27 Nisan, 2012

günlerimiz nasıl geçiyor

su gibi... 
aynen çağıl çağıl çağlayan bir su gibi geçiyor. sabahtan akşama, haftadan haftaya, aylara nasıl bağlanıyor bu zaman anlamıyorum gerçekten. 

"uyanıyoruz, kakamızı yapıyoruz, bezimiz değişiyor, hazır çıplak kalmışken üstümüz değişiyor, emiyoruz, tekrar kaka yapıyoruz, bezimizi yeniden değiştiriyoruz, az önce emmiş olduğumuz için bu kadar hareket sonucunda kusuyoruz, tekrar üstümüz değişiyor. o arada uykumuz geliyor, uyumak için sabırsızlanıyor ve mızıldamaya başlıyoruz. bu mızıldama uyumaya çalışırken konuşmaya dönüşüyor. anlatacak çook şeyimiz oluveriyor bir anda. uykuya itiraz döneminin ardından kendimizi koyveriyoruz artık... 1 saat sürmüyor, uyanıyoruz yeniden. bezimiz değişiyor, oyun saati. keşke birkaç elimiz daha olsa, hepsini kucaklayabilsem çabalarıyla, oyuncaklarla konuşa konuşa, anneyi oyuna çağıra çağıra bi süre takıldıktan sonra haliyle acıkıyoruz yeniden. karnımız doyuyor, bezimiz kirleniyor, hemen değişiyor. biraz daha oyun, 1 saat daha uyku..."
bir-iki defa daha aynı döngü ve sonrasında akşam 8 ediyoruz bir şekilde. akşam uykumuz kolay gibi, karnımız doyarken uykuya geçiyoruz. gece çok uyanmıyoruz... eh anne çok yoruldu, uyusun biraz mı diyor artık, ne diyorsa :)) 
bu döngünün içine, banyoyu, anneyle parkta biraz yüyürüşü, tırnak kesmeyi, burun temizlemeyi, her defasında ağlamasını, gün içinde mızırdandığında, kendisine hiç kızmamayı, uzattığında sinirlenmemeyi, ani duygu değişimlerine engel olmaya çalışmak ve bunu başarmak için çoooook uğraşmayı ve aklıma gelmeyen daha nice aktiviteyi eklersek gerçekten su gibi geçiyor zaman. nasıl oluyor anlamıyorum bile, ne ara o kıyafetler küçülüveriyor, ne zaman bu gülücükler, bu konuşmalar böyle anlamlı bir hale dönüşüyor hiç farketmiyorum. ama dopingimi de bunlardan alıyorum. annelik sadece emzirmek ve alt değiştirmek sananlara güç gösterisi yapacak değilim, halimden memnunum çok. o gülünce, benimle konuşunca, elini yanağıma koyup uyuyunca, mis saçlarını koklayınca unutuyorum ne kadar yorulmuştum, gerçekten yorulmuş muydum :)
bir de yorgunluk yorgunluk dediğim elbetteki fiziksel yorgunluk, ruhum bir minik aşkla sarhoş ve öylesine meşgul ki beynim bu işle, zaman geçerken bende detoks etkisi yaratıyor. bu aşkla arınıyorum zihin karmaşalarından ve yenileniyorum sürekli.
varsın günler böyle su gibi geçsin, bu minik ayaklar koşmaya başlasın, bu minik eller ellerimin içinde büyüsün... bu kuzu hep mutlu, hep şanslı olsun diliyorum meleklerden. hayatı boyunca hep gülsün. ben bu zamanları çok özleyeceğimi şimdiden kestirebiliyorum. bu duyguya engel olmak imkansız, içimden hep bu anları çok sevdiğimi tekrarlıyorum, herşeyi hafızama kaydetmeye çalışıyorum ama biliyorum bu böyle olmuyor...
zaman su gibi geçiyor. zaman geçerken bize bir dokunuyor, büyüyoruz... 
minik aşkım, aşkı kendinden büyük adamım; seni çok seviyorum. hep mutlulukla büyü... bu su gibi geçen zaman, hep iyi gelsin sana...

1 yorum:

  1. gözünün önünde büyük bir adam ,harika bir insan olması dileğiyle.

    YanıtlaSil