17 Haziran, 2014

montessori dedikleri

Olgu 22 aylıkkenden beri yuvaya gidiyor.


bizim en büyük şanssızlığımız; Olgu'nun Türkiye'de iken 6 ay süreyle devam etmiş olduğu yuvanın çok iyi olması. içi boş bir kelime değil, gerçekten dolu dolu bir "çok iyi".
aslında tesadüfen seçilmiş, eve yakın olduğu için tercih edilmiş ve üzerinde çok durulmamıştı ancak zaman ilerledikçe, Olgu'ya kattıklarını gördükçe içimiz rahatladı. aktiviteleri, etkinlikleri, her ay okulu ziyaret edip çocuklara oyun sergileyen tiyatro topluluğunu, doktorlarını anlatmaya kelimeler yetmiyor benim için... mutfak konusundaki titizlikleri ve okul müdürü ile öğretmenlerinin içten yaklaşımları ile biz bu okulu aldık, kısa sürede başımıza taç yaptık.


derken ayrılık vakti geldi çattı, biz pılıyı pırtıyı toplayıp babamızın yanına, Abu Dhabi'ye doğru yola çıkarken, okul ahalisi ile birlikte ağladık :) çok zor geldi ayrılık bana, bize... hele ki böyle küçük, butik tam bir yuva kıvamında ise okul...
Abu Dhabi'ye vardığımızda ise, çevre ve okullar hakkında fazla bilgi sahibi olamama ve de en önemlisi büyük ölçüde vakit darlığı sebebiyle babamızın bir iş arkadaşının 2 yaşındaki kızını gönderdiği bir montessori okuluna kayıt yaptırdık. gelgelelim bu "montessori" kafası pek bize uymadı. herşeyin en başında söylediğimiz gibi, önce içimize sinecek ki mutlu olalım. içimize bir türlü sindiremediğimiz için, aile boyu mutlu da olamadık. 
Olgu 8 hafta boyunca bu okula devam etti. 8 hafta boyunca, boyundan büyük bir çanta; yedek çamaşırlar ve beslenme çantalarıyla kendisine eşlik etti. bütün bu yükün yanında benim minik oğlum, okula başladıktan 2 hafta sonra "tuvalet" meselesine el attı. bezleri İmge'ye verdi, bu hikayeyi burda ve burda yazmıştım, biliyorsunuz :) bu konuda okulla işbirliği yapmak gerekti ki, başladığımız yerde saymayalım veya en kötüsü "gerilemeyelim"... ama ilk günler yolunda giden herşey, 4. haftanın sonunda bozuldu ve Olgu, okuldan ıslak çamaşırlarla gelip, üstüne bir de eve girer girmez tuvalete koşmaya başladı. bir süre Olgu'yu izleyip sonra okulla konuştuk, halledildi neyse ki..
süreç boyunca okulda birkaç sıkıntı daha oldu; Olgu açısından sıkıntılı durumlar... bir itiş kakış yaşadığı, kendisinden yaşça büyük bir kız arkadaşından özür dilemek "zorunda" bırakıldı... benim düşüncem; "çocuklar elbette aralarında sorunlar yaşayacak ama problemi çözme kısmı doğru değil"... yeri gelmişken montessori; çocukları yaş gruplarına göre ayırmaz, yeteneklerine göre gruplar ve ona göre hareket eder. felsefe güzel değil mi :) evet teoride çok güzel ama sürü halinde koşuşturan, yaşları 15 ayla 5 yaş arasında değişen 30dan fazla çocuğun yeteneklerini gözlemleyip bunları gruplayacak öğretmeni henüz bulamamış olmalılar ki, bu konu bizi biraz yordu. 
şöyle ki, Olgu'nun hayatında o dönemde pek çok değişken bir aradaydı. kardeş gelmişti, baba gitmişti, sonra sevdiği okulundan ayrılmış ve babanın yanına taşınmıştık. ev değişmişti, oyuncaklar ve düzen değişmişti, yaşadığı ülke ve gittiği okul nedeniyle dil değişmişti... tuvalete girmeye başlamıştı... liste uzar. konu özetle şu ki, bu hassas döneminde, birebir oryantasyona tabii kalmadan böyle bir grup içine bırakılan çocuk mutsuz olur. oldu da nitekim. 

bizden izin almadan, Paskalya bayramında, okuldan çıkarılıp sahilde bir parka götürülmelerini ise hatırlamak dahi istemiyorum...
gelelim can sıkıcı başka detaylara; montessori materyalleri iyi, hoş, güzel elbette... mutlaka motor becerileri, matematik becerileri, duyuları ve algıyı geliştirmeye yönelik. ancak 2 yaşındaki bir arkadaşın, tüm gün boyunca bu materyallerle oynamasına, dikkat etmesine, dağıtıp bozmamasına uğraşmak gerçekten işkence olsa gerek... okulun sene sonu partisinde sunum yapan müdire hanımı dinlerken, ben yoruldum, gerisini siz düşünün... nizam içinde puzzle yapıp, blok dizen 2 yaşında canavarlar göze hiç de sağlıklı görünmüyor benim tarafımdan bakılınca.
neticede, son günlerde pek popüler bir şekilde ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan, yeni gibi görünen aslında çok eski bir akım olan ve zamanında Maria Montessori adlı bir yurt öğretmeninin , kendi dönemindeki, "elde avuçta ne varsa onlarla oynayalım, hem oynayalım hem öğrenelim" mantığıyla yola çıkmış ve döneminde çok başarılı olmuş bir akımın bize pek bir faydası olmadı. olmadığı gibi, Olgu okulda yaşadığı sorunlardan dolayı kendisini güvensiz hissetmeye, okula gitmek istememeye ve evde de hırçınlaşmaya başladı.
"oyun oynamak istiyorum, okula gitmek istemiyorum" cümlesi size herşeyi anlatır sanırım. böyle ağlayan bir çocuk için, gerçekten çok üzücü bir dönem olduğunu düşünüyorum.


gel Montessori, seninle bir anlaşma yapalım; biz senin güzel, eğitici aktivite ve uygulamalarını kendimizce seçip evimizde uygulamaya devam edelim ama çocuğumu rahat bırak... bırak ki okulda koşsun, zıplasın, oynasın, çamura ve boyaya bulansın... içinden geldiği gibi dizsin, devirsin, bozsun, yapsın... mutlu olsun, mutlu etsin..

o yüzden biz Eylül'de yolumuza artık seninle değil, bir İngiliz okulu ile devam etmeyi düşünüyoruz.

şimdi çekilebilirsin :)

ps: dil konusunda epey yol katettik ama bunu hangi okulda olsa yapardı sanki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder