03 Haziran, 2014

biz geldik, iyiyiz :)



korktuğum başıma gelmedi çok şükür demek isterdim.. aslında yine de demeliyim belki, tam bilmiyorum. karmakarışık duygular içerisindeyim...
çocuklarımdan yana hiç sıkıntı yaşamadım bu yolculukta, sırf onu için bile şükürler olsun denir aslında :) en büyük teşekkürü ben onlara borçluyum.

gelelim konumuza;

ilk uçuşumuz Etihad Airlines, bizi uçağa aldıktan sonra, kalkması gereken saatten tam iki buçuk saat sonra kalkınca, doğal olarak İstanbul - Ankara arası aktarma uçuşumuzu kaçırdık. güzel Sırp hostes yanımıza gelip, "üzülmeyin, aktarmanızı biz organize edeceğiz" dedi, "rahat olun" dedi. dört buçuk saat için bile olsa bunu düşünmeden yolculuk yapabildik en azından.

bize uçakta bebekyatağı takılabilen koltuklardan verdiler. dolayısı ile zaman zaman İmge'yi oraya atıp Olgu'yla ilgilenebildim. gerçi bu uzun yolculukta, Olgu'nun kendisine verilen busy bag pek içini açmasa da, check in yaparken talep ettiğimiz çocuk yemeği ona çok cazip geldi ve keyifle yemeğini yedi. sonra da kah camdan bakarak, kah koridorda turlayarak seyahat etti. tam Ankara semalarına varmıştık ki; İstanbul'a inene kadar 1 saat boyunca uyudular. evet çoğul yazıyorum, benim çocuklarım senkronize bir şekilde uyuyorlar :D

İstanbul'a indikten sonra işler hiç umduğumuz gibi gelişmedi. film burda başlıyormuş meğer, önceki reklammış :) bizi uçağın çıkışında bekleyen görevlilerle birlikte transfer masasına vardığımızda saat 15ti. bize söylendiği kadarıyla Etihad, bizim için 16:50 uçağına rezervasyon yapmıştı ancak bu bilgi THYnin ekranında görünmediği için boarding pass alamıyorduk. saat 15:30 olduğunda, bu uçağa yetişemeyeceğimizi söylediler ama nedense yine de görevlilerin ısrarıyla, rezervasyon ekrana düşsün diye bekliyorduk. sinirleniyordum, daha pasaport kontrol var... bagaj alınacak... Olgu acıkıyor, çişi geliyor... İmge acıktı, huzursuz emmek istiyor... aklımda deli sorular...


o arada derede İmge'yi emzirdim ama Olgu'nun çişini aktarma uçağına saklamıştık ve bu pek mümkün olmayacak gibi görünüyordu. 
konuyu açmazsam aklına getirmem diye düşünüp söz etmiyordum ama içim içimi yiyordu. bankodaki görevli kadın, yüksek sesle; "bu böyle olmayacak, iç hatlara geçin, sizi 17 uçağına alsınlar. alacaklar. bir problem olursa beni arayın" dedi ve uçak çıkışında bizi karşılayan görevli ile birlikte hızlı bir şekilde, business class pasaport kontrolden geçip iç hatlara doğru koşmaya başladık. bu arada saat 16:30 olmuştu bile. 17 uçağına yetişemeyeceğimiz ortadaydı ve karşımıza her çıkan görevliye, bu hikayeyi baştan, en baştan anlatıyorduk. sonra bizi 18 uçağına yetiştirmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen bir başka görevli geldi. ben sinirlerimi artık kontrole demiyordum, etmek de istemiyordum. vakit geçiyordu.. Olgu oyalansın diye ordaki bir şekerciden saçma sapan şekerler aldık.. İmge sling içinde çok bunalmış olacak ki birden fışkırarak kusmaya başladı.. rengi beyaza döndü.. eyvah dedim, bayılıyor çocuk :(
Olgu'ya bebek arabasını İmge'ye vermesini söyledim. gönülsüz verdi... saat 17:30 olmuştu ve hala bir milim ilerleme yoktu... 
bağırdım, kızdım.. o anda artık, çocuklarımdan başka hiçbirşeyi gözüm görmüyordu ve sabahın 6sından beri yoldaydık.. tahammülüm kalmamıştı... ben, o ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen görevliye sağlam bir fırça attıktan hemen sonra Olgu bana dönüp, "anne kakam geldi", dedi. ona sakince, "burda zor durumda olduğumuzu, isterse küloduna yapabileceğini, bunun onun hatası olmadığını" anlattım. "ben temizlerim" dedim. "tamam" dedi ve ıkınmaya başladı :( artık gerçekten sinirlendiğimi, o anda alanda görmeyen kalmadı sanırım.


