25 Ekim, 2015

Olgu'nun okul günleri

Olgu, geçtiğimiz Agustos ayının son günü bir ilkokulun anasınıfına başladı.
tam 3 yas 8 aylıkken.

bildiğiniz formasını, ayakkabılarını giydi, cantasını sırtına taktı ve beslenme cantasını da alıp okullu oldu.
ilk 3 hafta oryantasyonu sürdü.
ilk gün okulda beraber bir saat kaldık, o haftanın sonrasındaki günler kendisi 1 saat kaldı, ben aldım.
2. hafta ilk gün 2 saat kendi kaldı. yanına atıştırmalık hazırladık.
sonraki gün beraber öğle yemeği yedik. sonraki günler onu öğle yemeğinden sonra yani saat 12de aldım.
3. hafta artık saat 1de almaya başladım.
taaa ki bugüne kadar.

bugünden itibaren 2de alacağım. 
bir başka değişiklik ise, bugünden itibaren sınıfta değil, sınıf kapısında vedalaşacağız. 

sabah çantasındaki herşeyi anlattım. "bu morning snack, bu afternoon snack, bu da lunch" :) "tamam annecim" dedi.
okula gittik, çantasını sırtına taktık. sınıf kapısında vedalaştık ve içeri girdi. ilk 5 dakika bekledim. sorun olursa diye. ağlayan çocuklar vardı çünkü. 
ama bu kez o değil de ben ağladım :) yanında değil tabii ki, onu sınıfına bırakıp da arabaya kadar gidince.

ve bir kez daha anladım, hazır olmayan çocuklar değil biziz. onlar her yeniliğe açık. yeter ki, bu şey başına gelmeden önce onunla konuşun, onu bu duruma hazırlayın. çocuklar da bizim gibi, belirsizlikten ve beklemeden başına gelen ani şeylerden korkar. ama siz onu bu duruma hazırlarsanız, beraber güle oynaya doktora bile gidersiniz :)

bir kez daha anladım ki, aslında hazır olmayan benmişim. bu kadar çabuk büyümesi beni ağlatmış.
ne kadar da hızlı geçmiş meğer zaman.
büyümesine ve bağımsızlığını kazanmasına ne kadar da açıkmış. zaman onu  nasıl da iyimser kucaklamış. hep böyle kolay açılsın kapılar size.

bu da tarihe not olsun.
siz büyürken ben bazen ağladım. beni hep mutlu ettiniz :)




14 Ekim, 2015

Uyku rutini dedikleri

Olgu imge ben yatiyoruz.  Tam imge uyuyor, olgu yatağına gitmek istediğini söylüyor . İmge uyanıyor,  olgu yatağına gidiyor. İmgeyle yatiyoruz.  Tam imge uyuyor, olgu yastigini pandasini faresi toplayıp yanıma geliyor . İmge uyaniyor. Olgu imge ben yeniden yatiyoruz. İmge uyuyor. Olgu susuyor, su içmeye kalkıyor.  Geri geliyor. Gelince yatağıma götür beni diyor. Kucaklayip götürürken imge uyanıyor.  Olguyu yatağına bırakıp imgeyi yeniden uykuya daldiriyorum.  Yatağına bırakırken bi mizirdiyor,  sonra susuyor. Olgu kendi yatağında hala dönüyor.  Beni yanında istiyor,  sarılıyoruz.  Bi parti daha susuyor. Su iciyor. 5 dakika icinde bir kez daha yanima gelmek istiyor. Yataginda sariliyorum. En Sonunda 20 dakikaya kadar uykuya dalıyor. 

Her gece rutin.
İmdaaaaat


12 Ekim, 2015

Hayat zor

Olgu 4 yaşında. İmge 20 aylık.
10 Ekim de Ankara'da yapılan bir mitinge duzenlenen bombalı terör saldırısında 100 kişi öldü. Bugün 12 ekim 2015.
Bu evde 4 yıldır çocukların yanında haber izlenmiyor. Çünkü yürekleri çok büyük,  vicdanlilar ve bizden çok daha fazla iyi niyetliler.
Yaz başından beri ülkemde saat başı biri öldürülüyor.  Bunu izlemek, dinlemek, haberdar olmak, acısını taşımak ve sindirmek çok zor. Artık dislerim acıyor.  Bu haberleri çocukların yanında izlemiyoruz ki dünyaları kirlenmesin.
Hayır, sorularindan korktuğum için değil,  aksine vereceğim cevaplardan korktuğum için. Nasıl anlatırım onun güzel kalbine bunları. 
"İnsan insanı öldürüyor,  insanlar daha iyisine inandıkları için birbirini yokediyor. İlerisi yok bunun, görmüyorlar.  Taş olmuşlar,  birbirlerini yokediyorlar" diyebilir miyim?
"Bunlar şimdi oluyor, sen buyuyunce geçecek" yalanina kimi inandirabilirim.
O kadar güzeller ki çocuklar,  onların dünyasında herkes iyi, herkes süper kahraman, herkes polis ve herkes yarışçı. Bu kadar. Küçük görünüyor değil mi? Aslında çok büyük,  çünkü içi dolu. İçinde sevgi var, katiksiz,  karşılıksız. Art niyetsiz,  ofkesiz. .. duru, gerçek sevgi. Kacinizda var bu saydiklarim? Oysa hepimiz bir çocuk değil miydik başlangıçta?  Ne değişti?  Ne zaman değişti?
İşte bunun farkında olmalı insan önce. 
Sahi ne zaman ogreniyor insan kotu olmayi? Oldürmeye programlı,  gözünü kırpmadan işlenen cinayetleri, tereddütsüz yapılan tecavuzleri, bombaları,  hirsizliklari, yalanı,  uçkağıdı  nasıl anlatayım ben bu 4 yasa?
Nasıl olsa öğrenecekler dünyanın çok pis olduğunu diye düşünerek bosverirsem, o aydınlık dünyalarını karartmaz miyim? Çok gerçekçi olup, bak oğlum,  hayat aslında böyle,  aslında insanlar çok kötü diye başlayıp gerçekçi olsam? Gizleyerek onlara zarar mı veriyorum? Yoksa doğru olan bu mu? Bırakalım,  pembe dünyalarında yasasinlar mi?
Bence yasasinlar. Belki de dünyanın çok kötü bi yer olduğunu asla ogrenmezler.  Belki kendileri gibi mutlu büyümüş çocuklarla karşılaşırlar buyuduklerinde ve belki gerçekten "güzel kalan", "kötülük bilmeyen" bu çocuklar kurtarır dünyayı.
# dunyayi güzellik kurtaracak # demiyor muydu şair. ..

Sen o küçücük sandığın ama aslında çok büyük olan kalbinle,  geçen haftasonu bu bahçede minicik bir tarla faresi gördün Olgu.
"Yaziiiik annecim, ne kadar da guzel" dedin. Gulumsedin.  Biz de sana gulumsedik. Ama hayat öyle değildi.  O farenin gitmesi gerekiyordu. Babanla ben en kolay olacak yöntemi bulmak için biraz kafa patlattik. Çünkü öldürmek hiç bize göre değildi.  Baban klasik bir fare kapanı aldı.  Tutkalli yapışkanlı tuzaklari, uzun süre acı çekmesin diye almadık.  Dayanamazdim.
Sen fare kapanini görünce sordun. "Fare roketi" dedim. Sana gerçeği söyleyemedim affet. Ölümle,  öldürmekle ilgili pek çok gerçeği soyleyemedigim gibi.
"Anne fare bu rokete binip evine mi gidecek?" Dedin, evet dedim. Senin güzel kalbini seveyim 😊 keşke senin kadar iyi olabilseydim. Ertesi sabah erkenden kalkıp bahçeye baktım.  Kapan işini yapmıştı.  Sessizce babanı uyandirdigimda saat sabah 6ydi. Sakince kalktı ve onu ordan alıp kaldırdı.  Sırf siz uyanır uyanmaz gidip camdan bakınca, bahçede bu kötü resmi görmeyin diye. Kaldı ki uyanınca baktiniz,  roket gitmiş dedin. Sevindik beraber, o güzel fare evine gitti sandın.
Biz iyilik mi yaptık kötülük mu bilmiyorum.  Seni uzmeden, incitmeden, hayatın kuralını uygulamak gerekiyordu.  Büyüyüp de bunu okuma şansın olursa, iyi ki böyle yaptınız mı dersin yoksa kızar misin onu bilmiyorum. Düşün ki biz bi fareyi bile olduremiyoruz, dusunurken uykularimiz kaciyor. Bir suru vicdan yapiyoruz, keske kendi cekip gitse, keşke hiç gelmeseydi diyoruz. Senden önce de böyleydi, ama bu bizi vicdanlı yapar mı bilmiyorum çünkü neticede o fare ölüyor. Bu hayat işte.
Yanikisaca bu, aslında içinde iyilik de barındıran kötü bi hikaye. Hayat da böyle.  İçinde iyilikler ve iyiler de olan kötü bir yol. O yolda seni güçlendirecek tek şey vicdanın,  merhametin,  ışıldayan gözlerin .

Bizler iyi insanlar miyiz bilmiyorum, tek bildiğim çocukların çok iyi insanlar oldukları. Bu iyilikle buyuyun, kaybetmeyin. Biz aileniz olarak bu konuda elimizden geleni yapacağız.



Posted via Blogaway


11 Ekim, 2015

Benim hala umudum var

Benim hala umudum var



Benim güzel çocuklarım. ..
Bunun anne olmakla ilgisi yok, insan olmakla ilgisi var.
Ben bugunlerde en cok, ülkemin sürüklendiği uçurumun kıyısından sizin gülen gozlerinize bakıyorum.  Sonra hergün hergün patlayan bombaların yokettigi yasamlarin, ölmeden önce objektife bakarak verdikleri gülen fotoğraflarına bakıyorum.  O fotograflarda da sizin gülen gözlerinizi görüyorum.  Hiç fark yok.
Onlar büyümüş mü gerçekten?  Sizin gibi çocuk değiller mi daha anne babalarının koynunda, ayırt etmek güç.
Siz hep büyümek istiyorsunuz ya, ben de hep korkuyorum.
Bu ölümlerden,  bu umutsuzluktan, bu karanlık günlerden sizin geleceginiz adına korkuyorum.
Çünkü çok güzelsiniz.  Hepsi gibi...
Dünyanın herhangi bir yerinde büyümek,  benim ülkemde büyümek kadar korkunç olmamalı. 
Siz büyürken ben her zaman endişeli değilim elbet.  Öyle pırıl pırıl ki gozleriniz,  umudumu koruyorum. Baktığım bu karanlık uçurum,   sizden yana, sizin için aydınlığa kavussun istiyorum.
Bugünlerde en çok ellerinize sıkı sıkı tutunup, "biraz bekleyin, ilerisi aydınlık" demek istiyorum.
Siz güzel çocuklarım,  sizin gibi, size benzeyen güzel çocuklarla buyuyun. Birbirinizin elini, yüreğini,  bakışını hiç kaybetmeyin.
Bu karanlık insanların kalbini kurutacak olan, sizin o aydınlık bakislariniz çünkü.
Barışla,  demokrasiyle, aydinlikla ve Atatürk'le yürüyün.
Siz varsınız ya , benim umudum var.
Olmasaydiniz olmazdı.
Aydınlık gozlerinizden öperim herbirinizi ayrı ayrı.
Böyle bitecek sanıyor baslatanlar, bilmiyorlar ki bitirmek istedikleri, güçlerinden daha fazla.
Size aydınlık günler,  pırıl pırıl bi gelecek diliyorum.  Benim umudum sizsiniz.
Siz iyi ki varsınız.

Acı çekip , dibe vuracak günler değil bunlar çünkü siz varsınız.  Sizi görmezden gelmek, aydınlığı kaybetmek demek olur.
Benim umudum çok güçlü. 
Siz de güçlü olun.



Posted via Blogaway