tabii. orası vitrin... orası bu düdüklü tencerenin pısssttt noktası :)
olmazsa olmaz.

hepinize sevgiler :)

21 Ocak, 2015

oo piti pitiii


zaman zaman karşılaştığım bir soru var;

- ikisinden birini daha çok sevdiğini düşünüyor musun?
tabii ki "hayır" diyorum, "evlat bu, birinin diğerinden farkı yok kalbimde".








şöyle düşünelim, 



eğer iki çocuğunuz varsa;
"iki" parçalı "bir" değerli şey" var hayatınızda. o iki şey "bir" aslında.
parçalardan birinin eksikliği o bütünü bozuyor.
parçalardan birinin eksik olduğunu düşünemiyorsunuz bile.
"o iki şey" birlikte olduğunda "bir" tam oluyor beyninizde, kalbinizde, hücrelerinizde.
siz aslında "bir" şeyi çok seviyorsunuz ama o şey "iki" parçalı.


bilmem anlatabildim mi :)
"iki, bir'den güzeldir" son olarak...


sevgiler :)

08 Ocak, 2015

havalar nasıl olursa olsun...

bir yerde okudum, "Abu Dhabi'de 2 mevsim var, biri yaz, diğeri sıcak yaz" diyordu. şimdi yaz mevsimindeyiz. yani, sanırım.
dışarıda sabahları hava 15-16 derece oluyor, öğlene doğru 24lere falan çıkıyor, akşam yine serinliyor. kısa kollu, şortlu geziyoruz. Bi Ankara'nın 15-16sı değil yani. ayaz ayaz yüzünüze vurmuyor soğuk. tatlı bir serinlik yani. denize bile giriliyor. benim açımdan böyle en azından. ama mesela koca kişisi bu havada denize girmez, o ayrı :)

gelelim evin küçük erkeği ve küçük kızına.
henüz Olgu'yu ve İmge'yi uzun kollu birşeyin içinde göremedik. İmge'ye zaman zaman giydirmeyi denesem de kollarını çekiştirip durdu. Olgu zaten bildiğiniz gibi, 3 yaş ergeni. ona birşey giydirmek ne mümkün.
bu sabah da her sabah olduğu gibi, okula bıraktığımda şortlu ve tişörtlüydü.
aynı anda annesiyle gelen başka bir minik mont giymiş, bere takmıştı. benimki onun yanında çıplaktı yani. öyle sayılır diyelim :D
düşündüm de, bunu kış kabul ediyorlar burda. "mağazalarda satılan onca kışlığı kim giyecek" yada "giyiliyor mu acaba" diyordum geçen gün kendi kendime. bu havalarda buralılar giyiyormuş meğer. başka ne zaman giyecek ki montu zaten. illaki o para harcanak, o mont alınacak ve soğuk sayılmasa da bir iki kez giyilecek demek ki. bereler, atkılar, eldivenlere ise diyecek söz bulamıyorum.
şartlar bu olunca benim ayağı çorapsız, üstü başı incecik çocuklarım diğerlerinin yanında çıplak gibi duruyorlar. 

çünkü onlar mor inek :D

sevgiler...

06 Ocak, 2015

örnekli anlatım

3 yaş krizleri dedikleri şeyi yaşıyoruz. Burda anlatmıştım günler önce.
örnekleri o an not alıp kaydetmezsem unutuyorum çoğu zaman. çünkü öyle sık tekrarlıyor ki, akılda tutmak mümkün değil :)

şu diyalog size bişeyler anlatmama yardımcı olur sanırım.

2 sabah önce Olgu okula gidince oyuncaklarını toplamıştım. okuldan gelen Olgu;

- Neden topladın? Neden bozdun? !%&??^#!!?

Dersimi alan ben, dün Olgu okula gidince oyuncaklarını toplamadım. eve gelince Olgu;

-Neden toplamadın? Neden böyle bıraktın? ?^+!!##/??

şimdi anlatabildim mi :D

05 Ocak, 2015

kreşten okul öncesine

Olgu'nun 2 haftalık kış tatili bitti ve dün okula 3 aylık yeni dönem için, yeniden start verdik.
benim küçük oğlum, bu dönem başında, okul idaresi tarafından bize söylendiği gibi, kreş(nursery) sınıfından alınıp okul öncesi(pre school) sınıfına başladı. 
Olgu'nun kreşteki gelişimsel becerileri bu yönde bir karar alınmasını sağlamış. gerçekten gururlandım. benim oğlum büyüdü, büyüyor :)
zaman nasıl da hızlı geçiyor.

umarım bu dönem de ve hayatının her döneminde tabii, başarılarla, heyecanlarla birlikte geçer okul hayatı.

bol şans güzel oğlum :)