bir yandan yanımdan geçerken; "tüh kadına yardım da etmiyorlar", "vah vah insanlık ölmüş" şeklinde serzenişlerin de verdiği cesaretle, "ne yapıp edip 18 uçağına beni yetiştirmelerini, artık daha fazla bekleyemeyeceğimi" tekrar ve yüksek sesle söyledim. ve nihayetinde, uçağın çıkışından beri bizimle olan görevlinin "tamam" demesiyle, 18 uçağına doğru depar atarken bulduk kendimizi. boarding pass ler onun elindeydi ve evet ankaraya uçuyorduk sanırım nihayet :)

bagajlarımızı iç hatlar uçuşuna bu görevli teslim etti, bebek arabası için etiket almamış. "kapıda söyleriz" dedi, "zaten kapıdan teslim alacaksınız". okey dedik ve koşarken ara verip olgunun altını değiştirmek istedim. korka korka eşofmanı indirdim ki; çok şükür sadece çiş yapmış :) temiz çamaşırları hızla giydirip uçağa tam anlamıyla depar atarak yetiştik ve binip oturduk.
inişte yeni bir macera bizi bekliyormuş meğer :)
kapıda bebek arabamız yoktu. boarding alan arkadaş, bebek arabası için bagaj etiketi almadığından ve üzerinde hala Etihad Airlines'a ait etiket olduğundan, bebek arabamız dış hatlar bagaj teslime doğru gitmişti. halbuki biz transit transfer yolcu değildik. beynim dönüyordu ama Ankara'ya indiğimize seviniyordum. kapıdaki görevli , "siz iç hatlar bagaj teslime gidin, ben bebek arabanızı göndereceğim" dedi. istemeyerek de olsa peki dedik, çünkü başka çaremiz yoktu
Olgu elimde, İmge kucağımda tıpış tıpış iç hatlar bagaj teslime geldik. 
bagajı beklerken, ordaki yolculardan birinin eline tutuşturdum İmge'yi. çünkü kusarken çok ıslandığı için artık sling yoktu üzerimde. koluma kuvvet taşıyordum. bagajlar gelene kadar kucakladılar, sağolsunlar. sevdiler, ilgilendiler... 


bekledik ama bebek arabası gelmedi.. kayıp eşyaya gittik, o birilerini aradı, telsizden duyduk ki bizim bebek arabası dış hatlara gitmiş ama gelmiyormuş meğer, boşuna bekliyormuşuz. kayıp eşyadaki görevlinin araması üzerine yola çıktı... yani biz çıktı sandık...
bu arada bekliyoruz, İmge hala bir yabancının kucağında, Olgu yanımda... "çişim geldi" dedi... kızımı kucaklayan diğer yolcu, "siz gidin ben beklerim" dedi, "siz de gelin" dedim ama sıkılarak.. zaten bana yardım eden birine güvenemiyorum çünkü, sözkonusu bebek... koro halinde tuvalete gittik...
döndüğümüzde üzerinde "Olgu" etiketli bir isofix var sadece ve bizim değil. görevli etiketi okuyor, evet isim doğru ama biz bunu değil bebek arabamızı bekliyoruz... görevli geri döndü, derken bizim bebek arabası geldi... ve maceramız sona erdi :)
o ana kadar İmgeyi kucağında taşıyan yardımsever insan ve ailesi, bizi çıkışa kadar yolcu ettiler. eşyamızı taşıdılar, yardım ettiler. çıkışta bizi bekleyen amcamızın arabasına kurulup da eve varıncaya kadar saat 21 oldu :)



derin bir ohh çektim :)



İmge kuzusu yatağında mışıl uykuya dalarken, oyuncaklarına kavuşmuş olan Olgu, "annecim aydede gelmesin, uyumak istemiyorum" dedi, 1 saat kadar oyuncaklarıyla oynadıktan sonra kendimizi yatağımıza atabildik :)
bu macera da böylece son buldu.

yol boyunca çocuklarım beni hiç yormadı, hiç üzmedi..
ama havayollarına -her iki havayoluna da- selam ve sevgilerimi yolluyorum aklıma geldikçe.


bu blogu yazmak bile 3 günümü aldı, anlatırken yoruldum.

bizi merakla bekleyenler okusun ve de tarihe geçsin lütfen, kucağında 2 çocukla bu yolculuğu yapan annenin dramı :)

sevgiler...





1 yorum: